BOŞLUK

29 Mart 2010 Pazartesi

YAŞAMAK

                                                                                                                                                    
YAŞAMAK ,DOYASIYA YAŞAMAK,SAHİP OLDUĞUN
TEK GERÇEĞİ  SOYUTLAMAK  İÇİNDİR!











resim POLİKİNİK DİLEMMANIN,çalışmasıdır

24 Mart 2010 Çarşamba

FİŞLENDİM PARDON MİMLENDİM.

Hayatıma daır sadece yedi şey yazması bile kolay.
1.Orta okul üçe giderken öğlenciydim bir tek sınıf vardı sabahçı orta iki .platonik aşkım o snıfa gidiyordu.
onun sınıfına gidebilmek için sınıfta kaldım,ama malesef bütün ısrarlarıma rağmen gerçekleşmedi ve okulu bıraktım.
2.On altı yaşımdayken duvarlara ne amerika ne rusya bağımsız demokratik türkiye yazarken yakalandım.
3.Askerden sonra geçici olarak taksi şöförlüğüne başladım.Gerçekten geçiciymiş,on beş yıl sonra dolmuşa geçtim.
4.Oyıllarda kent efem adlı ilk özel radyoyla tanıştım.
5.Kent efemde yayınlanan kaybedenler külübünün hüseyin ustası olarak saygı gördüm .ve çok iyi dostluklar edindim .hayatımın belkide en anlamlı günlerini yaşadım .beni anlayan bir toplumda değer görerek.
6.Trafik fobisi hastalık derecesinde artınca şöförlüğü bırakmak zorunda kaldım.şimdi televizyon açınca tayyıbin,diğer zamanlardada karımın dırdırından soyutlanmak için bloğda karalıyorum ayrıca haberiniz olsun iş arıyorum.
7.Son olarak ekşi sözlük yazarlarının,ekşi sözlükte benim için yazdıkları o güzel yazılarından dolayı kendilerine
teşekkür ederek yedi maddeyi tamamlıyorum.ve aşağıdaki blogları ben de fişliyorum pardon mimliyorum.

1Sözün bittiği yer
2Azıcık her şeyden
3Dalgaları aşmak
4 Ali zaferşapcı
5Polikinik dilemma
6Gergin
7Caput magnus confusus
Bir de beni izlemediği halde mim liyen    Aylak madama   teşekkür ederim

22 Mart 2010 Pazartesi

KARA GÜN 13. bölüm


Günler kısa çatışmalar köylerden yiyecek aramalar ve imparatorluk ordusunun dahada zayıflamasıyla geçiyordu.Köylülerin sade basit hayatları şimdilik çok fazla değişmediği için işgalin önemini fazlaca önemsemiyorlardı .sadece ellerindeki hayvan sayısı azalmıştı .Ama kasabalar yoksulluğu artan işsizliği ve her geçen gün kara imparatorluğun baskılarını ta derinlerde hissediyor ve yaşıyorlardı,buna rağmen insanlarda bir suskunluk ve teslimiyetçilik hakimdi.Kara gün komutan tarafından oluşturulan sekiz kişilik şovalye gurubunun başindaydı. görevleri ikmal  yollarını kesen kara imparatorluk ordusuna vur kaç taktiğiyle saldırmak bazende uzak dağ köylerine gidip yiyecek toplamaktı.gündüzleri pırıltıyı fazla düşünemiyordu ama geceleri bir özlem ve doldurulamayan bir boşlukla sabahları ediyordu .pırıltı ise doğurduğu erkek çocuğu ve yaşlı ninesiyle  vaktinin çoğunu geçiriyor oda  geceleri kara günün dönüşünü hayal ederek uykuya dalıyordu.Çoğu zaman yüreğinde kara günün hayatı için duyduğu kaygılar onu mutsuz ediyordu.Köylerden yiyecek almak için gittikleri bir gündü impara torluk sarayına çok uzak olmayan bir köye girdiklerinde çocuklar etraflarına toplanmış ilgiyle şövalyeleri izliyorlardı ,yavaş yavaş çocuklara kadınlar ve köyün erkekleride katılmıştı kadınlar çocuklar gibi meraklı gözlerle şövalyeleri süzüyor ,erkekler ise verecekleri koyunları düşünüyordu.Sakalları çenesinin altına kadar uzanmış köyün din adamı yanlarına gelip ne istediklerini sordu.şövalyeler isteklerini iletirken din adamı gözlerinde oluşan fakat şövalyelerin farkedemediği sinsi vehain bakışını dağlara doğru çevirerek koyunların çobanlar tarafından yaylıma götürüldüklerini ancak akşamın karanlığında köye döneceklerini söyledi.
çobanlar geldikten sonra istediklerinizi hazırlarız sizde geceyi misafirhanede geçirirsiniz,gece gitmenize hiç gerek yok diyerek şövalyeleri misafirhaneye götürdü,yol da da bir yandan şövalyelere iltifat ediyor kralı ve kara imparatorluk ordusunu lanetliyordu.Misafirhane çok geniş bir odadan oluşuyordu iki yana doğru tahta döşekten yatak ortadada yanan bir soba vardı ,sekiz kişinin yatabilmesi için yakın evlerden yataklar getirtilip yer döşekleri hazırlandı.kara gün uykuya dalana kadar sebebini bilmediği bir sıkıntıyla yer döşeğinde bir oyana bir buyana döndü.Şövalyeler misafirhaneye yerleşir yerleşmez haber güvercinleri uçtu.Sabahlar normal zamanlarda güneş ile ısınırdı fakat o gün bir gülültünün ardından yattıkları misafir hanenin yangınıyla uyandılar çatı ve etrafındaki ahşap duvarlar tutuşmuş dışarıdan ise küfürler ve talimatların oluşturduğu kalabalık insan seslerinden oluşmuş bir gürültü geliyordu.Şövalyeler kılıçlar ellerinde çatışmak için dişarıya çıktı ama yüzlerce küresel asker etraflarını sarmıştı en öndede okçular vardı.Bir ok ihaneti perçinledi ,bir ok ülkenin bağrına saplandı, bir ok  ülkenin geleceğini köreltti,bir ok esareti müjdeledi  ve bir ok karagünün gözlerindeki pırıltıyı
söndürdü...
     O SABAH BÜTÜN ÜLKE  GÜNEŞ DAHA DOĞMADAN KUTSAL BİR IŞIKLA AYDINLANDI
BÜTÜN İNSANLAR  EVLERİNDEN DIŞARI  ÇIKIP  IŞIĞIN KAYNAĞINI  MERAK  ETTİ.
BİNLERCE IŞIKTAN  ADAM  SAVAŞ MEYDANINA  YÜRÜYORDU  BAŞLARINDA   IŞIKTAN  ATININ  ÜZERİNDE  DAHA  ÖNCEKİ  KURTULUŞ SAVAŞINI  VERMİŞ ÜLKENİN  GERÇEK  KRALI  YÜRÜYORDU  KARARLI  EMİN  ADIMLARLA  HEMEN  YANIBAŞINDA  KESİK  ŞÖVALYE  DİĞER YANINDA DA PIRLTININ  BABASI  VARDI   KARA GÜN   ARKALARINDAN  HEMEN  FARKEDİLİYORDU   GÖZLERİNDEKİ  PIRILTI  HER  ZAMANKİNDEN  DAHA  GÜÇLÜ  YANSIYORDU...
                                                                                                                                               son

20 Mart 2010 Cumartesi

KARA GÜN 12.bölüm


İmparatorluk ordularının şövalyelerini görmek tanrının süretini görmek gibiydi kara gün ve 5. muhafız için.Çam ağaçlarının arasından fırlayan savaş tanrıları  gibiydiler .Hep uzaktan ejderhalarıyla saldırıp bir çok arkadaşlarının ölmesine neden olan küresel askerleri nihayet yanı başında bulan şövalyeler öfke seli gibi silip geçmişlerdi.Kara gün şövalyelerden birisini tanıyordu ayni dönemde ünvan almışlardı,birbirlerini gördüklerinde inanılmaz sevinmişlerdi.Şövalyeler dağlara kazılan devasa tünelleri kontrol için yeni kazılmaya başlanmış diğer bir dağa giderken çatışmayı görmüş ve katılmışlardı.Kervan şövalyelerin eşliğinde imparatorluk ordusunun karargahının bulunduğu bir dağa doğru yola devam etti,dağın yamacında kayalık kısmın başladığı yerde iki atın yanyana sığacağı genişlikte mağarayı andıran bir tünelden dağın içine girdiler.tünelin içi girişinden daha genişti duvardaki meşalelerin aydınlattığı tünel düz bir şekilde devam ettikten sonra geniş bir meydana çıkıyordu meydandada dağın bir çok yerine çıkılabilen birden fazla tüneller vardı .meydanın içine dağın dışından sızdığı belli olan yuvarlak küçük bir pencere .Pencerenin hemen altında da bir masa ve bir kaç sandalye vardı dışarıdan sızan gün ışığı bir adamın sert bakışlarını pencerenin önünden her geçişinde aydınlatıyordu.adam sinirli bir şekilde ileri geri hızlı adımlarla volta atıyordu.Kara gün adamı daha ilk gördüğünde tanıdı şövalyelerin komutanı lord berkay dı,berkay amcasının yakın arkadaşıydı kara gün daha çocukken amcası ve berkay tarafından çok şimartılırdı berkay evli olmadığı için kara günü oğlu gibi severdi.
Altı ay önce arkadaşı kesik şövalyenin idam edildiğini,yeğeni kara gününde bir çatişmadan sonra kaçarken vurulduğu haberini almıştı.o gün den sonra saraya hiç gitmemiş giderse ayni şeylerin kendi başınada geleceğini
anlamıştı,hoş kendi başını düşündüğü yoktu kendisinin ölümünden sonra imparatorluk ordusunun dağılacağını,ülkeninde sahipsız kalacağını bildiği için kralın bütün diretmelerine karşın kendisine yapılan suçlamaları kabül etmemiş ve teslim olmamıştı .kendisine çok bağlı olan çok sayıda şövalye ile direnişini kara imparatorluk ordusunun ülkeye girmesine rağmen sürdürüyordu.Kara imparatorluk ordusu ülkeye girdikten sonra ateş kusan ejderhalarıyla lordun şatosu yakılıp yıklmış ordunun karagahı dağıtılmıştı,saldırıda çok sayıda şövalye hayatını kaybetmiş orduda dağlara doğru çekilmek zorunda kalmıştı,açık alan ejderhaların saldırısı altında olduğu için ağaçların kamufle ettiği bir yerden dağların içine devasa tüneller kazıp dağların içini karargah haline getirmişlerdi,şimdi ayni tüneller diğer dağlarda açılıyordu.Ordu ejderha ateşinden korunabiliyordu ama şimdide yiyecek sıkıntısı baş göstermişti,kara imparatorluk ordusu bütün ikmal yollarını kesmişti ara sıra barikatlar küçük saldırılarla aşılıp köylerden yiyecek getirebiliyorlardı.Fakat bu durum fazla iç açıcı değildi köylüler her geçen gün dahada yoksullaşıyor ,okyanus ötesinden yeni yeni küresel askerler geliyordu.Lord berkay bütün bu olumsuzlukları düşünerek volta atarken karşısına dikilen kara günü görmemişti bile taki kara günün lordum diye seslendiği ana kadar.Komutan berkay bu çok tanıdık ve özlenilen sesle düşüncelerinden sıyrıldı.başını kaldırdığında karşısında gördüğü kara gün ile gözleri aydınlandı sevinç ve şaşkınlıkla ağzından gün diye sessizce bir kelime döküldü,sonra memleketine sarıldığı gibi kara güne sarıldı sevgiyle ve kuvvetli bir şekilde.Sorumluluk ve stres komutan berkayın duygularını patlama noktasına getirmişti,vucudunu kara gün den ayırdığında bir çocuk gibi ama suskun göz yaşi seli yanaklarından süzüldü
bu bunalım içerisinde şu an olduğu kadar mutlu olabileceği başka bir şey yoktu.Kara günün dönüşü komutan berkayın gözlerinde inanç ve güven olarak yansımaya başlamıştı silinen göz yaşından sonra.Kara gün ve berkay olup bitenleri saatlerce oturup konuştular ve neler yapabileceklerini sorguladılar bütün bu olumsuzlukların içerisinde olumlu bir şey vardı oda halen yaşiyor olmalarıydı.İnsan yaşiyorsa umutlarıda yaşiyordur.
                                                                                                             devam edecek

19 Mart 2010 Cuma

KARA GÜN 11.bölüm


Değirmende geçirilen gecenin sabahında kervan yoluna devam etmeye başladı ,bir müddet derenin akış yönüne gittikten sonra,kara imparatorluk ordusunun kontrol noktalarının çokça olduğu saraya yakın düzlüğe gelmeden ana yoldan sapıp dağlara doğru giden patika yola saptılar.Katırların taşıdığı yüklerden ve yolun bozuk zemininden dolayı kervan çok ağır ilerliyordu,dağlara doğru rampa çıkmalarıda cabasıydı.Patika yolun yamaçları bahar çiçekleriyle renga renkti sanki kutsal bir yere açılan kutsal bir yolda yürüyorlardı,yolun üst tarafı çam ağaçlarının oluşturduğu kortejle gizem veriyor,yolun alt tarafı ise kestanelerin açtiği çiçekler sonucu beyaz püsküllerle süsleniyordu,görüş alanı ağaçlardan ibaretti.Günün ortalarına doğru güneş tepeden vurmaya başladığında yol kenarında köylülerin yapmış olduğu  sayısız çeşmelerden bir tanesinde mola verildi,yöre dağların her yerinden fişkıran su kaynaklarıyla doluydu.Katırların yükleri indirilmiş dinlenmeleri sağlanmıştı ,bir dahaki konaklama şartlara göre olacağından karınlarını doyurup dinlenmeleri gerekiyordu,ama yerine ulaştırmaları gerekende bir yükleri vardı.Karınları doyup yükleri alındığı için,tepeden vuran güneşten korunmak için ağaçların gölgelerine yatmış olan katırlar istemeye istemeye yerlerinden kalktı ağır yükleri yüklenince ,sırtlarındaki ağırlık öncekinden daha ağır geldi.Patika yol ağaçlardan kısa süreli kurtulduğu aşagısının uçurum olduğu kayalık yere gelince imparatorluk sarayının kuleleri bir silüet gibi belirdi.Dağların etekleri bitipte gözün alamayacağı kadar büyük bir düzlükte hafıf yüksek bir tepede kurulmuştu,sarayın önüne doğru olan düzlükte ve havada buradan göremedikleri bir hareketlilik az da olsa farkediliyordu,bir müddet aşağıları seyreden kervan bu görüntülerin ardından yola daha hızlı devam etmeleri gerektiğinin bilincine vardı.Dağların yamaçlarından aykırı giden patika yol akşama doğru başka bir derenin aktığı bir vadiye giriş yaptı.Vadi sanki başka  bir boyuttaydı  imparatorluk sarayı çok uzaklarda kalmıştı  inanilmaz derecede güzeldi dere vadi boyunca dağların arasında kıvrıla kıvrıla akıyordu bahar çiçekleri ve yeşilin tonları hiç bir yerde bu kadar güzel değildi.Akşamın karanlığı çöktüğünde bir köyü geçmiş köyün yukarlarındaki yazın kullandıkları dağ evlerine gelmişlerdi geceyi orda geçirirken aşağıdaki evlerin bacalarindan tüten duman geceyi ısıtıyordu.Dördüncü günün ortalarına doğru kervan doğudaki imparatorluk ordusunun çekildiği dağlara yanaşmıştı,katırlar artık zoraki adım atıyordu kara gün ve 5.muhafız atların üzerinde uyuyor gibi sallanarak gidiyordu,patika yolun geniş bir düzlüge başka yollarla beraber bağlandığı yerde diğer yolda bir gurup atlı hızla kervana yaklaşıyordu ,bu gurup kara impara torluk ordusunun atlı devriyeleriydi imparatorluk ordusunun ikmal yollarını baskınlarla denetliyordu.Gurubu ilk önce 5. muhafız gördü telaşla kara güne seslendi kaçmaları için zaman yoktu hem yorgun atları hemde yerine götürmeleri gereken yükleri vardı .Çatışma kaçınılmaz olmuştu grup yaklaştığında sayılarının on beş civarında olduğu ortaya çıktı .O an pırıltı kara günün gözlerinin önünde acıyla gülümsedi,5.muhafız her zamanki soğuk tavrıyla kılıcını çıkarmış sıradan bir iş görecekmiş gibi bekliyordu .İki atlı iki kılıçla kervanın ilerisine yürüdü,ölüm en pahalısından olacaktı ,kara imparatorluğun küresel askerleri saldırdı kılıçlar havada çarpıştı kılıçlar dağlara bağırdı,küfürler ağaçlarca yutuldu canlar bu boyutu terketti dört küresel asker ölmüş 5.muhafızda sol kolundan yaralanmıştı atının üzerinde zorlukla duruyordu kara gün döğüş alanını 5.muhafızın yanına kaydırdı yer yer ona yardım ediyordu ama gücü tükenmek üzereydi .Kalan  askerler son hamleleri için saldırırken ağaçların arasından çığlıklar atarak gelen altı şövalye gözüktü  askerler yeni gelenlere baktı dünyada gördükleri son şey imparatorluk şovalyeleriydi.
                                                                                                                      devam edecek

15 Mart 2010 Pazartesi

KARA GÜN 10. bölüm


Kara gün gözlerinde bir pırıltı, sırtında ülkenin ağır yükü ,direnen imparatorluk ordusuna katılmak için ülkenin doğusuna doğru gidiyordu ,yol arkadaşı 5.muhafız ile birlikte.Vadinin aşağılarında derenin daha sakin aktığı bir yerde asma bir köprüyle yollarına bağlanan derenin karşısındaki köyden gelen yolda  bir kervan belirdi.
Altı muhafız ve arkalarındada on tane katırdan oluşan kervan  katır hızında yavaş yavaş ilerliyordu.Karşı yamaçtaki köyden geldiği belliydi kara impara torluk ordusuna köylerden topladıkları yiyecekleri taşıyorlardı,
köylerden yiyecek toplamalarının bir sebebide ellerindeki yiyecek azalınca köylülerin eski imparatorluk ordusuna yiyecek yardımı yapamayacak olmasıydı.Kara imparatorluk ordusu,ülkenin ordusuyla yüz yüze savaşlardan kaçınıyor ,uçan ejderhalarıyla uzaktan vuruyordu .krala karşı direnen lordun ikmal yolları kesilmiş.orduda dağlara doğru çekilmişti.ülkenin doğusunda kalan köylülerden biraz olsun yiyecek yardımı alıyorlardı ama bu onları uzun süre idare etmeyecekti.Kara gün ve 5.muhafız yolda bunları konuşurken karşılaştıkları kervana saldırıp ellerinden yiyecekleri almaları gerektiğini n bilincindeydiler.Kara gün asma köprünün karşısına geçip gizlendi 5.muhafızda köprünün bu tarafında görülmeyecek şekilde saklandı.amaç köprünün sadece bir kişinin sığacağı genişlikte olduğu için .kervan köprüye girdiğinde her iki taraftan saldırmanın daha kolay olacağıydı.sayıca üstün olduklarından açık alan onlar için tehlikeli olabilirdi.Bekledikleri an geldi kara gün kılıcını kınından çıkardı,kılıç az sonra yaşam sıvısı içecek bir canlı gibi tıtredi.Altı muhafızdan beşi köprüye girdi bir tanesi katırların arkasından geliyordu bu problem yaratabilirdi en öndeki muhafız köprüden çikmadan saldırmaları gerekiyordu,öndeki atlı köprünün çıkışına gelince 5.muhafız saldırdı öndeki atlı geriye  doğru şaha kalktı katırların arkasından gelen atlı atını saldırının olduğu yere hızla sürdü kara günün hizasında başı gövdesinden ayrıldı ,köprüden geriye doğru dönmeye çalışan diğer muhafızlar dar alanda kara günün kana susamış kılıcıyla karşılaştı kara gün adeta kılıcını zaptedemiyordu 5.muhafız öndekini haklamış bir sonrakine başlamıştı .kara gün ün kılıcı son muhafızın da kanını emdiğinde elinin tersiyle dudaklarını silmişti bile.Huysuzlaşan katırlar sakinleştirildi muhafızlardan ikisinin atı köprüden dereye düşmüştü,diğerleride katırların önüne bağlanıp bir müddet dinlendikten sonra yola devam ettiler.Hava kararmaya gece olmaya başlamıştı iki dağın arasından gelip büyük dereye bağlanan küçük derede bir değirmende geceyi geçirmek için konakladılar.kervan değirmenin dişarısına bağlanıp,içerde yatabilecek bir yer ayarladılar.Yatmadan önce gecenin soğuğundan kurtulmak için ateş yaktılar uzun süre gözler ateşin lavlarında takılı olarak muhabbet ettiler ülkeden hatta pırıltıdan konuştular.
     Pırıltı yattığı yatağında kara günü düşünürken karnını hafifçe ovaladı ,iki aya yakın hamileydi bunu kara güne söylememişti .Bir şövalye kızıydı ve ülkesini seviyordu doğacak çocuğun ancak özgür bir ülkede geleceği olabilirdi,hamile olduğunu söyleyip kara günün gitmesine engel olabilir di,fakat onu çok sevmesine rağmen bunu yapmadı .Şimdi yattığı yerde kara günün hayaliyle mutlu olmaya çalışıyordu.doğmamış çocuğuyla konuşarak.

12 Mart 2010 Cuma

KARA GÜN 9.bölüm

 Pırıltı düşmüş olduğu yerden olanları dehşetle izliyordu.Korku diz bağlarının çözülmesine neden olmuştu, evin ağaç duvarına yaslanmış, ayağa bile kalkamamıştı.Muhafız komutanının kılç darbelerini savuşturmaya çalışırken gerileyen kara güne korku ve endişeyle bakıyordu.Muhafızlardan dördüncüsü sinsi bir şekilde kara günün arkasından yaklaşıp kılıcını havaya kaldırdığında,pırıltı bütün vadiye duyurmak ister gibi bir çığlık attı.beyninden gelen bu emir gırtlağında düğümlendi dışarıya fısıltı bile çıkmadı. Bunun yerine iri güzel gözleri dehşetle birazdaha açıldı.Muhafızın kılıcı kara gün e inerken havada asılı kaldı kılıç tutan kol bedenden ayrıldı sonra yere düştü,pırıltının korku dolu gözleri yerini şaşkınlığa çevirdi.Hiç bir şeye karışmayan beşinci muhafız dördüncü muhafızın kara güne inmeye çalışan kolunu bir kılıç darbesiyle kolundan ayırmış sonrada ikinci darbeyle acılarına son vermişti.Şaşkın hayrete düşen sadece pırıltı değildi muhafız komutanıda hayretler içinde donup kalmıştı,onun bu şaşkınlığından yararlanan kara günün kılıcı muhafız komutanının kanını içmişti.
 5.muhafız yoksul bir köylünün tek oğluydu yaşlı babası onu güvenceye alabilmek için tarikata teslim etmiş
yetiştirilip kralın muhafız birliğine göreve başlamıştı.Kralın oluşturduğu bu yeni birlik halka sürekli zülüm yaparken 5.muhafız ıstemesede olaylara sürekli seyirci kalıyordu.imparatorluğun doğusundaki büyük ordunun
lordu kralın yaptıklarını tasvip etmemiş,krala karşı bir harekete başlamiştı ordu kralın muhafız birliğini sürekli yenilgilere uğratıyor saray neredeyse kuşatma altına alınıyordu .Bu durum karşısında kral ülkenin güneyine yerleşmiş kara imparatorluğun ordusundan yardım istemişti zaten amacı imparatorluğu fiziksel olarakta ele geçirmek olan kara imparatorluk kralın isteğini yerine getirmiş ülkeye giriş yapmıştı iki imparatorluk ordusu
büyük bir savaşa girmişti.Halkın büyük çoğunluğu bu savaşta kendi ordusu yanında yer almamıştı çunku kralın
kara imparatorluktan bu vatan hainleri yüzünden yardım aldığını sanıyordu cahil halk gelecekleri işgal edilirken seyirci kalıyordu.Kara imparatorluğun büyülü ejderhaları imparatorluk ordusuna zayıatlar veriyor impara torluk ordusu dağlara doğru çekiliyordu,bu ejderhalar uçabiliyor ağızlarından lavlar çikararak her yeri yakıyorlardı.İmparatorluk ordusu bu lavlardan kurtulmak için dağlarda devasa tüneller kazarak korunmaya çalışıyordu.ordu yiyecek sıkıntısı çekiyor verdiği zayıatlarda eklenince psikolojik olarak yenilgiyi yavaş yavaş kabüllenmeye başlıyordu ama henüz teslim olmamıştı.Kralin yeni birliğide köylerden  yiyecek koyun inek peynir ne varsa topluyor kara imparatorluğun yiyecek sıkıntısı çekmesine engel oluyordu,yoksul köylü elinde ne varsa vermek zorunda kalıyordu kendine yetecek kadarını vermek istemeyen köylülere çeşitli zülümler yapılıyordu.5.muhafız ülkede dönenlererin farkında yapılan bu zülme istemeyerekte olsa seyirci kalıyordu ta ki kara güne inen kılıçlı kolu kesene kadar.5.muhafız tüm olup biteni anlattıktan sonra ölü muhafızlar gömüldü.pırıltı kaygılı gözlerle kara günü izliyordu onun vereceği kararı yüreğinin taa deninliklerinde hissediyordu,o geceyi birlikte geçirdiler sabaha kadar uyumadan çokta fazla konuşmadan ,babasıda eski bir şövalye olan pırıltı kara güne gitmemesini söyleyemezdi bu anlamsız olurdu ,çünkü bir şövalye halkını vatanını korumak için yetiştirilmiş bu uğurda yemin etmişti.Ertesi gün hazırlıklar tamamlandı pırıltı uzun zaman yiyecek bulamazlar düşüncesiyle geçen kıştan tuluma bastıkları peynirin tamamını biraz yağ yeni pişirdiği mısır ekmeği nide iki torbaya ayırıp her iki atın sağrısına yerleştirdi.kara gün baba annenin kendisini sevdiği ve gittiği için üzülen bakışları arasında elini öperek ,yaşarsa geri dönüp pırıltıyla evleneceğini hakkını helel etmesini söyleyerek veda etti.Pırıltının içine akan göz yaşları kara günün atı yel esene bindiğinde,bir çağlayan gibi dişa akmaya başladı,kara gün atını vadiden aşağıya sürerken buhulanan gözlerinde güneş işiğinin yansıttığı bir
PIRILTIYLA uzaklaştı.

4 Mart 2010 Perşembe

KARA GÜN 8 .bölüm

Günler karlarla birlikte eriyor,bahar yamaçlardan gülümsüyordu.Eriyen karların altından dağ çiçekleri yamaçları renklendiriyor,dereler yeni uyanmış gibi vadi boyunca kayalardan zıplayarak akıyordu.Her canlıyı baharın coşkusu sarmış iken ayılar uyandıkları kış uykusundan halsiz,zayıf ve kendine güven olmaksızın yiyecek arama telaşına düşmüşlerdi.Bir başka telaşlı isim de kara gündü.Romantizm dolu kış rüyası bitmek üzereydi, unuttuğu halası ne yapıyordu,krallık muhafızları onu arıyormuydu vatan haini ilan edilmişmıydı,yada bir vatan kalmışmıydı.Bir şovalye olduğunu hatırladığı anlarda bütün bunları düşünüp,strese giriyor durgunlaşıyor ve aşağılara bakıp dalıyordu.onu bu dalgın hallerde gören pırıltı,ona nedenini sormak için yaklaştığında,kara gün düşüncelerinden sıyrılıp coşkuyla doluyordu.Pırıltı bu yüzden nedenini hiç öğrenemedi.Güneşin her zamankinden daha sıcak doğduğu bir gündü,kış boyu ahırda hareketsiz duran atı yel eseni biraz dolaştırmak için tepelere doğru yürüdü,vadinin yüksek tepelerinden birinde oturup aşagıya bakarken yine aynı düşüncelere dalmıştı
düşüncelerinin içinde beş saray muhafızı belirdi,ilk önce bunu düşüncelerinin bir parçası zannettı,daha sonra aşağıdaki köy sapağının düşüncelerinde olmadığını farketti,atlılar oradan yukarıya pırıltının evine doğru gidiyordu.Telaşla ayağa kalktı bir müddet daha atlılara baktıktan sonra atına atlayıp eve doğru sürdü.iki derenin birleştiği evin olduğu yere gelince evin arkasında bulunan çam ağaçlarının içerisinde gizlenip eve çoktan ulaşmış atlıları gözetlemeye başladı.Atlılar evin önünde atlarından inmiş,atlarını evin önündeki,odun ve tahtadan yapılmış çite bağlamışlardı.Bir tanesi,pırıltıyla ayakta bir şeyler konuşuyor,bir diğeride atlara suveriyordu diğer üç tanesi ise ayakta gerneşip hareketler
yapıyor belliki yorgun vucutlarını dınlendırıyorlardı.Pırıltıyla konuşan muhafız içeriye girdi,atlarla uğraşan yine işine devam ediyordu,ikisi hararetli bir konuşmaya dalmış ,sonuncusu ise ayrı bir yerde oturmuş dereden aşağıya doğru bakıyordu.kara gün çam ağaçları arasından sessızce seyrediyordu,diğer atları gören yel esen aniden kişnedi,kara gün telaşla yel eseni susturmayı denedi,yelesen denileni anlamış gibi sustu.gün eve doğru baktı adamların hareketlerinde bir değişiklik yoktu belliki duymamışlardı,hemen yanlarında akan derenin sesiyelesenin sesini bastırmıştı.Aniden evin kapısı açıldı pırıltı,bağırarak yere yuvarlandı,arkasındanda evdeki muhafız sırıtarak dışarıya çıktı birbiriyle konuşan iki muhafız,konuşmayı kesip onlara doğru döndü,yere oturmuş olan kıpırdamadan onlara doğru boş gözlerle bakıyordu.Atlarla ilgilenen muhafızda evin arkasından ahırın bulunduğu yerden bir koyunu sürüyerek yanlarına geldi,pırıltı halen yerdeydi.Koyunu gören muhafızlar aralarında gülüştü ,beşinci muhafız halen tepkisiz onlara ifadesiz gözlerle bakıyordu
,kara gün bulunduğu yerden sinirleri gerilmiş bir halde olanları izliyordu
mecbur kalmadıkça ortaya çıkmayı düşünmüyordu.Pırıltı anıden ayağa kalkmayı denedi evden çıkan muhafız bir tekmeyle onu tekrar yere düşürdü,tekmenin acısı kara günün yüreğinde bütün şiddetiyle duyuldu.Pırıltı
bulunduğu yerden tepelere doğru bakıyordu telaşlı korku dolu gözleri kara günü arıyordu.onun korkusu kara günün ortaya çikmasıydı ona bir şey olmasını istemiyordu mümkün olsada ona haber verebilseydi.muhafızlar kendi aralarında bir şeyler konuşuyor,yüksek seslerle kahkahalar atıyordu,rütbesi daha yüksek olduğu belli olan evden çıkan muhafız kılıcını çikarmış havaya kaldırmıştı karagün yerinden fırlayana kadar kılç hedefine inmiş koyun başsız kalmıştı,kara gün kılıcın korktuğu yere ınmediğini görünce tekrar yere yatmış saklanmıştı.Koyunun kafası yerde pırıltının yanına yuvarlanmış pırıltının kara günü arayan gözleri yaşla süslenmişti ,muhafızlar hep bir ağızdan kahkaha atarken hiç bir şeye karışmayıp yerde oturan muhafız sanki insan değilmiş gibi ifadesiz oturuşunu sürdürüyordu.Kara gün ise çoktan öfkesine yenilmiş,gizlice evin arkasından dolanıyordu.Evin ön tarafına bakan köşeye gelince kılıcını kınından çıkardı,uzun zamandır kana hasret kılıç şehvetle titredi,kara gün köşeyi döndüğünde kılıç çoktan bir muhafızın kanını içmişti bile,ikinci muhafız şaşkın kılıcını çekmeye çalışırken kara günün kılıcı çiğlıklar atarak muhafızın göğsünü karnına kadar yarmıştı ..Muhafızlardan rütbeli olanı küfürler savurarak kılıcını kara güne salladı kara gün kılıcı karşılarken bir adım geri çekildi muhafız kolay lokma değildi arka arkaya darbeler savuruyor kara gün karbeleri savuşturmaya çalışırken geriliyordu.
Sinsi bir kılıç kara güne arkadan yaklaştı,kılç sırıtarak havaya kalktı kara günün canını almak için inmeye hazırdı.
devam edecek

26 Şubat 2010 Cuma

KARA GÜN 7.bölüm


Kara gün ve pırıltı,uzun kış gecelerinde aynı evin içinde,ayrı iki odada aynı senaryo için uykusuz geceler geçirmekteydi.birbir lerine söyleyebileceklerı,binlerce kelime yüz yüze geldiklerinde kayboluyor onun yerini titrek ve ürkek bir kalp alıyordu .Kara gün iyileşmiş ev işlerinde pırıltıya yardım ediyordu.yazdan ormandan toplanıp getirilen odunları kırıyor ev ile ahır arasında birikmiş karları temizliyordu.Hİç bitmesini istemedikleri günler büyük bir hızla geçiyor,belkide onları ayıracak bahar yaklaşıyordu.Kılıcını sarayda bir muhafızın göğsunde bırakan gün silahsız dolaşıyordu.Bunu fark eden pırıltı onu kendi yattığı odaya götürmüş,duvarda eski bir kının içinde,asıldığı duvarda hayata küsmüş gibi duran babasının kılıcını göstermişti,bir şovalyenin kılıçsız  ürkek bir ceylandan farksız olamayacağını soyleyerek kılıcı almasını istemişti.Kara gün kılıcı elıne aldığında kendine güven gelmesi gerekirken ,derin bir korkuya kapılmıştı.Ozamana kadar unuttuğu her şey gözünde canlanmış,kaybedeceği bir pırıltı onun korkusu olmuştu.Kılıç ise kara gün ün ellerinde adeta hayata yeniden dönmüş gibiydi.duvardan kurtulmuş kara günün belinde can almaya hazır bir celladın anlamsız cakasıyla sallanıp duruyordu.İhtiyar kadın ne ölecekmiş gibi duruyor,nede ayağa kalkabilecek gibi.Sanki pırıltının güvenlı bir ele teslim oluncaya kadar yaşama inadı sürüyordu.Kara gün onun için beklediği ölüm meleği olabilirdi.sürekli oturduğu yerde ağıtlar mırıldanırken,bir yandanda pırıltı ile kara gün ün birbirlerinden hoşlanıp hoşlanmadığını göz ucuyla izliyordu.Baharın yaklaşması üçünüde tedirgin ediyordu ,zamanı durdurmak üçününde dileğiydi.Ahır evin arka tarafında elli koyun alacak büyüklükteydi,pırıltının babası yaşarken en az kırk kadar koyun ları olurdu ,ama şimdi sadece sekız koyun üçte yavru vardı.kara günün atı ahırda gayet rahattı,ahırın üzeri kardan korunmak için kapatılmıştı,yan tarfları ise yer yer açıktı.Kara günün kara bahtına tanrının bahşettiği nadir günlerden biriydı,gün ahırda atını tımar etmekteydi,pırıltı ise hiç işi olmamasına rağmen işi varmış gibi ahıra gıtmişti.kara günün yanına gitmiş eliyle atın sırtını sıvazlıyordu ,birbirlerine ne kadar yakın olduklarını ,birbirlerinin yerinden çıkacakmış gibi atan kalp atışlarını duyduklarında fark ettiler.pırıltının elleri atın üstünden uzaklaşmış günün göğsunde dolanıyordu,gün ise beynine vuran kan basıncından tam olarak ne yaptığını bilemiyordu,en son hatırladığı birleşen acemi dudaklardan ahırda bir yangın çıkabileceğiydi.Dudakları şişinceye kadar saatlerce öpüştüler,o gün onlar için cennetten alınmış gibiydi uçuyorlardı hem de kanatsız............
 Kara günün unuttuğu imparatorlukta kara gün her yerde aranıyordu ,halkın bir bölümü köyden köye onun kahramanlığını anlatıyor,bir bölümü de onu amcası gibi vatan haını olarak biliyordu ,bunda büyücünün etkisi çok fazlaydı,halkın dini inançlarını kullanarak onları etkiliyordu,kral ise her geçen gün artan zenginliği ile hiç bir şeyi görmüyör,görsede umursamıyordu,her şeyi büyücü ve tarıkatı yönlendiriyordu.ülke insanları her geçen gün biraz daha fakirleşiyor,onların bu fakirliğini ise dünyada baş gösteren kıtlığa bağlıyorlardı,cahil halk kıtlığın kendilerini vurduğu halde nasıl oluyorda kralın zenginliğinin artığını sorgulamıyordu bile.büyücünün arkasındaki güç ,dünyada küresel bir imparatorluk kurmak isteyen kara imparatorluktu.bu imparatorluk ülkenin güneyindeki küçük bir krallığı işgal etmiş şimdide doğusunda olan ülkeyi işgale hazırlanıyordu.kara imparatorluğun ajanı olan büyücü.imparatorluk ordusunu zayıflatmak için psıkolojik savaş başlatmıştı ordunun neredeyse bütün şövalyeleri tek tek tutuklanıyor ordunun başındaki lordlar anlamsız nedenlerle sorgulanıyordu.bunları yapan büyücüye bağlı tarıkat üyeleri tarıkata hizmet ettiklerini zannediyordu,aslında imparatorluk içten içe işgal ediliyordu.tarıkat üyeleri gerçekleri farkettiğinde iş işten geçmiş olacaktı ozaman ne imparatorluk nede onu koruyacak ordu kalacaktı,hatta tarikatları bile kalmayacaktı çünkü onlara ihtiyaç olmayacaktı.imparatorluktaki bu kaos ortamı her geçen gün derinleşiyordu.imparatorluğun engüçlü ordularından bir tanesinin lordu olan biteni görmüş olacakki onu  tutklamak isteyenlere teslim olmamıştı,ama ordunun bir numaralı komutanı olaylara seyirci kaldığı için o lordunda fazlaca direnebileceği meçhuldu,bunlar yapılırken halk sanki bu yapılanların kendisini etkilemiyeceğini zannediyor kayıtsız seyrediyordu.ama imparatorluk ordusu patlamaya hazır bir bomba gibiydi.İmparatorluk ordusunun her an müdahale etmesinden korkan büyücü saldırılarını arka arkaya yapıyordu,ordu komutanının bu pasif durumu onunda tarıkat üyesimi olduğu şüphesini getiriyordu insanların aklına.Ordunun genç şövalyeleri tutuklanırken bazılarıda kaçmayı tercih ediyordu .kralın oluşturduğu özel birlikte onları ülkenin her yerinde arıyordu ,şövalyeler daha çok gizlenip çatışmalardan uzak duruyordu çünkü savaşackları insanlar düşman değil büyücü tarafından büyülenmiş kendi halkının çocuklarıydı.Kaos,kargaşa,açlık ve belirsizlik imparatorluğu uçuruma itmekteydi 
                                                                                                                   devam edecek

19 Şubat 2010 Cuma

KARA GÜN 6.bölüm


Kara gün yattığı yerden gözlerini hafifçe araladı biraz bulanık görüyordu,ölmüştü galıba cehennem ateşi tam karşısında yanıyordu,gerçi pek anlatıldığı kadar korkunç değildi.İki melek yanında duruyordu meleklerden yaşlı olanı hemen önündeki  tabureye oturmuş ,kelimeleri yutarak bir ağıt mırıldanıyordu.Genç olanı ayakta duruyor alnına birikmış terleri siliyordu.bunun cehennem ateşine atılma ayını olduğunu düşündü,gözleri yeniden kapandı ,bu sefer amcası karşısına gelmişti hem de kesık kafasıyla her zamanki öfkeli bakışlarıyla,ardındanda
karanlığa dalıp kayboldu.Zaman onun için değerini yitirmişti,tekrar gözlerini açtığında cehennem ateşi kaybolmuş bir şömineye dönüşmüştü,yaşlı olan melek yine oturuyordu ama bu sefer şomineye odun atmaya çalışıyordu.genç olanı kara gün ün sağ omuzu üzerine yatabilmesi için arkasındaki yastıkları destekliyordu.
Kara gün şaşkın bakışlarıyla sırasıyla meleklere bakıyordu ,olan bitene anlam vermeye çalışıyordu.sırtında tam omuzunun arkasında anlam beliriverdi.sırtındaki sancı olanları hatırlatmıştı.Bakışlarını genç olan meleğe çevirdi
gülümsüyerek kara güne bakıyordu,gerçekten melek olmalıydı,bir şey söylemeye çalıştı,genç melek onu susturdu,kendini zorlamaması gerektiğini söyleyerek.yaşlı meleğe döndü,ateşin üstündeki cincire takılı kaptakı
çorbanın ısınıp ısınmadığını sordu,yaşlı kadın bakışları kara günde ısındı anlamında başını salladı.genç melek
terekten bir tas alıp ateşin üstündeki çorbadan doldurduktan sonra,kara günün yanına geldi,çorbayı içirebilmek için kara günü yatakta biraz doğrultmaya çalıştı,meleğin teması çorbadan daha önce kara günün içine sıcak bir likit gibi dağıldı.bir müddet sonra yeniden uykuya daldı bu sefer amcası yoktu,yuksek bir tepeden aşağıya doğru uçuyordu yanında kanatsız bir melek olduğu halde.
    Kara gün tekrar uyandığında dönmek istemediği bu dünyaya dönmüştü.Etrafını dikkatle incelemeye başladı
gün ışığı dışarıdan soluk bir şekilde sızıyordu tahta kapaklı pencere yarım açıktı dışarıda yağan kar yaşama isteğini arttıracak şekılde yoğun ve aheste yağıyordu,karın yoğun yağışı güveninide arttırıyordu en azından bu kar yağışında onu aramazdılar dıye düşünüyordu .Saraydan, hatırladığı kadar oldukça uzak olmalıydı yinede
tam olarak nerde olduğunu bilmiyordu,yaşlı kadın aynı yerde oturuyordu belliki pek yürüyemiyordu.kara günden önce yaşlı kadın sordu,şovalyemisin evladım diye zorlanarak çikan sesiyle ,nede olsa kendi oğluda bir zamanlar şövalyeydi,ardından sorular arka arkaya gelmeye başladı kara gün pek beceremezsede küçük yalanlarla durumunu anlaşılabilir bir hale soktu,sonra yavaşça yatakta doğruldu ayağa kalkıp pencereye doğru
yürüdü,kısa süre yağan kar yağışını seyretti,aşağida akan derenin sesini duydu bir kaç ağaç dışında pek bir şey göremedi yoğun kar yağışı görüş alanını kapatıyordu,bir süre sonra gözleri karardı düşmemek için evin çam tahtalarına tutundu ve yavaşca yatağına dönerek tekrar derin bir uykuya daldı.Pırıltı hayalindeki erkeği
ölmek üzereyken buldu ,sırtındaki oku babasının bu evi yaparken sahıp olduğu aletlerden birisi ile çikardı ,yarasını dağladıktan sonra günlerce işi haricinde hep başucunda bekledi iyileşmesi için sürekli tanrıya dua etti ,bir yandan ölmesini istemiyor ,bir yandanda iyileşip buralardan gideceğini düşünüp üzülüyordu.Kara günün başucunda beklerken onun sert yüz hatlarını hayranlıkla seyrediyor zaman,zaman alnına dökülen saçlarını eliyle geriye doğru tarıyordu,geniş omuzları ve uzun boyuyla yatakta bir güven abidesi ve hayal dünyasının şovalyesi yatıyordu.Kara gün gözlerini ilk açtığında heyecan,sevinç,korku ve aşk bir kokteyl
oluşturmuş pırıltının kanında dolaşıyordu.Günler bu kokteylın sarhoşluğuyla hızla geçiyordu,kara gün iyileşmiş
ayağa kalkmıştı,başindan geçen hikayeyi olduğu gibi anlatmiştı,amcası kesık şövalyeden bahsederken kızın gözleri hayretle açıldı ,onun adını babasından çokça duymuştu,iki defa babasının hayatını kurtarmıştı babası
gün geçmezdi ondan bahsederdi,tesadüf muydu şimdide yeğeni belkide onu kurtarmaya gelmişti,bu umutsuz
amaçsız boşluktan.Kara gün ve pırıltı birbirine aşık olmuştu ama bunu söyleyecek cesaret hıç birinde yoktu
birlikte geçirdikleri günün gecesinde evi ikiye ayıran bölmelerin arkasına iyigeceler deyip ayrıldıklarında,bir bir lerini görme isteği hat safhaya ulaşıyor,uykuya dalıncaya kadar bu iskence devam ediyordu,ertesı gün pırıltı
ahırdaki sekiz koyunla ilgilenirken,kara günde ona yardım ediyordu.onun yanındayken hiç bir şey düşünemiyordu,amcası kesık şovalye yoktu,kralın aradığı bir kaçak değildi,imparattorluğun zülmü yok olmuştu.bir virüs beynini işgal etmiş bütün düşüncelerini kemirmişti.Bir pırıltı vardı birde diğer dünya ,pırıltı için
diğer dünyayı hiç düşünmeden feda edebilirdi.

                                                                                                                    devam edecek

15 Şubat 2010 Pazartesi

KARA GÜN 5.bölüm


İmparatorluk ordusunun şovalyeleri kaç diye bağırıyor ama kara gün duymuyordu.Şu anda düşündüğü şey kaçmak değil öldürmekti,öfkeden kudurmuş gibi üzerine doğru gelen guruba yürüyordu.yıllardır imparatorluğa hizmet etmiş uğruna bir çok kez hayatını ortaya koymuş ,bir çok kezde ölümün kıyısından dönmüş amcasının imparatorluk tarafından öldürülmesi ,kara gün ün öfkesiydi,belki amcası düşman askerleri tarafından öldürülseydi öfkesi bu kadar ölümcül olmazdı.Çatışma seslerini duyan ımparatorluk ordusunun şövalyeleri,
karargahtan dışarıya fırlamış, arkadaşları olan kara gün ün ölüme yürüyüşünü seyrediyordu ,buna izin veremezdiler ,zaten öfkeli olan bu şovalyeler,kılıçları kınlarından sıyırıp kralın yeni oluşturduğu bu muhafız bölüğüne saldırdı.kılıçlar havada çarpışıyor,feryatlar,çığlıklarve yağmurun sesi çelik sesleri arasında hüzünlü bir müzik gibi çıkıyordu.Daha hüzünlü bir şey oldu şovalyelerin komutanı durun diye bağırarak şovalyeler ile muhafızlar arasına  daldı.aslında yüzünde kavgayı ayırma ısteği yoktu ama buna mecburdu.şovalyelerden bir tanesi olacakları tahmin ettiği için .kendinden adeta geçmiş olan gün ün koluna girerek onu guruptan ayırdı,gitmesini ve bu olanların hesabını sormak için yaşaması gerektiğini söyledi ,kara gün de evet ölmeliyim ama şimdi değil diyerek atına doğru yöneldi .atı yel esen konuşulanları duymuşcasına yanına gelmişti,diğer yanda itişmeler devam ediyor  kralın muhafızları kara günün kendilerine verilmesini istiyordu.Kara gün atına atlayıp kapıya doğru yöneldi bu sırada guruptan ayrılmayı başaran bir muhafız hedefini yel esen olarak seçip
mızrağını fırlatmak için kolunu geriye doğru kaldırdı.kara gün elindeki kılıcı fırlattı,bir yandan kara günden ayrılacağı için üzülen,diğer yandada  kan içeceği için sevinen kılıç ,muhafızın tam ıkı göğsünün arasına daldı
göğsündeki vampiri hisseden muhafızın önce elinden mızrağı düştü,sonrada bedeni.Bağırmalar arttı kapının hemen yanındaki kulenin okçularına emirler yağdırıldı.Oklar kapıdan dört nala karanlığa doğru kaçmakta olan
kara gün e doğru uçtu bir ok yelesenin eğerinden sekti ,karanlıkta gözleri gören diğer bir ok hedefi buldu,kara gün ün omuzuyla başının birleştiği yerin beş santim daha aşağısından sırtına saplandı.Kara gün sendeledi atın üzerinde geriye doğru kaykıldı,düşmemek için atın yularına asıldı,yelesen arka ayakları üzerine kalktı ,kara gün son bir hamleyle atını kontrol etti.sırtında çelik bir uc karanlıkta gözden kayboldu.arkasındanda yirmi kadar kralın adamı küfürler ve bağırmalar arasında kara gün ün peşinden karanlığa daldı.
    Kara gün yağan şiddetli yağmur ve gittikçe soğuyan havada atını dağlara doğru sürüyordu,karanlıkta ne kadar yol aldığını kestiremiyordu,mümkün olduğu kadar hızlı saraydan uzaklaşması gerkiyordu.Annesi büyük dağların yamacında olan bir köydendi ilk aklına gelen oraya ulaşmaktı,köydeki akrabaları olaylardan haberi olmadığı için kara güne yardım edebilirdi,sırtındakı oku çıkarttıp iyileşene kadar orda kalabilirdi.sarayın düzlük alanları bitmiş dağlara doğru çıkmaya başlamıştı sağ eliyle omuzuna uzandı okun odun olan kısmını kırdı,şimdi sırtında sadece bir çelik uç vardı .Dağ köyüne doğru ormanlık arazi,patika yolun her iki tarafını kaplıyor görüş alanı iyice düşüyordu,ilerleme iyice yavaşlamıştı,duraklamak istemiyordu,uzaktan gelen kurt sesleri gecenin karanlığına korku salıyor,şiddetli yağmur gittikçe kara dönüşüyordu.Bir süre sonra kar geceyi
öldürmeye başladı gök yüzünden ışık yağıyordu.Kar geceyi aydınlatırken sırtından aşağıya beline doğru sızan kan.kara günü az da olsa tuhaf bir şekilde ısıtıyordu.Fakat bu uzun sürmedi ,kan kaybı önce daha çok üşümesine sebep oldu daha sonra ise,soğuk havanında etkisiyle kan dolaşımı yavaşlayıp,bir ağırlık ve uyku haline dönüştü önce atın üstünde oturmakta zorlanmaya başladı,sonra düşmemek için atın üzerine doğru kapaklandı,sonrada atın yuları elinden düştü,sonrası isebir uyku hali ölümle hayat arasında.Yel esen bütün yorgunluğuna rağmen yola devam ediyor,üzerindeki binicisini hiç komut almadığı halde itinayla taşıyordu,kara günün annesinin köyüne ayrılan yolda kısa bir süre durakladıktan sonra ,köye sapmayıp vadinin yukarısına doğru yola devam etti ,vadideki tek katlı evin önüne geldiğinde hava çoktan aydınlanmıştı.
                                                                                                            devam edecek

11 Şubat 2010 Perşembe

KARA GÜN 4.bölüm


Gün imparatorluk sarayına çok da uzak olmayan,çiftçilikle uğraşılan bir köyde dünyaya gelmişti .Kendi gelirkende annesi gitmişti.altı yaşına kadar ona halası bakmıştı .Halası hiç evlenmemişti ,yavuklusu büyük savaşlar sırasında orduya katılmış bir dahada geri gelmemişti.halası yavuklusunun savaşta öldüğü gerçeğini
kabullenememiş,umutla onu beklemekteydi.yıllar okadar çabuk geçmiştiki umutlarının kırılmasına zaman kalmamıştı.
Bazı günlerde neden ağladığını bilmediği gün e ninniler söylerken  kendi yazgısıyla hitap ederdi"oyy günüm kara günüm".yazgısı doğuştan kara yazılmış gün üm.Bu ağıtlar gün ün ismine  kara ekini getirmiştı.Gün altı yaşına gelince etrafındaki olup bitenleri büyük bir merak içinde algılamaya çalıştığtığı günlerde
evlerine gelen o güne kadar hiç öylesini görmediği giysiler içinde,uzun kılıçları yanlarından aşagıya sarkmış,
köyde gördüğü adamlara pek benzemeyen iki atlıya merak ve ilgiyle bakıyordu.Atlılardan biri atından inip
evlerine girdi içerde hasta babasının yanında bir müddet durdu sonra halasıyla birlikte kapıya doğru yürüdü
kapının dışına çıktıklarında,halası elini uzatarak gün ü gösterdi adam başını güne çevirdiğinde,gün tedirginlik
içinde kaçmak istedi ama  ,merak duygusu buna izin vermedi adam uzun boyunun uzun adımlarıyla gün e yaklaştı,kafatasını kaplayan kocaman eliyle gün ün başını sıvazlarken ,gün ha kara ğün "dedi.bir süre göz göze geldiler adamın sert bakışlarında gizli bir şefkat vardı.Daha sonra hasta babasının yanına birlikte gittiler,babası oradan
bir şey gelecekmiş gibi bakışlarını tavana dikmiş sabit bir noktaya bakıyordu bu onu son görüşü olmuştu.
Halasının hazırladığı bir takım eşyalarını koyduğu bezden çuvalı diğer atlı aldıktan sonra ğün de iri yarı adamın
terkisine binip yola koyulmuştu.Halasının göz yaşları yanaklarından süzülürken arkalarından yaktığı ağıt her zamankinden daha hüzünlüydü.çok daha sonraları terkisine bindiği adamın ,sarayda yaşayan amcası "kesik şövalye" olduğunu öğrendi.S arayda yaşarken nadir aralıklarla halasını ziyaret ediyordu,bu daha çok ekin
kaldırma zamanlarında yardım için oluyordu.Amcası gün ün bütün eğitimini üstlenmişti,ona savaş sanatlarının
bütün inceliklerini öğretmişti,on dokuz yaşına geldiğinde de şövalye ünvanıyla ödüllendirılmıştı.amcasının sert
görüntüsünün altında sevgi ve şefkat gün ün üstünden hiç eksik olmamıştı.ona çok büyük saygıyla birlikte derin bir sevgide besliyordu.
Gün hasat kaldırmak için gittiği halasında iki gün kaldı.üçüncü gün öğlene doğru işlerini bitirmişti.Her zaman
hasat bitiminde bir neşe söz konusu olurdu ama bu sefer öyle olmadı içinde bir sıkıntı havda ise sessizlik hakimdı,sanki kuşlar uçarken kanat çırpmıyor,bulutlar gök yüzünde rüzgarların bütün diretmesine rağmen yavaşça hareket ediyordu.halasının bütün
ısrarına rağmen bir gün daha kalmayıp öğleden sonra yola çıktı.saray çok da uzak değildi akşam kararmadan
gidebilirdı.Şövalye kara gün saraya doğru giderken,bulutlarda bir araya gelmiş dertleşiyordu ,konu ağırdı,konuşmalar hüzne dönüştü arkasından boşalan göz yaşları.Kara gün yağan yağmuru hissettiğinde büyük pelerınine biraz daha sıkı sarıldı,yağmur patıka yolu çamura dönüştürmüş atı yelesenin yürümesini zorlaştırmıştı
Ekin alanları bitipte çam ağaçlarının başladığı yerde atından indi,şiddetli yağan yağmurdan biraz olsun korunmak,birazda dinlenmek için,hem belki yağmurda şiddetini azaltırdı.büyük bir çam ağacının kuru gövdesine yaslanıp ayakta bir müddet durdu hem tutulmuş ayak kaslarını hareket ettiriyor hemde yağmurdan korunuyordu.Fazla uzun kalmadan yola koyuldu,hava yoğun çam ağaçlarının olduğu yerlerde kararmaya başlamıtı ki saray uzakta tepelerin arasında gözüktü.Yağmur şiddetini artırmış gök gülütüsü ve şimşek ona eşlik ediyordu,gün ün pelerini artık yağmuru tutamaz hale gelmiş soğuk ta hissedilir derecede artmıştı.
     Kara gün sıkıntılı bır şekılde sarayın kapısına bağlanan tahta köprünün üstüne geldiğini ,son zamanlarda
imparatorlukta ve sarayda gelişen tuhaf olayları düşünürken fark etmedi.Bir şimşek bütün kapıyı ve tahta köprüyü aydınlattı,sıkıntılardan doğan bir kabus karşısında göründü,bu kabus amcasının kesık başıydı kapının
kenarında bir mızrağın ucundaydı.Kabustan ilk uyanan atı yelesen oldu kişneyip arka ayakları üzerine kalktı
yeleseni amcası büyütmüştü gün şovalye olduğunda atı ona vermişti.gün kabustan atın üstünden tahta köprüye
düştüğünde uyandı.ayağa kalkıp kesikbaşin yanına yürüdü ,gerçek tam karşısında midesine yumruk atıyordu,
öfkeciğerlerini sökmüş boğazına düğümlemişti.kılıcı kınından çıkmış intikam istiyordu ,tahta köprünün iki muhafızı güne doğru koşarken arkalarındaki komutanlarının yağdırdığı emirler havada yağmur seslerine karışıyordu.Kara gün kılıcıelinde halan amcasının kesık başına bakıyordu,geriye doğru yarım daıre çizdi,kılıçta onunla birlikte döndü.muhafızlardan biri başsız kalmıştı,kılıç bu haraketten hoşnut kalmış olacakki çığlık atarak tekrar havalandı,indiğindeikinci muhafızın başı omuzlarına kadar yarılmıştı.Gün ün gözlerinde bulutların
çarpıştığından daha büyük bir kıvılcım,ona doğru gelen köprü subayını aydınlattı.kılıcı havada daıreler çizip
subayın göğsüne indi.Savaş çiğlıkları sarayın kapısından kara günden daha önce içeri girdi.Bir grup muhafız
bağırarak kapıya doğru koşarken ,kapının hemen avluya bakan kısmında bulunan ımparatorluk ordusunun karargahından tanıdık bir kaç ses kara güne kaçması için adeta yalvarıyordu.Koşan gurubun başındakı iki muhafız daha kara günü ün kılıcından nasibini almış,yerde dünyadaki son nefeslerini alıyorlardı..
 
                                                                                                                      devam  edecek

6 Şubat 2010 Cumartesi

KARA GÜN 3.bölüm


İmparatorluktaki oterite boşluğu her şeyi etkilemeye başlamıştı.Eski kral döneminde,halkın cahilliğini kullanıp
bundan çıkar elde edenlere aman verilmezken,şimdi imparatorluğun her alanında faliyet gösteriyorlardı,halkın inançları ve korkuları onların beslenme kaynağı olmuştu.imparatorluğun düşmanlarıda bu durumdan faydalanmanın yollarını aramaya başlamiştı.Krallığa ajanlar yerleştırılıyor,etnık gruplar kışkırtılıyor,ıttıfak içinde oldukları bazı tarıkat liderleri çeşitli rıvayetlerle halkın gözünde büyütülüp mali yoldanda destekleniyordu.Başı boş krallık insanların eğitimiyle ilgilenmezken tarikat ülkenin özellikle fakir çocuklarını toplayıp eğitimlerini üstleniyordu hatta bazı insanlar bile bile çocuklarını bu tarıkata teslim ediyordu.Çünkü başka sansları yoktu
krallar kendi egolarını tatmın ederken halkın bulunduğu durumu farkedemiyorlardı.ülke sefalet ve açlığa doğru
hızla yol alıyordu.Bu durum ülkedeki art niyetlilerin işine gelirken,tarıkatlarda hızla büyüyordu.Çok kısa bir süre sonra en son kral hastalanıp öldüğünde,varısı olmadığı için imparatorluğun yeni kralı sözde halk tarafından seçilmıştı.Aslında seçimde tarıkatların çok büyük etkisi vardı.istedikleri adamı kral yapmışlardı.Yeni
kralla birlikte ülkede radikal değişimler başlamıştı,sahıp oldukları ıktidarı korumak adına ,kral yeni kanunlar
çıkarmaya başladı ,yeni yeni lordluklar verdi,yeni ağır vergiler çıkarıp ülke insanlarını dahada fakırleştirdı
tarıkat üyelerini krallığın her yerine yerleştırdı vs.bütün bünları yaparken ,kurduğu bu çikar ağıylada gittikçe
güçleniyordu.Bir yandanda imparatorluğun ordusunu tasviye ediyordu ordunun elinden güçleri alınıyor.savaşlarda yüksek başarı göstermiş şovalyeler çeşitli bahanelerle ordudan atılıyor yada anlamsız şeylerle suçlanıp zındanlara konuluyordu .Kral orduya alternatıf bir muhafız gücüde oluşturmuştu.ülkenin alimleride bu yapılanlardan nasibini alıyordu.Görünürlerde
bir düşman işgali yoktu ama işgal varmış gibi zülüm ve kaos vardı.....
  Kesik şovalyenin tutuklanıp zındana atıldığı bir gündü.ona kesik demelerinin sebebi savaşlarda aldığı sayısız kılıç yaralarıydı,bir çok kez ölümle hayat arasında ikilem içinde kalmıştı hepsindede hayatı seçmişti
bütün şovalyelerın saygı duyduğu biriydı.Onun tutklanması zaten huzursuz olan imparatorluk ordusunu dahada huzursuz etmişti .insanlarda güven kalmamıştı kendi aralarında bile konuşamaz olmuşlardı.konuşulanlarher nasıl  oluyorsa kralın kulağına gidiyor ertesi günde zindanın yolunu tutuyorlardı.Bir kaç gün sonra kesık şovalye sözde vatan haınlığınden suçlu bulunmuş ve kafası kesilerek idam edilmişti,kesık kafası ibret olsun diyede sarayın giriş kapısında bir mızrağın ucunda sergilenmişti.Yıllarca canını hiçe sayarak hizmet ettiği imparatorluk, düşmanların alamadığı canını almıştı hemde kirleterek.

                                                                                                        devam edecek

3 Şubat 2010 Çarşamba

KARA GÜN 2.bölüm


Pırıltı on yedi yaşındaydı ,vadinin yukarısında, tepelerden gelen iki ayrı derenin birleştiği yerin hemen üstünde,kalın çam tahtalarından yapılmış bu tek katlı evde dünyaya gelmişti.Ev  pırıltı doğmadan iki yıl önce yapılmıştı.çok büyük olmamakla beraber onlara yetecek rahatlıktaydı.Kapıdan gırınce süreklı oturdukları
salon gibi kullandıkları bölümde,bir şömine ,şominenin  ortasında su ısıtmak ve yemek pişirmek gibi işlerde
kullandıkları kurum bağlamış bir zincir göze çarpıyordu.şominenin her iki yanında birer metre uzaklıkta tahtadan oturmak için yapılmiş,şimdi ise ninesinin ateşe yakın olduğu için yattığı iki ayrı döşek vardı. yukarı açılır kapaklı pencerenin hemen önünde tabak ,kaşık vs koymak için tahtadan terek onun yanındada yemek yedikleri masa vardı.şöminenin olduğu kısmın duvarında kurutulmuş mısırlar vardı,aslında aile geçimini hayvancılıkla sağlıyordu ama,evlerinin yanında olan bahçeyide ekıyorlardı,dağda hayat sanıldığı kadar kolay değıldi sadece güzeldi.
 Pırıltının babası imparatorluğun şövalyelerindendı.imparatorluk çok eski yıllara dayanıyordu,bu yüzden düşmanlarıda çoktu.Pırıltı doğmadan on beş yıl önce,imparatorluğun düşmanları bir araya gelip dört bir yandan ülkeyi işgal etmişti.Kral  dağlara kaçmıştı,pırıltının babasıda kralın muhafızlarından biriydi bu gün
oturdukları bu yeri o zamanlar tespıt etmişti.Kral ülkenın her yerıne ulaklar göndermiş,ınsanları düşmana
karşı örgütlemişti,insanlar krala ve ülkelerine candan bağlıydı.Düşman işgalı altında esır ve köle olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih edecek kadar özgürlüklerine düşkündüler.Kral adaletli ve çok zeki bir insandı,
halk ona inanıyor ve onu izliyordu.Kısa sürede imparatorluğun düşmanları bu ülkeyi savaşla alamayacaklarını
anlayıp çareyi kaçmakta bulmuşlardı.Uzun yıllar ülke savaşın acılarını sarmaya çalıştı.Çok daha sonra kral öldü yerine geçen kralların kendi egoları vedüşüncesızlıklerı yüzünden,ülkede bir oterite boşluğu oluştu.
Pırıltının babası kral ölünce evlenıp bu vadiye gelmiş,kısa bir süre huzurlu verahat yaşamiştı.Pırıltı babasından
çok şeyler öğrenmişti,başka bir kardeşi olmadığı için zamanının büyük bir bölümünü babasıyla birlikte geçırıyordu balık tutmayı bile öğrenmişti,çocukluğu bu koşuşturma içinde çok çabuk geçmişti,bazen babasıyla birlikte vadinin aşağısındaki kasabaya giderdi,hayvancılıkta elde ettikleri fazla olan yağı,peyniri ya satıp paraya
çevirir yada ihtiyaçlarıyla takas ederlerdı.taki bir gün annesiyle babası birlikte kasabaya gittiklerınde,yolda
bir grup haydut tarafından saldırıya uğrayıp öldürülene kadar.O günden sonra pırıltı durgunlaşmış,dağda yaşamaktanda zevk almamaya başlamıştı.Erkek olsaydı babasının intikamını alacaktı,zayıf çelimsiz bir kızdı.Pırıltı kendi alamadığı intikamı için,intikamcı düşlemeye başladı,hemen hemen her gün kurduğu bu düşler
onun yaşama sevinci olmuştu.Son zamanlarda ergenliğin etkisiylede hayallerini romantizm ile süslemeye başladı.Hayallerinde beyaz atlı yoktu,onun yerine uzun kılıçlı uzun boylu sert yüz hatlarına sahıp bakışları havada süzülen kartalları bile ürkütecek sıyah bir atlı vardı.
   PIRILTI koyunlara su vermek için evden çıktığında.hayallerinin sıyah şövalyesini yer yer kızıla boyanmış
grı pelerıninin altında ,atından neredeyse düşmek üzere olduğu bir halde tamda karşısında gördü.Heyecan ve
şaşkınlıktan adeta donmuş gibiydi.

                                                                                                            Devam edecek

1 Şubat 2010 Pazartesi

KARA GÜN


Şiddetle yağan karlara inat dimdik duran çam ağaçları,vadi boyunca yamaçlarda dizilmişlerdi.Dere baharın aksine,sanki biraz üşümüş gibi yavaşça akıyordu ,sıcak umduğu vadinin aşağılarına doğru.Çulluklar ve karacalar karın konmasına izin vermediği derenin kenarında otlanıyordu.Kurtlar ve diğer bazı hayvanlar karın etkisiyle ,yiyecek bulmak için vadinin aşağılarına doğru,  tedbiri elden bırakmadan yavaş ve dikkatlı ilerliyordu.Dağların tepelerinden gelip ,dereye eşlik edercesine vadi boyunca ilerleyen yolda,bir atlı,her şeyin aksıne dağlara doğru gitmekteydi.Karın yer yer yarım metreye ulaştığı patika yolda,şovalye olduğu atın sağrısından sarkmış boş kılıç kınınıdan belli olan atlı,atın üzerine kapaklanmış,kolundan damlayan kanlar,pelerininde kızıl bir renkte donmak üzereydi.At sanki önceden aldığı bir komutla,bazan duraklasada
kara rağmen yoluna devam ediyordu.Vadinin yukarısında derenin ikiye ayrıldığı bir noktada,kalın çam tahtalarından yapılmış,tek katlı evin bacasından derenin üstüne doğru bir duman yayılıyordu.Evden
elindeki  yayvan su kabıyla ahırdaki hayvanlara su vermek için çıkan,bir altmış boylarında,uzun süre dağlarda kalmaktan dolayı yanakları kırmızıya çalan,kısa saçları acemi bir berber tarafından kesilmiş izlenimi veren,zayıf
ve çelimsız kız,büyük güzel gözleriyle,önünde duran ata ve üstündeki süvariye şaşkın.hayretler içinde bakıyordu.


Devam edecek

30 Ocak 2010 Cumartesi

AMAZONLAR VE..............

Amazonlar diğer bir adıyla kadın savaşçıların eski bir uygarlık olduklarına inanmıyorum,ama gelecekte
(tabii bir gelecek varsa) kadın savaşçıların olabilecekleri çok büyük bir ihtimal.Hazır gelecekten bahsetmişken
bir şeye daha değınmek istiyorum.Herkes üçüncü dünya savaşının çıkıp çıkmayacağı,çıkarsada kimlerin
arasında başlıyacağını merak eder durur.Ben sizin bu merakınızı gidermeye çalışayım.Çoğunuzun zannettiği gibi abd ile diğer muhtemel devletler arasında çıkmayacaktır.Peki kimler arasında çikacaktır?.
    Son yıllarda dünya üzerindeki doğum oranlarında kadınların büyük bir artışı söz konusu dolayısıyla erkek
nüfusu azalmakta.Bir de günümüz ordularının büyük bir bölümünü erkekler oluşturduğu için savaşlarda ölenleride sayarsak erkek nüfusu iyice azalmakta,bunun yanında birde dönmeler var,birde dönecekleri sayarsak erkekler nesli tükenen canlı konumuna düşecektir.İşte üçüncü dünya savaşıda,Amazonlar ve dönmeler arasında çıkacaktır.Amazonlar ve dönmeler arasında çikacak bu kavgada büyük ihtimalle dayağı
arada kalacak erkekler yiyecektir,tıpkı günümüz siyasi liderlerının halkı ben daha iyi korurum kavgasında
olduğu gibi..

26 Ocak 2010 Salı

OY DERE İKİZDERE BÖYLE AKIŞIN NERE.?

İkizdere ,büyük bir kıskançlıkla dağların gizlediği muhteşem vadi.Amazondan güçlü akan coşkulu hayat dolu bir dere.Nice klanların gelip geçtiği nice hikayelerin yaşandığı yer.Ala balıkların üç bin metredeki plato gölünde yumurtalarını bıraktıktan sonra hayatlarına anlam kattığı dere.yamaçlarındaki onlarca türden  milyonlarca ağacın,büyük bir minnetle gülümsüyerek baktıkları dere .köylerine içme suyu pompalayan,cennetten izler taşıdığı için tanrıya ınananları çok olan  kutsal dere.insanları büyük şehirlerde yaşamaya çalışırken hayal kurabildikleri en önem li kaynak.Benim ne şairliğimin nede yazarlığımın anlatamayacağı ,dumanların gizem kattığı vadi.ŞİMDİ ÖLÜYÖR diğer binlerce dereyle birlikte.
           HES adı altında yapılan bu katlıamlar kamuoyuna ya yansıtılmiyor yada ülke yararına  olduğu söyleniyor.ülkenin diğer konuları gündemi oyalarken ,hes ler kimsenin dikkatini çekmeden acele bitirilmeye çalışılıyor.heslerin zararının sadece doğa üzerinde olacağını zanneden insanlar bu duruma kayıtsız kalıyorlar.
Bilim adamları dünyanın yirmi otuz yılı kalmadığından bahsederken,derelerimiz yap işlet modeliyle uzun yıllar yabancı şirketler ve yerli ortaklarına veriliyor,ayrıca bu yerli şirketlerin paravan olma ihtimali bile var.
Asıl çok daha önemlisi,tabi benim varsayımım bu,çok yakın gelecekte küresel ısınmadan dolayı dünyayı yönetenler petrölden vaz geçip alternatif enerjıye dönebilirler yani hidrojen .onun için yapılan bu devasa tünellerı başka amaçlar içinde kullanılabilirler.belkide şu an da yaptıkları şey derelerı ipotek altına almaktır
insanlarımızın ve ülkeyi yönetenlerın bu konuda duyarlı olması lazımdır.

23 Ocak 2010 Cumartesi

ALBEMUTH ÖZGÜR RADYOSU

Yazar.PHİLİP K.DİCK
En sonunda kavradımkı,Adem ile Havvanın işlediği günahlar ve sonuçları,aslında bu iletişim ağıyla ve ilk
çağlardaki insanlar için Tanrıyla aynı anlama gelen valisin sesini ifade eden yapay zeka birimiyle olan bağlantının kopmasıydı.Başlangıçta,tıpkı yanımdaki hayvan gibi,bizde bu ağa eklemlenmiştik,onun kimliğinin
veüzerimizdeki iradesinin ifadeleriydik.Bir şeyler yanlış gitmiş,Dünya üzerindeki ışıklar sönmüştü.
Polis devleti her şeyi ele geçirdiğinde...
Karanlık üzerimizi tamamen örttüğünde...
Bir yerlerde özel bir radyo  harekete geçecektir ve eskilerin dediği gibi.
KİMİN SUÇLU OLDUĞUNU ANLAMAK İSTİYORSAN,KİMİN KAZANDIĞINA BAKMALISIN
Bu alıntı altı kırkbeş yayının bastığı albemuth özgür radyosundan alınmıştır.
Kitabın özeti kısaca şöyle.Dönemin ABD başkanı ,Aramchek diye bir örgütün varlığından bahsedip
geniş büyük hapishaneler yaptırmış,ülkenin aydın yazarları,sendika başkanları ,gazetecileri örgüte üye olmaktan tutuklanmış yada kurdukları AHD (Amerikan halkının dostları) gestapo vari bir örgüt ile korkutup
sindirmeye çalışılmış.Y azar aniden ortaya çikan bu örgütün var olup olmadığını araştırmaya başlamış,daha sonra bu örgütün var olduğugunu ve başkanınında ABD başkanı olduğunu ortaya çıkarmış.ABD başkanı
çocukluğunda evinin bahçesinde oynarken ordaki bir lahette yazan aramchek yazısından  etkilenip bu örgütü
kurduğu ortaya çıkmış .Amaç ülkedeki bütün aydınların susturulup korkutularak faşist bir polis devletınin kurulmasıydı.Sankı aynı senaryo burada uygulanıyor.Hatta sankisi çok fazla.

22 Ocak 2010 Cuma

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)


     AVATAR BİR  S.S.K.D.  ÜRÜNÜDÜR.


 Sivri Sinekleri Koruma Derneği.

18 Ocak 2010 Pazartesi

BAKTERİLERİN FERYADI


    Bundan önceki hayatımdı,geçmişteki medeniyet yıkılmadan önceydi.
Dünyada canımın sıkıldığı böyle bir akşamdı,çok yüksek teknolojıde üretilmiş uzay gemımle uzayın derınlıklerınde gezıp başka gezegenlerdeki başka canlılarla tanışmak için seyehata başladım.İlk uğradığım
gezegen oldukça sıcak bir gezegendi ,orda canlılar vardı ama ne fizikleri ,nede beyinleri gelişmişti.Bizim hamam böceklerini andırıyorlardı,o yüzden fazla kalmayıp yolculuğuma devam ettim.Gerçekten çok eğleniyordum içimdeki sıkıntıyı biraz olsun atmıştım.saman yolunda gezmek her zaman eğlenceliydi.Daha sonra başka bir gezegene daha uğradım,buradada sadece beyinleri gelişmiş  canlılar vardı.Kolları ve bacakları
gelişmemişti,yuvarlanarak besleniyorlardı.Onlarla konuşmak bir nehrin üzerinde ahenkle süzülmek gibiydi,uzun
bir süre bu keyfi tattım.Sonra yolculuğuma devam ettim bir gezegen daha ,görünürlerde canlılar yoktu .Teneke,metal parçaları ve tenonoji artıklarıyla doluydu,gökyüzü yoktu onun yerine sıyah bir perde gezegene giren tüm ışıkları soldurmuştu. yaptığım araştırmalar orada daha önceden hem beyinleri
hemde fiziklerı gelişmiş canlıların yaşadığını gösterdi.Gezegendeki bu canlılardan beyinleri tam gelişmemiş
olanlar,parayı kendilerine ideal seçip ,onun uğruna özgürlüklerini,hatta hayatlarını bile tehlikeye attılar.Bunun
sonucunda hem paranın hemde gezegenin yönetimine sahıp oldular.Kurdukları sistemin devam etmesi içinde
bilinçli programlarla canlıların beyinlerini körelttiler.Beyinleri değişime uğrayıp düşünme yeteneğini kaybeden
canlılar,tehlikeli bir virüse dönüşüp,kendilerinin ve yaşadıkları gezegenin yok olmasına neden oldular.Bir müddet kara bulutların grı yağmurlarında ıslandıktan sonra yolculuğuma yeniden devam ettim.
   Yolculuğumu her zamankinden uzun tutmayı düşünüyordum,saman yolunu geçtim.Daha karanlık bir yerdi,
karanlıkta bir müddet ilerledikten sonra ,sanki uzayın dışına açılan bir pencereden güçlü bir ışık sızıyordu ,
ışıga doğru süzüldüm ,uzayın dışına çıkmıştım,anıden TANRIYI  gördüm ürperdim,uzaydan daha büyüktü.
Sonra birbaşka tanrı daha gördüm o ılk gördüğümden ikikat daha büyüktü,sonra bir tanrı daha,sonra o ılk
gördüğümün bir tanrı olmadığını,uzay denilen oyuncağıyla oynayan elindeki kuyruklu yıldızı uzayın bir boşluğundan bırakıp içindeki sönmüş yada sönmemiş taşlara değmeden geçtikten sonra sevinen bir çocuk
olduğunu farkettim.Çocuk benim ve uzay gemimin farkında bile değildi o an DÜNYADAKİ BAKTERILERİN  FERYADINI  DUYDUM bizimde farketmediğimiz canlıların.Yolculuğuma devam
edersem bir başka boyutta hiçliğe   karışacağımı düşündüm vegeriye döndüm.Uzun yıllar sonra şimdi bir hiç
olarak yaşarken ,keşke o zaman hiçliğe karışsaydım diyorum.! Nefes almamı gerektiren çok az şeyden biri
olan POLİKİNİK DİLEMMA nın en son eserini yukarıda sizinle paylaşıyorum.İT ÜZÜMLERİ.

16 Ocak 2010 Cumartesi

KÖPEĞE KÖPEK DEME!

köpek deyince akla aşağılık,yalaka,kötü insan vekötü karakter gelmektedir.
Bu ismin sahibi canlılar bu tanımlamadan oldukça rahatsız olmaktadır,pek dile getiremezlersede bu aşağılanma onları sinirlendirmekte ve üzmektedir
     JACK  LONDON un kurt dölü kitabını okuduğum  zamanlarda ,kendisinin eskiden kurt köpeği olduğunu
sonradan mütasyona uğrayıp insana dönüştüğü kanısına kapıldım bu hisse kapılmamın sebebi tabiki onun
müthiş zekası ve anlatma yeteneği idi.Günümüzde hep köpek eğitiminden bahsediliyor bu bana pek doğru  gelmiyor,çevremde gördüğüm köpeklerin gözlerindeki ifade ve derinlik çok fazla şey yansıtıyr,çoğu zaman bu  ifadeyi çevrenizdeki  insanlarda göremezsiniz .konuşamamanın ve fiziksel eksikliklerinin acısı gözlerinden  hep 
yansımaktadırlar.bence onları eğitmiyoruz onlarla ortak bir noktada uzlaşiyoruz.Onların gözlerine baktığınızda
sizin düşüncelerinizi okuyabildiklerini hissedersiniz.Onlar zeki canlılardır ve bütün zeki canlılar gibi bunalımın,   kaosun ve kaybedenliğin acısıyla yaşarlar.BU YÜZDEN KÖPEKLERE KÖPEK DEMEYELİM.ve onları farketmemezlik etmeyelim.diyeceksinizki  tek sıkıntın bu mu  hayır küçücük beynim binlerce sıkıntıyı kaldıramadığı için tedavi amacıyla en hafıf sıkıntı üzerine yoğunlaştım.sizede tavsiye ederım,tabi böyle bir tedavi mümkünse .

14 Ocak 2010 Perşembe

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)


Açılımı
SİVRİ
SİNEKLERİ
KORUMA
DERNEĞI
Kuruluş nedeni
diğer çevre örgütlerinin tamamı  hem humanıst hemde çevrecı  olduklarından çevreyekarşı görevlerını tam anlamıyla yerine getirememektedır oysa S.S.K.D tamamen bir çevre örgütüdür
Neden Sivri sinekler
Son yıllarda bazı bilim adamları bütün evrenin canlı olmaihtimalinden bahsediyor. Eğer bütün evren canlıysa
dünyamızda evreni oluşturan canlılardan birisidir.Okullarda hep yanlış bilgilerle donatılmışız ,örneğin canlıların tek hücreli ve çok hücreli diye ikiye ayrıldığını söylediler .Oysa canlılar ikiye ayrılır ama bağımlı canlılar vebağımsız canlılar diye ,örneğin kara ciğerımız canlı olmasına rağmen tek başına yaşayamadığı için bağımlı bir canlıdır diğer organlarla birlikte oluşturduğu canlı ise bağımsız bir canlıdır.
 Bu pencereden bakınca dünyamız bağımlı bir canlıdır. Her canlının bir savunma sistemi vardır,her canlıdanda
yararlanan parazıt,asalak canlılar vardır.dünyamızdaki ilk önemli asalak canlılar dinazorlardı bazı sözde bilim
adamları dinazorların meteor yağmuru sonucu yok olduklarını soylemektedır külliyen yalan ve yanlıştır ,meteorlar yağarken diğer canlılar şemsiyemi açmıştı!?. Dinazorların hızla çoğalıp dünyanın canlı organızmasını tehdit etmeye başlaması sonucu dünya savunma mekanızmasını çalıştırp D.Y.V.diye (dinazor yok etme virüsü)bir virüs salgılamıştır. İşte dinazorların neslı bu yüzden tükenmiştir.Dinazorlar arasında bu virüsü yayma görevi tamamen SİVRİSİNEKLERE verilmiştır. Şimdi soruyorum size şu an için dünyaya en fazla tahrıbatı veren insan değilmidir ?.Dünya insanlardan kurtulmak içinde yeni bir virüs salgılamıştır H.İ.V
(Hep insanlar için virüs) Biraz mantıklı düşününce çoğalmaya kalkarsak virüsü yayacağımızdan dolayı  insan nesli tehlikeye girecek çoğalmazsakta bu virüsün insanlar için salgılandığı kesın. ÇEVRENİN kurtulması için
bu virüsün yaygınlaşmasını sağlamalıyız işte bu yüzden sivrisineklerin yardımına ihtiyacımız var .
Yukarıda yazdığımızdan anlayacağınız gibi TAMAMEN  ÇEVRECİYİZ.
  
İDOL SEÇTİKLERIMİZ
Adolf hitler  Gençliğimde bu adama karşiydım tabi bu onu anlamadan önceydi ,meğerse adam dünyayı insanlardan kurtarmak için çeşitli bahaneler uydurup savaşlar çikarmiş saygıyla anıyoruz.
A.B.D. Başkanları seçimlerde amerikaya gidip cumhuriyetçi  partiyi desteklemek,sonradan her iki partının  tüzüklerini okuduğumda bunada gerek olmadığını farkettim ,hangisinin cumhurıyetçi hangisini demokrat olduğu ğu belli değil ikipartide savaşlar çikarıp insan öldürmekte bir numara iki liderinde sloganı                          ÖLÜ İNSANIN ÇEVREYE BİR ZARARI YOKTUR  ABD  Liderlerinede saygılarımızı sunarız.
 Bellibaşlı sloganlarımızdan bazıları
   kahrolsun belediyelerin yaptığı sivrisinek katliamı                 memur ve işçi  maaşlarına son.                    sivri sinekler insanları bitirecekler  vs.
ÖNEMLİ NOT   Sivrisinekler bu dünyanın en asaletli canlılarıdır  neden mi çünkü benim kanımı taşiyorlar

12 Ocak 2010 Salı

GÜNEŞE TÜKÜRENLER

GÜNEŞİ çizdiniz başucumuza,
Aydınlattı eğrilmiş burnumuzu, netleştirdı kamburumuzu!
Birbirimize bakarken farkettik,aslında ne kadar çirkin olduğumuzu.
GÜNEŞİ çizdiniz başucumuza
Hiç tükenmeyecekmış gibi sonsuzluğa bakarken siz,
cehennemin ne kadarda yakın olduğunu farkettik biz.!
GÜNEŞİ çizdiniz başucumuza
Tanrının lütfü imiş gibi hep dualar ederken siz,
bir şeyi görmüyorsunuz, GÜNEŞE tükürüyoruz artık biz.!

10 Ocak 2010 Pazar

FARKETMEK ÜZERİNE

Farketmediğimi sanıyorsun bazı şeyleri,
Peki ya sen farkettinmi beynimde dans
ederken hayalinin bastığı her hücremdeki sızıyı.

Yemyeşil bir ormanda kuruyan bir ağacın,
aslında hayat sıvısı olan yağmuru direkt
vucuduna çekip kendini çürüttüğünü FARKETTİNMİ


Yanlızlığın sadece içindeki tüm işikların,
sönmeye mahküm olduğu GECEYE aıtolduğunu FARKETTİNMİ.

Trafıkteyken simsıyah egzost dumanıyla birlikte,
seni soluduğumu,ciğerimin en uç noktasına hapsettiğimi
ve sırf orda kalman için hiç öksürmediğimi FARKETTİNMİ.

Belkide sadece farkedilmek istedik
Belkide çevremizdeki şekilsiz nesnelere resim çizdik.
Belkide tanrıyı yarattık bizi farketsin diye.
Belkide sırf bu  yüzden aşık olduk BİZİ FARKETMEYENLERE.








8 Ocak 2010 Cuma

DİLLEMMA

BU sayfada yayınlanan bütün resımler yaşayan en iyi ressama polikınık Dilemmaya aıttir.

KAOSUN EFENDİLERİNE MEKTUP



Kaosun efendilerimi beni çok sevdi?
Yoksa kaosmu benim ilgimi çekti!
Beni sevdikleri ne kadarda belli!
Boynumda kelepçe felaket Leydi.

Sıkıntılarımın sınırı neydi?
Karanlığın içinde sonmudur keyfi!
Bir başka boyuttan izleyenlerin,
Acaba esprileri nasıl bir şeydi.?

Tanrıların esprisi Tanrılar için!
Gülüyorum amma bilmemki niçin,
Kaosun içinde zavallı bir hiçim,
Bana gösterdiğiniz bu ilgi niçin?

6 Ocak 2010 Çarşamba

KÜRE-SEL-LEŞ-ME

Nedir insanların ağzında sakız olan bu kelime. Bizim gençliğimizde yoktu varsada ben hiç duymamıştım.Şimdiköşe yazarlarının ağzında başbakanın cumhurbaşkanın ağzında haberlerde spıkerin ağzinda.ne olduğuna daır bıraz düşündükten sonra buldum ne olduğunu.meğerse bize yaşattıkları hayatı bu kelimede gizlemişler,şimdi birlikte heceleyelim bu kelimeyi..KÜRE  yaşadığımız bu dünya. Enlem ve boylamlarını demir parmaklık sayarsak bir hapıshane özgürlüklerın kısıtlandığı bir yer.-SEL-İse başta egzost gazı yağmur ormanlarının talan edilmesi ,savaşlar ve çeşitli kimyasallar yüzünden oluşan iklim değışıklığı ve bu yüzden oluşan seller,hani gün aşırı amerikayı ve asyayı ve yakında bizide vuracak olan seller.Birde-LEŞ-var leş standart kokan bir şeydir .Yukarıda saydığımız olumsuzluklar yüzünden oluşan ölümler bozulan dengeler ve kokuşan her şey. Vegeldik kelimenin en felsefı kısmına -ME-bu kelımeyı biraz uzatarakta söyleyebilirız -MEE EE MEE-diye  ınsanları bilinçlı programlarla düşüncesiz bir canlıya çevirmek Belkıde bir koyuna kim bilir belkide başarmış durumdalar,Belkide bu yüzden bazı bilim adamları OZONU İNEKLER DELİYOR diyor

5 Ocak 2010 Salı

öylesine bir söz


Dağın zirvesinden başını gökyüzüne kaldıran su ,bir müddet güneşin hayat veren ışıklarına baktıktan sonra,coşkuyla tepelerden aşağıya akmaya başladı diğer sularla birlikte.birbirlerine eklenerek kayalıklardan köpürerek akan sular dağın yamacı bitipte eteklerine indiklerinde birleşip tek bir su oldular ve sanki akmıyormuş gibi süzülmeye başladılar...

Nesne ,suyun dibinden yüzeyine doğru bir çizgi ve renk yumağı oluşturan güneş ışıklarının cazibesine kapılıp suya atladı.Bir müddet yüzdü,eğlendi,dibine dalıp yüzeyine çıktı sonra sırt üstü suya uzandı. Mutlu ve huzurlu bir hali vardı,suyun üzerinde ne kadar kaldığının farkında değildi.Sanki hemen şimdi girmişti,hevesini alamamıştı bile.Bir müddet sonra nesne aniden irkildi suların altından hızla kaymaya başladığını farketti.Sudan çıkmak için sağa sola kulaç salladı olmadı,akıntının şiddetine karşı koymak için ters yöne yüzmeyi denedi,nafile.

Nesneyi bir korku ve tedirginlik sardı ve hızla çağlayana akan suya teslim oldu.Çaresiz çağlayana düşerken bir an düşünme fırsatı bulabildi bir daha suyun cazibesine kapılıp onunla asla oynamayacaktı.AMA NESNE İÇİN BİR SONRAKİ ÇAĞLAYAN HİÇ OLMAYACAKTI.

(İMAM VE KARGA'dan)