BOŞLUK

25 Şubat 2012 Cumartesi

AV 6

 Co sahibiyle daha doğrusu ikinci sahibiyle,henüz bir yaşına girdiğinde tanışmıştı.O zamanlar kendinden bir kaç yaş büyük olan ilk sahibiyle birlikte büyüyordu,ilk sahibi şimdikinin küçük yeğeniydi.Fakat co bunu bilmiyordu,genç adam uzak diyarlardan gelmiş evlerinin kapısına dayanmıştı,co yu görüncede eline bir sopa almış  co yu tedirgin etmişti.Co elinde sopayla düşman tavırları sergileyen genç adama saldırmış,adam geri geri kaçarak evin ahşap kapısını kırarak içeriye kaçmıştı.
Aslında adam düşmanlık için değil korkusu yüzünden sopaya sarılmıştı.Ertesi gün adamın evden birisi olduğunu anladığında co çok mahçup olmuş kendisini nasıl affettireceğini düşünmeye başlamıştı.Ardından düşünmesine gerek kalmamıştı adam bir tabak dolusu eti co nun önüne dışarıya çıkmadan kapıdan uzatmıştı,anlaşılan halen korkmaktaydı.Co adamın korkmaması için
ona sevgi gösterileri yapmış ,hatta okşaması için başınıda ona uzatmıştı.Bu kısa özürleşme ve tanışma merasiminin ardından,adam evin diğer kapısından çıkıp gitmişti.Akşam olup genç adam eve döndüğünde onu daha yolun başında karşıladı,kuyruk sallayarak dostluğunu belli ettikten sonra iki ayağını genç adamın göğsüne dayayıp onu öpmeye çalışmıştı.Genç adam yeni tanıştığı bu dostuna henüz güvenmediğini elinde tuttuğu kocaman bir tabancayla belli ediyordu.Daha sonraki günlerde dostlukları iyice pekişmişti.Co adamla sürekli ava gidiyordu,çoğu tehlikelerde birbirlerini koruduklarıda çokça olmuştu,neredeyse bütün zamanını onunla geçiriyordu,bazen alış veriş için kasabaya giden genç adam dönüş yolunda ıslık çalarak co yu yanına çağırıyordu,onun ıslığını her yerde tanıyabiliyordu.Genç adamın kasabaya gidişleri co dan kaçarak oluyordu,aksi taktirde co bütün itirazlara rağmen onu kasabaya kadar takip ediyordu.Bazen ön kapıda co ya yemek verip arka kapıdanda kaçıyordu.Tıpkı bu gün olduğu gibi.Yemeğini yiyen co arka kapıya dolandı,sahibini göremeyince lanet olsun beni bırakıp yine kasabaya gitti diye hayıflanırken,bir yandanda karda oluşmuş ayak izlerini takip ediyordu.Gerçi ayak izleri olmasada co nun doğuştan iyi koku alma yeteneği vardı .Ayak izleri kasaba yoluna gitmiyordu,co merakla adımlarını hızlandırdı şimdi  yoğun karda iki ayağını öne atıp arka ayaklarınıda yanına çekip ilerliyordu.bu yoğun kar yağışında bir köpek gibi değil bir at gibi koşuyordu.İzler köyün çeşmesine doğru ilerliyordu,çeşmeye yakınlaştığında havada kötü kokularda artmaya başlamıştı,daha önceki tecrübelerinden öğrendiği üzere yabani bir canlının kokusuydu bu.Bir köpek olarak bu yabanilerle bir alıp veremediği yoktu aslında,fakat insan dostları sürekli bu yabanileri avlıyordu,insanların düşmanları oldukları belliydi,dostlarının düşmanlarını co da düşmandan sayıyordu.Biraz daha yaklaşınca kokuların birden çok yabaniden geldiğini farketti,sahibini uyarmak için sürekli bağırıp duruyordu bir yandanda heyecanla ıslık çalıyormuş gibi tuhaf bir ağlama sesi çıkarıyordu.Çeşmenin üstündeki tarlaya çıktı,
domuz klanını görünce daha yüksek sesle bağırmaya başladı.Küçücük cüssesinden umulmayacak bir cesaretle domuz klanına doğru saldırdı.Bu bağırmaların insan denilen katili buraya çekeceğini bilen domuz klanının lideri,klana kaçması için talimat verdi,klan bu yoğun karda bile gürültü çıkararak kaçmaya başlamıştı.Co hızlı adımlarla klana yaklaşmış,genç bir domuzun ayaklarından ısırmaya çalışıyordu heyecanı yanına doğru gelen kocaman dişli domuzu farketmesine engel olmuştu.Domuz başını köpeğe doğru salladı sivri dişleri köpeğin vucüdünü saran derisini tamda karnının ortasından yirmi santim kesti, kesik karnının alt kenarından sırt omurgasına doğru bir terzinin makasından çıkmışcasına muntazamdı.Deri ön ayaklarına ve arka ayaklarına doğru çekilince,bir banyonun penceresi büyüklüğünde bir açı oluşturdu.Co bıçak darbesiyle bulunduğu yerden iki adım öteye düşmüştü kan beyaz karda   sicak bir hüzün gibi yayılıyordu.Domuz ikinci bir darbe için niyetlenmedi,az önce yakınında gördüğü katilin gelme ihtimali onu kaçmaya yönlendirmişti.Co şimdi kanayan yarasını yalamak için başını uzattığında büyük bir acı duydu şimdi yaraya doğru dönemiyor sağlam yanının üzerinde hareketsiz duruyordu.Havlamaları fısltılı fakat çok duygu yüklü ağlamalara dönüşmüştü, gözleri umutla tarlanın etrafında sahibini arıyordu onun kokusuda bu yakınlardaydı.Bir yandan bütün bu acıları örtmek istermiş gibi yağan kar,köpeğide örtüyordu.................................................................
                                                                                                        DEVAM EDECEK

21 Şubat 2012 Salı

AV 5

  Genç avcı gururla, vurduğu çulluğa baktı,ardından yakalayıp canlı canlı kemerine astı,anlaşılan işkencedende hoşlanıyordu
yada onun acı çektiğini anlamayacak kadar düşüncesizdi.Avcı merakla etrafına baktı,,köpeği yakınlarda bağırıp duruyordu,tüfeğin sesine gelmesi gerekiyordu ama gelmemişti.Co onun en yakın arkadaşıydı hatta dostu,bir keresinde hayatını bile kurtarmıştı.Gurup halinde domuz avına gittiklerinde,önüne düşen domuz gurubuna aralıksız ateş ediyordu,bir ara heyecandan bulunduğu yerin tehlikesini fark edememişti,sırtı üç metrelik yamaca dayanmış elindeki tüfekte atışlarını yaptığı için boştu.Öfke ve panikten çıldırmış bir domuz üzerine doğru geliyordu kaçacak yeri ve,tüfeğini doldurmayada vakti yoktu.
Hayatında ilk o an gerçekten korkuyu hissetti.Domuz dişlerini hazırlamış genç adamı ikiye bölmek için gelirken,bulunduğu yamacın hemen üstünden co, herkesin gösteremeyeceği bir cesaret ve dostluk örneği sergileyerek bulunduğu yerden domuzun adeta üzerine uçtu,ardından usta bir jokey gibi üzerine kapaklanıp sivri dişlerinide domuzun boynuna geçirdi.Domuz önce köpeğin cesaretine şaşırdı ardındanda onu üzerinden atmaya çalıştı.Bu süre içinde genç avcı tüfeğini tekrar doldurup,köpeğide vurmamak için dikkatlice uygun anı bulup domuzu vurmuştu.köpek onun can dostuydu,ondan sonraki günlerde ava gitmediği
zamanlarda bile köpeği yanından hiç ayırmadı,taaki bu günkü çulluk avına kadar.Avcı dere boyu tekrar yürümeye başladı ne kadar çok vurursa o kadar ünlü olacaktı,çevresindeki yaşıtları hatta tecrübeli avcılarıda kıskandıracaktı.Çok fazla yürümeden
köpeği yine aklına düştü gelmesi gerekiyordu,durdu merak avdan ağır basmıştı,bir el daha ateş edip beklemeye başladı köpeği,yada en azından heyecanlı sesini.gelmedi sonra o köpeğinin nerde duysa geleceği ıslığı ard arda çaldı hayret köpek yine gelmedi.Avcıyı bir merak hatta meraktan öte bir telaş sardı,ani bir kararla geriye döndü ve köpeğin sesini ilk duyduğu yere doğru hızla yol almaya başladı,bir yandanda tüfeğin ilk gözünde olan 4 numara saçmayı çıkartıp yerine roket koyuyordu.şimdi tüfeğin iki gözünde birden domuz dolusu vardı eskaza bir çulluk çıksa ateş edemiyecekti,ama avcının çulluğu düşündüğü yoktu.köpek için duyduğu endişe içinde korkuya dönüşmüştü.Dere boyu yukarı doğru yürümek aşağıya yürümekten zordu,zaman zaman omuzuna kadar gelen karla boğuşmak zorunda kalıyordu.Artık pantolonunu çizmesine bağlayan ip yukarılara doğru sıyrılmış çizmelerinin içi karla dolmuştu.Çizmelerindeki kar ayaklarını sıkştırmaya başlayınca,uygun bir yere yaslanıp çizmelerini çıkarmaya çalıştı,uzun bir uğraşı sonunda başarıp çizmelerindeki karları boşalttı,ardındanda eskisi gibi tekrar iple pantolonunu çizmelerinin üzerine sıkıştırdı.Bütün bunları yaparken vucudunu sıcaklık basmış yanıbaşında akan temiz dere yerine,susuzluğunu yine kar yiyerek gidermişti.Aslında periyodik aralıklarla zaten ağzına kar atıyordu.Vucüdü üşümeyen avcının parmakları tüfeğin metal kısmını tutamayacak kadar üşümüştü,hatta eldivenli elide,eldiven ıslanmıştı,ıslak eldiven elini daha çok üşüttüğünden onuda çıkarmış pantolonunun arka cebine sıkıştırmıştı.Üşüyen ellerini ısıtmak ve içindeki duman aşkını gidermek için bir sıgara daha yaktı.Bir kaç nefes içine çekip ellerine üfledi.Endişesi sıgarayı bitirmesine engel oldu,sıgara ağzında tekrar yürümeye başladı.Şimdi köpeğin sesini duyduğu yere gelmişti,burası ava başladığı çeşmenin olduğu yerdi,biraz sonra köpeğin henüz kardan kapanmamış ayak izlerini gördü,ayak izlerini takip etmeye başladı,izler çeşmenin yukarısındaki tarlaya doğru gidiyordu.Aniden izler çoğaldı,domuzların toynaklarına karıştı, hatta  domuzların patates bulmak için alt üst ettiği tarlada boğuşma izleri ve ince ince kan lekeleri yağan karın altından fark ediliyordu.
                                                                                                                     DEVAM EDECEK

18 Şubat 2012 Cumartesi

AV 4

Korku intikam duygusundan ağır basmıştı,domuzun bütün kasları kilitlenmiş hareket edemiyordu bir şey onu mengene gibi sıkmıştı,üzerine yağan kar beş santime ulaşmış doğal bir kamuflaj oluşturmuştu.Genç avcı sıgarasından son bir yudum çektikten sonra ,sol eline eldiven giymiş,tetiği tutan sağ elini açıkta bırakmıştı.Avcı artık tüfeği her an ateş edecekmiş gibi iki eliyle birlikte tutuyordu,avcı tüfeği iki eline aldığında domuz hareket edebilen tek organları olan gözlerini korkudan biraz daha açtı,Avcı şimdi dikkatlı ve yavaş bir yürüyüşe başlamıştı domuzu farketmemiş tam aksi istikamette ilerliyordu


domuzun korkusuda avcının adımlarına endeksli azalmaya başlamıştı .En sonunda domuz kıpırdayabildi üzerindeki karları silkeleyip attıktan sonra,patetes tarlasını bir traktör edasıyla işleyen klanının yanına döndü. Tarlada pek patates yoktu,son yıllarda insanlar bu tarlaları genellikle ekmiyorlardı,huzursuz homurtular midelerinden gelen sesi bastırmıştı.Bütün  bu olup bitenlerden habersiz, biriktirme alışkanlığı olmayan proleter çulluk,domuzun ve genç insanın yaklaşık yüzelli metre aşağısında,günlük nafakası için çalışıyordu.Genç adam bu gün bir çulluk vurma inanışıyla,heyecanla dere boyu aşağılara doğru  ilerliyordu.Bazen dere derinleşip genç adamın yürüyüşünü engelliyor,adamda diz kapağını aşan kar yığınlarına girip dereye meyilli yamaçlardan yol alıyordu,bazen bastığı yer dikenlerin üzerine birikmiş kar yığınları olduğundan neredeyse boynuna kadar kara saplanıyordu.Bu zorlu yürüyüş genç adamı yıldırmıyor aksine dahada keyif almasını sağlıyordu,bu kadar karda çulluklar kesin burda olur düşüncesi onun keyfiydi,heyecanıda üşümesini engelliyordu ,üşüyen tek yeri tüfeğin metal tetiğini tutan parmaklarıydı .Bazen durup üşümüş elini cebine koyup biraz ısıtıyor,yada titreyen parmaklarıyla bir sıgara yakıp dumanınıda üşümüş parmaklarına üflüyordu.Heyecandan kuruyan ağzınıda açıkta bıraktığı elin aksine eldivenli parmaklarıyla kar yiyerek gideriyordu.
İnsanın kendine yaklaştığını farkeden çulluk şaşkınlıkla buralarda ne işi var,ya aklını kaçırmış yada kaybettiği bir şeyi arıyordur diye düşündü, kendisiyle ilgili olabileceği aklının ucundan bile geçmedi.Zaten insanlardan uzak yaşardı onlara zarar verdiğide görülmemiştir hatta tarlalarından tek mısır tanesi bile yememiştir.insan neredeyse yanına gelmişti ,uzak durmakta yarar var diyerek biraz daha aşağılara uçtu.Hemen önünden gürültüyle havalanan çulluk genç adamı şaşırtmış bu şaşkınlıklada tüfeği ona doğrultmakta gecikmişti tam nişan hattına girdiğinde ise,çulluk bir virajı dönüp gözden kaybolmuştu.Bu sırada derenin yukarısından köpeği co nun heyecanlı havlamaları geliyordu,çullukları ürkütmesin diye onu evde bırakıp gizlice uzaklaşmıştı,iki kapılı evlerinin ön kapısında köpeğe yemek verip arka kapıdanda kaçmıştı.şimdi yukarlarda heyecanla havlıyordu,muhtemelen bir çakalın kokusunu almıştır diye düşünen genç adam,nasılsa ateş ettiğimde buraya gelecektir diye düşünüp avının konduğu yere odaklandı.Şimdi daha dikkatlı yol alıyordu ,çulluk insanı ikinci kez fark ettiğinde lanet okuyup havalandı,lanet onu havada yakaladı,4 numara saçmalardan bir tanesi uçmak için açtığı kanadı kırdı,bir diğeride kanadın hemen altından göğsüne isabet etti.Çulluk havada motoru durmuş planör gibi karların üzerine düştü,korkuyla tekrar uçmayı denedi tek kanat ağır cüssesini havalandıramadı,karların üzerinde kırmızı lekeler bırakarak debelenirken insanın devasa eli bütün vucudunu kapladı.Çulluk bir an elinden kurtulmak için çırpındı,ama bu çırpınış canını çok daha fazla yakmaktan öteye bir işe yaramadı,sonrasındada çırpınma denemelerinden vaz geçip olabilecekleri çaresizlik içinde beklemeye başladı.Çulluk bir ipin iki ayağını birden sardığını fark ettikten sonra,baş aşağıya insanın kemerine takılı acılarla dolu bir yolculuğa başladı o sirada yukarlardan gelen köpeğin heyecanlı seside kesilmişti...
                                                                                                                                                                       DEVAM EDECEK

14 Şubat 2012 Salı

AV 3

Domuzun sivri dişli başı karlı çalılıkların içinde adeta donmuş gibiydi,bu soğuktan değil korkudandı,nefes bile almıyordu.
Daha gençlik yıllarında,klanıyla birlikte yiyecek aramaya çıktıklarında tanışmıştı bu insan denen canlıyla ve tabiki ellerindeki
o ateş saçıp can alan boru biçimindeki soğuk demirle.Dişleri henüz olgunlaşmış erkekliğe yeni adım atmıştı,klan kalabalık bir guruptan oluşuyordu,ormanın derinliklerinden çıkılmış insan köylerine yakınlaşmaya başlamışlardı gençler kendi aralarında şakalaşıyordu bazen şarkı söylemeye yeltendiklerinde klanın büyükleri tarafından uyarılıyorlardı,nede olsa insanlara yakın bir yer sayılırdı tedbirli olmaları gerekiyordu.İnsanlar hakkında ailesinden çokça şey işitmişti,bunlardan çıkardığı ders insanı gördüğün yerde kaç olmuştu.Klan neşeyle yol alırken aniden hemen aşağılarında  ateşli borusu olan iki insan ve önlerinde öfkeden kudurmuş gibi bağıran dört köpek belirmişti,şimdi kaçarlarsa şansları vardı yollarından sapıp hızla insanlardan uzaklaşmaya başlamışlardı,kaçışları hızlı olsun diyede hafif bir meille iki dağ arasındaki vadiye doğru koşuyorlardı kalabalık klan vadiye girdiğinde gök gürlemeye başlamıştı genç domuz gökgürültüsünü hiç bu kadar ürkütücü ve yüksek seste duymamıştı.İlk düşen yanındaki kız kardeşi oldu,önce ön ayakları büküldü sonra başı karlı toprağa gömüldü,genç domuz ayağı tökezledi sanıp kız kardeşini kaldırmaya çalıştı,kız kardeşi yana doğru tekrar düştüğünde göğsünün kanla kaplı olduğunu gördü korku ve panikle çığlık attı,gök gürlemeye devam ediyordu,şimdi korkusu iki katına çıkmıştı ,yaşarken en güvendiği gücüne hayran olduğu babasıda kanlar içinde yere düşmüştü şaşkınlık ve şoktan öylece kala kalmıştı,o zaman farketti gök gürlemediğini,tam karşılarında neredeyse on insan sıraya dizilmiş ellerindeki borularla ateş saçıyorlardı,her ses çıkışında neredeyse klandan bir kişi düşüyordu.Neydi bu insanlar onlardan hep uzak durmaya çalışmışlardı ne istiyorlardı,öldürmekten haz alır gibiydiler gözlerinde düşen her domuzun yaşam işiği parlıyordu öldürmek onları nasılda mutlu ediyordu.Yine gök gürültüsü ve sol kalçasında müthiş bir yanma ve şiddetli sancı ayağının bir an bükülmesine neden oldu bunun ardındanda yamaçtan aşağıya doğru hızla yuvarlanmaya başlamıştı yamacın dereye indiği noktada on metrelik bir kayadanda düştükten sonra suya gömüldü.Su fazla derin değildi henüz bahar gelmediği içinde fazlaca hızlı akmıyordu.
Yukarda gök gürültüsü azalmış köpeklerin zafer çığlıkları yükseliyordu.Korku kanayan kalçasındaki ağrıdan ağır basmış derenin aşağısına doğru kah sürünerek,kah kendini suya bırakarak ilerlemeye devam etti.Bir müddet sonra bolca dikenin kapladığı büyük bir çalılığa ulaştı,dikenlerin hançer saplamalarını umursamadan çalılığın ortasına doğru yürüdü,etrafının güvenli olduğunu hissettikten sonra dişleriyle toprağı epeyce eşti,yaralı kalçasını eştiği toprağa koyup sırt üstü uzandı ve ardındanda  uyumuştu,belkide bayılmıştı.Ne kadar baygın kaldığını bilmiyordu çok yakınından gelen homurtulu bir sesle uyanmıştı iki genç domuz yanı başında duruyordu.Sonraki yıllarda bir aileyede sahip olmuştu ama insanlardan mümkün olabildiğince uzak durmuştu.Şimdi ise neredeyse yarım domuz yüksekliğinde kar yağmıştı,insanlar bu karda ormana pek gitmezlerdi,ayrıca yiyecek ihtiyaçlarıda vardı,rizikoya mecburen girmişlerdi.Yaşadığı deneyim ona çok tedbirli olmasını öğretmişti,diğerleri tarlayla ilgilenirken o da çevreyi gözlüyordu.Başını çalılıktan çıkardığında genç bir insanın elinde ateş saçan boruyla dikildiğini gördüğünde korkudan adeta donup kalmıştı,bir yandanda ailesinin katledildiği anı hatırladı intikam duygusu bütün benliğini sardı,insan tek başınaydı ani bir hamleyle onu öldürebilirdi....
                                                                                                                                                        DEVAM EDECEK

11 Şubat 2012 Cumartesi

AV 2

Genç adamın bu sevinci ilk defa ava çıkacağı için değildi,daha önceleri kara tavuk dedikleri kargadan biraz daha küçük olan bir kuş türünden çok sayıda vurmuştu,ama hiç çulluk avlamamıştı bu kadar çok kar yağışı çulluk avı için idealdı.Çulluk genellikle yerde olurdu dala konduğu görülmemiştir,hatta bu yüzden kör olduğundan bile söz edilirdi.Çok kar yağışı çulluğun beslenme alanınıda daraltıp,genelliklede karın tutunamadığı sulak yerlerde beslenirdi.
Sobanın yanında bir yandan ısınıp bir yandanda giyiniyordu,dışarda kar ayni şiddetle yağmaya devam ediyordu.evin iki kapısı vardı,ikinci , kapı ön kapının aksine tepelere ve tepelerden gelen küçük derelere bağlanan keçi yollarına açılıyordu,Dizine kadar gelen çizmelerini kapının yanında giydi ve pantolonun paçalarınıda çizmenin üstünden geçirip sağlam bir iple çizmenin içine kar girmeyecek biçimde sıkıca bağladı.Fişekliği tam doluydu onuda beline doladıktan sonra,tüfeğin altalta olan iki gözüne,bir tanesi çulluk için olan 4 numara saçma dolgusu,diğerinede avdayken istemeden karşılaşabileceği yabaniler için domuz dolusu yerleştirdi.(domuz dolusu ya roket biçiminde tek kurşundan yada iki üç bilyenin konduğu fişeklerden oluşur).Şimdi hazırdı heyecanlı yolculuğu başlıyordu,kar yağışı devam ettiğinden tüfeği namlusu yere bakar biçimde askısından omuzuna astı.Karın tamamen kapattığı yaya yolundan ormana ve ormanın tamda ortasından geçen dereye doğru yürümeye başladı,yol köyün en yukarısında olan evlerinden az daha yukarılara doğru tatlı bir meyille devam ediyordu.Kar tamamen kapatsa da yol belirgindi,çünkü yol olmayan yerler yürünemeyecek kadar bayır ve ağaçlarla doluydu,bazı ağaçlar yolun üstünden altına kadar kardan dolayı bir çeleng gibi eğilmiş ve süslü tüneller oluşturmuştu.Bazı ağaçlar ise karın ağırlığına dayanamayıp ya kırılmış yada tamamen yere kapaklanmıştı,Yer yer yürümekte zorlanıyordu bazen ağacın karlı dalından hızla çekip ağacı kardan kurtarıyor ağaçta bir minnet duygusuna kapılmışcasına ayağa kalkarken tuhaf hışırtılar çıkartıyordu.Karda bu zorlu yürüyüşten sonra köyün suyunu karşıladıkları yaklaşık iki metreye iki metre betondan yapılmış su deposuna ulaştı.Dere deponun hemen yanından aşağıya doğru akmaktaydı,heyecan burada üst noktaya ulaştı.Deponun bulunduğu yer bir tenis kortu büyüklüğünde ve açıktı, ağaçlarla ve dağa doğru bakan bölümü sık çalılıklardan oluşuyordu.Cebinden bir sıgara çıkarıp yaktı önce dumanı üşüyen ellerine sonrada keyifle yağan kara doğru üfledi.Tam o esnada çalılığın üst tarafında bulunan küçük tarlada bir trktör edasıyla toprağı eşip patates arayan bir domuz ailesinin sivri dişli liderinin,çalılığın içerisinden onu korku ve endişeyle baktığını fark edemedi çünkü onun aklında sadece çulluk vardı..                            
                                                                                                                                                 Devam edecek

9 Şubat 2012 Perşembe

AV

Kar bir gün önceden başlamış her yeri beyaza boyuyordu, bıyıkları yeni terlemeye başlamış genç adam,kasabadan evine doğru keyifli adımlarla yürüyordu.Keyfi kar taneciklerinin yer,yer dövdüğü yüzünden açıkça belli oluyordu.Elinde çok da ağır olmayan bir poşet taşıyordu,zaman,zaman başını aheste bir şekilde yere doğru süzülen kara doğru kaldırıp,keyifle gülümsüyordu.Kasabayla evin arası uzak olmadığından,bu keyifli yürüyüş uzun sürmedi,yarısı betonarma,diğer yarısı ahşap olan evinin önündeki bir kaç basamağı çıkıp, evin ana giriş kapısına ulaştı.Kardan tamamen kaplanmış ayaklarını sertçe yere vurarak karların büyük bir bölümünden kurtuldu.İçeriye girdikten sonra  içindeki odunları çatırtayarak yanan sobanın arka kısmına ulaştı,ellerini sobanın borusunu tutarmış gibi ısıttırken,annesinin ve evde bulunan diğerlerinin meraklı sorularını çabucak savuşturup biraz ötedeki iskemleye kuruldu,.Elindeki poşeti önüne alıp önce iki kutu tüfek mermisini dışarı çıkardı,sonanra yine tüfek temizlemede kullanılan bir kaç parçayıda çıkardıktan sonra,fişekleri eline alıp bir sanat eseri gibi süzmeye başladı,ilk defa fişkle tanışmıyordu daha önceden  kullanılmış fişekleri tekrar doldurup hazır hale getirdikleri çok olmuştu öylesi daha ucuza geliyordu,zaman,zamanda yeni fabrıka dolgusu fişek alıp şimdi yaşadığı keyfi yaşadığı oluyordu.Sonra oturduğu yerden kalkıp pencereye yanaştı dışarıya bakıp karın aynı şiddetle yağdığını kontrol ettikten sonra keyifle iç çekmeyle karışık bir kaç kelime mırıldandı.Evin holünden yukarıya ust kata çıkan merdivenlere yöneldi,arkasından seslenen annesinin yemek davetini reddettikten sonra hızla merdivenleri çıktı.Şimdi babasının odasındaydı duvarda asılı tüfeği çabucak alıp kendi odasına geçti.Oda neredeyse bütün köyü görecek bakış açısına sahipti,evleri köyün en yukarısında bulunuyordu.Odayı küçük abisiyle paylaşıyordu ama yılın bu zamanında abisi yoktu,şehirde okuyor ve orda kalıyordu.Tüfeği temizlemeden önce eski kendi doldurduğu fişeklerden iki tanesini tüfeğin iki gözünede doldurup pencereye yöneldi,gecenin bu saatinde atış yapmak onun için bir keyifdi,pencerenin iki kanadını ardına kadar açıp,tüfeğide hafif gökyüzüne doğru kaldırıp sırasıyla ateşledi tüfeğin sesi köyün yamaçlarında yankılandı.ardından köyün diğer bir kaç evinden,hatta karşiki köyden diğer tüfekler patladı bu köy yerlerinde neredeyse bir gelenek olmuştu,ardındanda alt kattan yengesinin kızgın sesi geldi.bağırarak yengesine daha atmayacağını belirtti ve tüfeği temizlemeye başladı,temizlik bittiğinde tüfeği iki duvarın arasına ayakta duracak şekilde koydu.Şimdi yatağına sırt üstü uzanmış ardına kadar açtığı perdelerin arasından kar yağışını seyrediyordu,içi içine sığmıyordu kar onda derin heyecanlar uyandırmıştı ve sabahı beklemek çok zor geliyordu...
 Soğuk odasının sıcak yorganı içinde gerneşerek uyandı,alt kattan evin diğer insanlarının sesi geliyordu,bir takım tıkırtılarla birlikte,belliki kahvaltı sofrası hazırlanıyordu.Yataktan kalktığında soğuğu iliklerine kadar hissetti,pantolonunu ve kazağını ve mermi kutularının olduğu poşeti bir eline,diğer elinede tüfeği alıp alt katta sobanın yandığı odaya koştu.Sobanın yanında giyinirken annesinin git yüzünü yıka uyarısınıda homurdayarak yerine getirdi,tekrar sobanın yanına geldiğinde sertçe titreyerek soğuğuda açıkça belli etti,ardından kahvaltı sofrasına ilişti.Çok fazla bir şey yiyemedi heyecanı ve acelesi istahını kaçırmıştı.Ayağa kalkıp pencereden baktığında,sevinçle çığlık attı,kar ağaçları bile bir yorgan gibi sarmıştı,bazı ağaçlar karların ağırlığına dayanamayıp ona secde eder gibi yerlere kadar eğilmişti,yerdeki kar kalınlığıda neredeyse yetmiş santimi bulmuştu..


                                                                                                                 Devam edecek.

2 Şubat 2012 Perşembe

KAR

Kar..
Karanlıklara

28 Ocak 2012 Cumartesi

SEVGİLİ GÜLSEN HOCA

Bazen bir boşlukta olursun hiç kimsenin olmadığı
Bazen duyguların bile yanlızdır
Bazen gitmek istersin
Bazen gidersin
Bazen gittiğin yerden geriye doğru bakarsın
Bazen geride bıraktıklarını özlersin
Bazen geride bıraktıkların seni özler
Bazen yapraklar sararıp düşer..!!

Seni özledik sevgili gülsen hoca,gittiğinde bıraktığın boşluk pekde dolacağa benzemiyor,umarım gidişin yolda olmak içindir,
YAPRAKLARIN düştüğünü görmek nasip olmasın.

GÜLSE

26 Ocak 2012 Perşembe

S.S.K.D. Sunar....... KRIZ

Her şey çelişkisini kendi içinde taşır.Kapitalizmin krızı kemer sıkma politikalarıyla çözülmez,kemer sıktırmaları  kendi boğazlarını sıkmaları anlamına gelir,bireyler tüketemiyecek kadar yoksul olursa kapitalizm de krıze girer,ve şu an itibarıyla
krızdeler,krızı de ancak yıkım çözer yani gözünüz aydın insancıklar savaş kapıda.!!!

20 Ocak 2012 Cuma

RABBİMİN ZEHİRLİ KATRELERİ

Yağmur yağıyor  şafağı olmayan karanlığıma,
Kurumuş gibi görünen gözyaşlarım yüreğimi ıslatırken,
Beynim çığlık,çığlığa fısıldadı gizlice.!!
Yağmur yağıyor,ektiğim bahar tohumlarına.!
Bereketli taneler değil,
Rabbimin zehirli katreleri düşüyor üzerine.!

19 Ocak 2012 Perşembe

S.S.K.D (LEŞ ÇEVRE ÖRGÜTÜ)



Küresel krız ve küresel kaos ve birde küre  sel  felaketi,

Sivri sinekler amacına emin adımlarla gidiyor.!



Ölü insanın çevreye zararı yoktur.!!

16 Ocak 2012 Pazartesi

AN GELİR

Askerliğin bitmesini iple çekiyordu,ne de uzundu günler.Dışarıda hayalleriyle süslediği mükemmel bir hayat varken neden uzardı bu günler, oysa standart saatlerden oluşmuyormuydu.Günleri ,saatleri hatta kapıya yöneldiğinde  dakikaları bile saydı.Ve dışardaydı önce bir boşluk hissetti bu kadar çok istediği hedefe varmanın boşluğunu ,birazda hayal kırıklığı.!
Acilen gara yöneldi hem uzun süre askerlik ettiği bu yerden,hemde boşluğundan uzaklaşmak için.otobüsün camından yavuklusuna doğru bakıyordu,sadece onu görüyordu,her km de heyecanı artarak yerine geliyor boşluk sıcacık duygularla doluyordu.Gittiği yer doğduğu yer değildi ama gençliği ve çocukluğu orada geçmişti,orada aşık olmuştu.uzun yıllar platonik yaşadıktan sonra tamda askere giderken açılabilmişti ona.M eğerse kızda aynı duygular içerisindeymiş,askerdeyken mektup yazamıyordu ailesinin eline geçer diye ama sık sık telefonla görüşüyorlardı,gerçi son günlerde ne zaman tlf açsa,ya meşgul yada ulaşılamiyor mesajı alıyordu.Son bir kaç gün ise hiç aramadı ona süpriz yapmak istiyordu.Lakin kız daha hızlı çıktı asıl süpriz ondan geldi,oturdukları mahalleye gelince eve hiç uğramadan bir kaç blok ötede olan kızın evine doğru yöneldi.Süpriz bu ya, kız yanında bir adamla kol kola yanı başında belirdi,şaşkınlığı biraz geçer gibi olunca ona seslenmeyi denedi ama ses boğazından bir homurtu olarak dışarıya çıktı.kız adamla uzun bir veda öpüşüne girmişti belliki adam onu evine bırakmak için ordaydı.Şaşkınlığı öfkeye dönüştü içerde bütün umutları ve hayalleri gerçeklerle savaş halindeydi,savaşın bir galibi yoktu kaos her şeye hakimdi.!Parmağındaki yüzüğü gördüğünde hayalleri kara bir buluta dönüştü,umutlarıda cam parçasına.Elindeki valiz ağırlaşmış hatta bedenide ruhuna yük olmaya başlamıştı.Evine döndüğünde annesi çığlık çığlığa sevinirken o boş bir çuval gibi önündeki çek yata düşmüştü.Yorgunluk ve yıkılmışlıkla gözlerini kapattığında,annesi uyuyordur diyerek usulca üzerini örtmüştü oysa ertesi sabah gün ağarırken uykuya yenik düşmüştü.Günler ağır bir kaybedişin,ağır durumlarıyla geçerken yaslandığı tek arkadaşı alköllü içkiler olmuştu ,bu ayyaşlık içerisinde acıları tükenecek yere gittikçe şiddetleniyordu ölümü düşünüyor ama ölünce onsuz kalma düşüncesi intihardan vaz geçiriyordu.
Uzaklaşıp bu şehirden gitmeye karar verdi,doğduğu topraklarda halen yaşayan bir dedesi vardı.Mükemmel bir coğrafya acılarından soyutlanmasına yardımcı olabilirdi oysa bindiği oto büs şehirden uzaklaşırken acılarınında daha şiddetli bir hal aldığını farketti.Köyü şehirden oldukça uzak bir dağın yamacındaydı,tıpkı diğer köylerinde olduğu gibi.Askere gitmeden hemen önce bir ay kadar dedesinin yanında kalmıştı,dedesinin iki av köpeğiyle bol bol ava gidip,ara sırada at gezintisi yaparak geçirmişti günlerini.Şimdi köpekler yoktu bir tanesini bir domuz yaralamış,kısa bir süre sonrada ölmüştü,diğeride bir yıl sonra,fakat at yaşlamış olmasına rağmen inatla yaşamaya devam ediyordu.Günlerin büyük bölümü yine içerek geçiyordu,bazen yaptığı at gezintileride kasabaya içki almak için oluyordu.Acıları tıpkı sakalları gibi gittikçe uzuyordu yaşamak acı çekmek ve içmekten ibaretti,artık sarhoş bile olamıyordu boş bir fıçı gibiydi içine akan likitler şişeden fıçıya dökülmüş gibi hiç bir şey ifade etmiyordu hayat boş bile değildi.Boşalan şişelerin yenisini almak için yaşlı ata bir kez daha bindi,kasabaya giderken atın üzerinde o kadar dalmıştı ki kendini daha yüksek bir yamaçta kurulmuş başka bir köy yolunda buldu,geriye dönmeyip atın gittiği yere doğru devam etti,yol kavisli yükselişini bitirmiş düz bir şekil almıştı yorgun yaşlı atını biraz daha hızlı sürdü.At dar patika yolda yol almakta zorlanıyordu ama sahibinin daha hızlı gitme isteğinide geri çevirmiyordu ta ki yol  yüksek bir uçurumun kenarından geçene kadar.Uçurum yaklaşık yirmi metre kadardı hemen aşağıda çam ağaçlarının filizli tepeleri gözüküyordu,çamların altındanda bir derenin uğultusu duyuluyordu, uçurumdan sonrada köyün ilk evleri beliriyordu.Patika yol uçurumun tepeye yakın bölümünde kayaların kazmayla kırılmasıyla oluşturulmuştu,at sert zeminde bir taş parçasına basarak ayağını burkup yere düşerken o da uçurumdan aşağıya kendi boşluğundan daha büyük bir boşluğa doğru uçtu,düşerken bir an lanet hayatının ve acılarının bittiğini düşündü.Acılarına bir yenisi eklendi çam ağacının önce sivri tepesi koltuk altını yaklaşık yirmi santim yardıktan sonra,sırasıyla dallar yaralamaya ve acı eklemeye devam etti taki ağacın hemen altında akan dereye set çekmiş bir kayanın oluşturduğu göle düşene kadar.Suyun içinde bir kaç saniye istemeden oyalandıktan sonra yüzeyine çıktığında bir meleğin simsiyah iki gözüyle karşılaştı gözler o kadar güzeldiki ancak bir meleğe ait olabilir, öldümmü diye düşündü, oysa yaşamaya yeni başlıyordu.Issız sayılabilecek küçük bir köyde, gölün kenarında çamaşır yıkayan bir genç kızın,beyaz atlı prens hayalinin tamda ortasına düşmüştü.............

29 Aralık 2011 Perşembe

DÜŞLERİMİN KATİLİ





 Bu sabah güneş öfkeyle daldı geceme.!
 Düşlerimi öldürmek ister gibiydi.!
 Sarhoştum....Görmüyordum,birazda yaralı.
 Yıldızlarda geziyordum gözlerim kapalı.!
 Bilseydim öldürmek için geleceğini,
 Gözlerim açık bekliyor olurdum seni..!!1


25 Aralık 2011 Pazar

GECENİN BEYAZ YÜZÜ




Zaman gece yarısını çoktan geçmişti,adam sokak lambalarından uzak durmaya çalışarak yürüyordu.Kendini yüzeyde göstermek istemeyen bir fare gibi saklanarak yürüyordu.Gittiği istikamet belli değildi, karalık onun yönüydü.Sendeleyerek
attığı adımlar düşecekmiş izlemini versede,her nasılsa ayakta durmayı başarıyordu.Birkaç saattır yağan kar saçlarının ve üzerindeki paltonun omuzlarında bir apolet gibi duruyordu,yere yığılıp oturmamasının nedeni mühtemelen bır çamur deryası oluşturmuş kar yığınlarıydı.Sokağın köşesine geldiğinde,caddenin ışıkları,adamda sarhoşluktan daha ağır bir betliğin izlerini
ortaya çıkardı.Caddenin parlak ışıkları,adamı rahatsız etmiş olacakki,adımlarını hızlandırıp caddeyi bir solukta karşıya geçti.Karşı sokağın içinde gündüzleri açık olan bir çay ocağının,biraz korunaklı bankının üzerine oturdu.Cebinden bir sıgara çıkarıp yaktı,dumanı derin bir solukla içeri çektikten sonra bir müddet bırakmadı,ardından duman adamın bir reaksiyonu yokmuş gibi kendiliğinden dışarı çıkıp yağan karlara karıştı.Caddenin köşesinde yağan karla birlikte romantik bir atmosferde öpüşen iki gence bir müddet gözleri takılan adam,cebinden çıkardığı kanyak şişesini ağzına getirip uzun soluksuz bir yudum aldı.İçtiği bu kadar likit adamı rahatlatmışa benzemiyordu,gözlerini kendi içinde var olan kaosun aksine,sakin bir rutınle yağan kara doğru çevirdi.Adam karın huzurlu yağışını içine derin,derin soludu,lakin bir müddet sonra huzurun solunamayacak bir şey olduğunu fark etti.Soğuk bir müddet sonra uyuşmaya dönüştü,vucüdünü bankın üzerine çekip uzandı.Şimdi sevgilisi tamda karşısındaydı kolunda bir yabancı arkasını dönmüş uzaklaşıyordu. Kan vucüdunda donmaya başlayıp karanlık bir kuyuya düşme hissini uyandırdığında,elini uzatıp uzun siyah saçlarından tutunmak istedi,sımsıkı bir yumruk banktan aşağıya bir külçe gibi düştü.......





17 Aralık 2011 Cumartesi

NOVEMBER







.Sonbahar uzun sürdü..Dökülen yapraklarım bitmez bir hüzünle ayrılırken benden,nereden geldiğini anlamadığım taze bir yaprak dalımda beliriverdi.Oysa ben çoktan kış hazırlıklarına başlamıştım bile.Bir an hüznümün silindiğini zannettim,dökülen yapraklar benim değildi,benim baharım vardı tek yapraktan oluşan.!! Ona alışmak hiçte zor olmamıştı,hiçte garip gelmemişti,düşlerimin beklentisiydi.Bu yüzden sorgulamadım ne kadar gerçek olduğunu.! Ama bir korku vardı hep onu dalımda tutma adına,rüzgarlara bile direndim hiç kıpırdamadan, yaprağım uçmasın ,gövdemi sert sonbahar yağmurlarına siper ettim, baharım solmasın,gözlerimi bile hiç açmadım düşüm son bulmasın diye..!! Meğerse bir yolcuymuş dalımda konaklayan,gövdemi durak belleyen ve aslında gideceği yeri hiç bilmeyen.!!Şimdi ağır,ağır düşüşünü izliyorum ,bir kelebek gibi sonsuzluğa uçtuğunu zanneden ruhumun.!Bir yaprağın dalından ayrıldığında asla geriye dönmeyeceğini bilirim eski hikayelerimden.Baharı solmuş,gövdesi kurumaya yüz tutmuş bir ağacın,nasılda kendini çürütsün diye kar yağışını özlediğini de bilirim.Ama gel görki kar geceyi aydınlatır,karanlık beyaza bürünür,değişim coşkuya, yeni umutlara ve yeni bahar düşlerine...........

.

11 Aralık 2011 Pazar

PORTRE

Siyah ve uzun saçları anadolunun kıraç toprakları gibi engebelli ve sır doluydu.Saçını okşarken rastladığın kıvrımlar sarp kayalar gibi sert görünsede,
elini değdirdiğinde yumuşayan bir dokuydu.Kaşları,saçları ve yüzünün bir aksesuarı,kadınlığının bir patenti gibi muntazam çizilmiş bir ifadenin görüntüsüydü.Yüzü saçlarına inat beyazdı,kan gitmemiş yanakları,ona değen her nesneyi yutabilecek kadar çekiciydi.!Gözleri,gözlerinin aslında bir rengi yoktu,siyah saçlarının rengini alan bir su,bir nehir , insanın içine karanlığına akan,bazende gece gözlerine ay ışığı düşen bir yakamoz gibi. Dudakları,ruhumu emen dudakları,Tanrının dizayn ettiği bir nefes gibiydi.......http://www.youtube.com/watch?v=7rkgm1yGgbM

26 Kasım 2011 Cumartesi

MABED

Çaresiz çığlıklarımın kendini yuttuğu yerdeyim.!
.Rabbim in bile duymadığı.!
 Lanetli beynimin karanlık mabedinde.!
 Ne olur..
 Ne olur,bana cemalini göster,saçlarına dokunayım.
 Götürdüğün yere kadar kanatsız süzüleyim.!
 Başını omuzuma yasla,çığlıklarımı tüketeyim.
 Karanlık mabedimde göğsünde gebereyim.!!!

MABED

Çaresiz çığlıklarımın kendini yuttuğu  yerd
eyim,   
 Rabbimin  bile duymadığı.,!!                                                                                                           
 Lanetli beynimin karanlık  mabedindeyim.!
 Gözlerim sana muhtaç.!.!
 Ne olur cemalini göreyim Başını omuzuma yasla çığlıklarımı tüketeyim .Karanlık mabedimde göğsünde gebere,saçlarına dokunayım.
 Beni götürdüğün yere kadar kanatsız süzüleyim!yim.............................................

14 Kasım 2011 Pazartesi

LANET

Bir yıldız kayıyor yüreğimden,derin çizgiler bırakarak.!
Bir çığlık dolaşıyor başı boş!
Bir nehir geriye akıyor, başladığı yere özlem duyarak!
Bir tanrı şarkı söylüyor,senin sesini kullanarak.!!
Bir beyin ölüyor,aşkın lanetinden keyif alarak.....

28 Ekim 2011 Cuma

S.S.K.D (LEŞ ÇEVRE ÖRGÜTÜ)

SSKD olarak TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN 88. yıldönümünü tıpkı 100. yıl dönümünü kutlayacağımız gibi aynı coşkuyla kutluyoruz (T.C nin 100. yıldönümünü göremeyeceğini sananlar hayatlarının en anlamsız hayalini görüyorlar)
 Ülkemizin içinde bulunduğu durum pek iç açıcı olmasada van dakı deprem kuruluş yıldönümüne denk gelsede doğuda her gün şehit haberleri gelsede (abd emperyalizminin paralı profosyonel katiller kullanarak T.Cyi bölme hayalleride hayatlarının en salakça hatalarıdır )bütün bu olumsuz durumlardan duydıuğumuz üzüntü ve kaygı yüreğimizin bir köşesinde yer alsada ,bu cumhuriyet kutlamaları yapmamıza engel değildir .unutulmasınki CUMHURİYET KANLA KURULMUŞTUR...!!!!
                                                    

24 Ekim 2011 Pazartesi

DEPREM TEORİSİ.

İnsan hayatının en büyük tehdit unsurlarından biri.Bir deprem olduğunda deprem profösörlerinin televizyon konusu,bir gün beynimin beni zorlamasıyla benim de konum oluverdi.Beynimle çelişen bir çok soruyu sorguladığım ve sonunda depremle ilgili aslında bir çok şeyin bilinmediği gerçeğini farkettim .Farkettiklerimi sizin yorumlarınıza sunuyorum,bana inanmayabilirsiniz,ya da bu adam çok salakda diyebilirsiniz,ben sadece doğru olma ihtimali olduğunu düşünüyorum.,

Ansiklopediler depremden önce gökyüzünde görünen gaz bulutundan bahsediyor.!!Depremden önce hayvanların sezişinden. dikkat etmenizi istediğim bu depremden önce kelimesidir.!!Diğer sorulara geçelim sallanarak yıkılan yüksek binaların  çoğu neden bisküvi kalıbı gibi üst üste çöküyor.?Neden izmit depreminde bir çok bina toprağa nerdeyse iki kat birden gömülüyor.?Neden fayın tam ortasında olan tek katlı ahşap ev ortadan ikiye ayrılmasına rağmen yıkılmıyor.?
Neden tv ekranında izmit depreminde enkaz altından çıkan genç kız "uyandığımda ayağımın üzerinde bir ağırlık hissettim"diyor.?izmit depremindeki sallantıdan uyanamayacak kadar uykusu ağırmıydı.?Neden avcılarda yıkılan binalar sert kayalık zemindeki binalardı.?NEDEN.?
  Biz insanlar gökyüzünü görmeseydik dünyanın döndüğünü anlayamazdık ,tıpkı deprem esnasında belki yarım belki bir metre ,enerji açığa çıkarken iki yana hareket eden büyük kara parçalarının hızını anlayamadığımız gibi.Tahmini hızını zayıf matematiğimle hesap ettim izmitten avcılara bir buçuk dakkada ulaşmıştı yaklaşık bin km hız yanlışsa düzeltin.yani gerçek deprem anını algılayamadığımız sonucu depremden önce kelimesini kullanıyoruz.!peki ne oluyor? olan şu satte bin km hızla
hareket eden kara parçasının üzerindeki her şeyin ağırlığı özgül ağırlığa dönüşüyor(saatte 180 km hızla giden bir arabanın ağırlığının yanılmıyorsam 16 kiloya dönüşmesiyle kıyaslayın) eylem bittikten sonra özgül ağırlık normal ağırlığa dönüşürken
binanın katları üst üste düşşmeye başlıyor en son giriş katının kolonları binanın çarpma şiddetine dayanırsa bina ayakta kalıyor ,aksi takdirde depremde gördüğümüz gibi bsküvi kalıbı gibi üst üste çöküyor.yukardan aşağıya doğru eylem gerçekleştiği için kayalık zeminde olan binaların kolonları daha çabuk kırılıyor örnek avcılar,zemn yumuşaksa bina toprağa gömülüyor  örnek izmit,dolayısıyla binalar sallanmadan önce yıkılıyor örnek izmitteki kızın açıklamaları.sallanarak yıkılma ihtimali düşük bir oran olmakla birlikte var oda toprağın hızlı hareketi esnasında birinci katın kolonları toprağa daha yakın tutunduğu için kesilme ihtimalinden doğuyor.Yani anlayacağınız deprem anı bizim fark ettiğimiz an değildir çok daha öncesidir.Bir ok ve yay düşünün yayı geresiniz sonra oku bırakırsınız yay asıl kendi eksenine hızla gelir işte o an gerçek deprem anı,yayın eylem bittikten sonra kendi ekseninde kısa titreşimler oluşturur işte o an da bizim depremi fark ettiğimiz andır.Japonlar bilmeyerekte olsa doğru uygulamayı yapmışlardır raylı sistem. Binaların sallantısını azaltmak için yaptıkları bu sistem deprem esnasında normal ağırlığın özgül ağırlığa dönüşmesinede engel olmaktadır..Bana inanırsanız bir korkuyu yenersiniz deprem korkusunu çünkü halen sallanan bir binadaysanız tehlike geçmiş demektir,hepinize geçmiş olsun teorimde bitti,ha şunuda belirteyim dünyanın dönüş istikametininde deprem üzerindeki etkisi büyüktür.

10 Eylül 2011 Cumartesi

KIZIL MARMARA .!

Kızıl manzaraÖnce ikiz kuleler vuruldu,daha sonra dünyanın değişik yerlerinde bombalar patlatıldı,bütün dünyanın bilinç altına müslümanların terörist olduğu kazındı.sonra ortadoğuda batının düşmanları müslüman teröristler.(Müslüman kardeşler), batı tarafından desteklendi, .peki  neden? batı ortadoğuda radikal islam devletleri yaratmakla ne elde edecekti?Batı dinmi değiştirmişti?
Radikal islam hareketlerinin başlarında hep batının ajanları yer aldı.çünkü orta doğuda planladıkları  geniş
kapsamlı bir nevi 3.dünya savaşına proveke edilmeleri kolay olacaktı..Bu provakasyon  israil ile müslüman bir ülke arasında
başlayıp diğer müslüman ülkelerin katılımıyla büyüyecekti.Bunun aardındanda bütün batı,bütün güçleriyle müslüman ülkelerin üzerinden silindir gibi geçecekti.peki amaçları ne.?

1.Sıkışan kapitalizm rahatlatmak.
2.Dünyanın artık kaldıramadığı nüfüs ,milyonlarca müslümanın öldürülmesiyle,bir nevi nufüs planlaması yapmak.
3.Küresel faşizmin inşaasında,tehdit oluşturabilecek güçlü devletler zayıflatılıf,küçültülecek,böylelikle kontrol mekanızması daha rahat çalışacak.

Bütün bu felaket teorilerini  bir varsayım olarak yazıyorum ve bunun bir varsayım kalmasını temenni ediyorum.
Yazmamın bir diğer nedenide varsa bu senaryoda aktif olarak yer alan kişiler.onlara da şunu hatırlatmak istiyorum.
bu işin sonunda emperyalizm işini bitirince insanlara suçlu göstereceği kişi yada kişileri lanse edecektir.yani kullandıktan sonra tükürüp atacaktır tıpkı 2.Dünya savaşını aslında çikaran kapitalist şirketler olmasına rağmen bütün suç hitler ve mussoliniye kalmıştır.gerçek suçlular ise savaş sonrası açılan pazarları sayesinde oldukça mutlu olmuşlardır .bu günlerde yaşadıkları krızler içinde yapmayacakları şey yoktur.Savaş bir tv filmi değildir bu savaş dünyanın ve insanlığın sonunu getirebilir.İnsan olarakta böyle bir şey yoksa bile ,böyle bir şeyin olabileceğini yazıp bunun olmasına engel olmak insanlık görevimizdir diye düşünüyorum.Bütün dileğim kötülerin bu şansı bulamayarak hüsran olmaları ve insanlığın kazanmasıdır.

12 Ağustos 2011 Cuma

SEN HİÇ SÖRF YAPTINMI.?

HAYAT..YANI B AŞINDA  AKAN ZAMAN ADLI BİR NEHİRDİR.! BURADA YAPILMASI GEREKEN ŞEY ,
BU NEHİRİ UZAKTAN SEYRETMEK DEĞİL ,İÇİNDE  SÖRF YAPMAKTIR......................

2 Temmuz 2011 Cumartesi

17 Mayıs 2011 Salı

S.S.K.D (LEŞ ÇEVRE ÖRGÜTÜ)

YAPI KÜRESELSE  DİRENİŞTE KÜRESEL OLMALIDIR.!!


Dünyadaki tüm sivriler adına s.s.k.d    duyurdu.

12 Mayıs 2011 Perşembe

S.S.K.D (LEŞ ÇEVRE ÖRGÜTÜ)

Daha çok para kazanmak için gezegeni yok edenler,daha çok para harcayıp yeni gezegen arıyorlar.!!!  ve sivrisineklerde bu zekanın
nerden geldiğini soruyorlar.!!

23 Nisan 2011 Cumartesi

BOŞLUĞA SESLENENLER

Yanlızlık:  Boşluğa seslendiğinde,seni duyacak birinin olmamasıdır.!

GÜNEŞ BİZE HARAM USTA!

Güneşe doğru ne kadar yürürsen yürü,varacağın nokta karanlık olacaktır.!!!

21 Nisan 2011 Perşembe

KAYBEDENLER KULÜBÜNÜN STANDART KAYBEDENLERİ

İnsanlık tarihinde insanı yaralayan en etkili silah nankörlüktür.!!  Nankörlük en yakınında olanların sana karşı
kullandığı bir silahtır ve kendini koruma durumu söz konusu değildir.silahın etki alanı direkt kalptir,acıtır ve büyük bir sancıya dönüşür,sinir sistemi ve damarlar kullanılarak beyne ulaşır,beyinde kalıcı izler bırakarak var
olan yaşam biçiminizi sekteye uğratır.Uzun yıllar etkisi geçmez bazı nadir durumlarda ölümcülde olabilir.!!!
Ve ben bu günlerde böyle bir saldırıya maruz kalmış bulunuyorum,daha önceleride bu tür travmalar yaşadığım
için etkisi çok ağır olmamakla birlikte siz blog arkadaşlarımla acımı hafifletmek için paylaşımda bulunuyorum.

Sevgili blog arkadaşlarım bu günlerde sinemalarda oynayan kaybedenler kulübünün benimle olan ilişkisinden
biraz bahsetmek istiyorum.Kaybedenler kulübü yaklaşık on yıl süren bir yadro pragramıydı.kent fm de yayınlanan.bu programı arayan gerçekten çok değerli insanlar vardı,bunlardan en önemlileri Aksak kılavuz adlı bir fanzin çikaran CEM BAK,bloğumda yayınladığım resimlerinizdende tanıdığınız POLİKİNİK DİLEMMA.blog aleminde sözün bittiği yer adlı blogda yazan DONUHAN. ve diğerleri SAMSA, KAFKA,
MARKİ,BRİT,ve hatta KARGA(hayko cepkin) birde ben,benmi kimim?Gecenin taa kendisi dedikleri kişi,programların yarısından daha fazlasının kapanırken adına adanan kişi,taksim dolmuş durağında özel olarak beklenen kişi,kent fm in reklam almasını sağlayan kişi,filmde yer verdikleri kuş beyinin sadece  onun için üflüyorum dediği kişi,ve hatta inanın abartmıyorum (radyo kayıtlarında vardır) tanrı bile dedikleri kişi HÜSEYİN USTA  bizler bu radyo programını bu kadar popüler yapan kişillerdik.Tüm dinleyiciler bizim gibi olma yarışına girmişti felsefe üretme yarışı. öyle bir etkiydiki biz aramasakta,ararız umuduyla bütün programlar sonuna kadar dinlenirdi ve şimdi filmi çekildi ön gösterime davet edildim filmden çıktığımda yarı ölü gibiydim!
Yukardaki arkadaşlarım ve ben tarihten silinmiştik,kaybedenler kulübü artık artislerle ve yönetmenle tarihe geçmişti,hiç beklentim ve çikar arayışım yoktu,ama filmin bir köşesinde adımızda yoktu,bütün bunları açıklama cesaretini gösterecek dürüst birileri de yoktu,Kaybedenlerin filminde kaybedenler yoktu!!!!!

20 Nisan 2011 Çarşamba

HERKESE SELAM

Uzun süre blogerin kapalı olması,bana blog arkadaşlarımı nasılda özletmiş.

21 Şubat 2011 Pazartesi

KOLONİ !

Kapitalizm sistemini sağlam temeller üzerinde inşa etmek için her şeyi çok ince detaylarına kadar hesaplayarak hayata geçirmiştir.Eğitimden medyaya,istihbarattan ekonomiye ve tabiki güvenliğine
kadar.Bu anlamda yüzlerce gazeteci öldürülmüş ,binlerce aydın ya öldürülmüş ya da tutuklanmıştır.
Medya ve eğitimlede yeni aydınların oluşması büyük ölçüde azaltılmıştır.Her halukarda bu işler sistemin
sahiplerine ekonomik külfetler getirmiştir,baş ağrısıda cabası.Şimdi S.S.K.D yeni bir öneriyle ortaya çıkmıştır.
Sayıları  yok denecek kadar azalan aydın insanlar artık bulundukları toplumlara adapte olamamaktadırlar,aydınların dünya ve insanlık için duyduğu kaygılar  umutsuz bir vakaya dönüşmüştür
Bu yüzden sayıları azalan aydınları dünyanın muhtelif bir yerinde bir arada yaşayabilecekleri bir kolonide toplanmasını öneriyoruz .Bu durum sistemin sahiplerini rahatlatacağı gibi ,aydınlara kendi özgür dünyalarında yaşayabilme olanağı sağlayacaktır ,kuralların olmadığı bir dünya.Sadece tek bir antlaşma mevcut olacaktır o da koloninin sınırlarının sistem tarafından ihlal edilmemesi .Belkide hepimiz için böylesi daha iyi olur.
Sivri sinek kolonisi.

21 Ocak 2011 Cuma

NE OLDU BİZE,GÜNEŞE NEDEN DOĞMUYOR?

Sevgili blog arkadaşlarım,sorunun ana kaynağı olmaktan utanıyorum,ama bana ve diğer insanlara bir şeyler olduğu gerçek,bende bu yüzden ahmet kayanın sevdiğim bir şarkısının sözünü başlık ederek yazıma başlıyorum.Bu yazı hem yorumlarınıza bir cevap olur hemde sorunu analız etmiş oluruz diye yazılmış bir yazıdır.Henüz on yedi yaşındayken bir humanist idim insanları çok seviyordum,çünkü bende bir insandım,
sırf bu yüzden henüz hayatımın baharındayken kendimi halkıma ve insanlığa hiç düşünmeden adamıştım.İnsanların daha özgür bir dünyada yaşaması için emekçilerin kanının asalaklar tarafından emilmemesi için ve tabiki bağımsız bir türkiye için.O yıllarda insanların çok zeki olduğunu düşünüyordum ,öyle ya ben çocuk olmama rağmen bu kadar düşünebiliyorsam büyükler neler düşünürdu allah bilir.Henüz o yıllarda öyle olmadığını anlamaya başladım meğerse gerçekte düşünebilen insan sayısı çok azdı ama umutlarım vardı görmeyenlere gösterirsem,bilmeyenlere anlatırsam her şey düzelir diye de düşünüyordum tıpkı gencecık
yaşında benim kadar şanslı olamayıp ölen bir çok arkadaşım gibi.Ama hiç bir şey benim düşündüğüm gibi olmadı ,dünyada ki sınıflar ortadan kalktı burjuvalar işçileri hatta köylüleri bile burjuvalaştırdı artık proleterya
yoktu grevler daha fazla burjuva olmak içindi !kapitalizm görevini kusursuz yapmıştı gerçek burjuvalar sahtelerini bir köleye dönüştürmüştü artık insanlar daha fazla burjuva olabilmek için çalıştıklarını zannediyordu
aslında sadece faturaları ödeyebilmek için çalıştıklarını farkedemiyordu.Küçük burjuva aydınları  artık yoktu kültürlü avrupa bile kayıtsız bir topluma dönüşmüştü küresel faşizm dünyaya tamamen hakim olmuştu.Benim gençliğimde bile az olan düşünebilen insan sayısı neredeyse bitirilmişti kapitalizmin dünyayı fiziksel olarak bitirmeside cabası.Evet sevgili arkadaşlarım benim iyi olma ihtimalim sizce varmıdır?belki sizler durumunuz itibariyle dünyanın iyi tarafında yaşayabiliyorsunuz,dünyanın iyi tarafında yaşamak umutlarınızıda canlı tutabilir,
yanlış anlamayın lütfen belki bende sizin yerinizde olsam aynısı olabilirdim.İnsan umut ettikçe yaşar umutları tükenmiş bir insanın yaşama ihtimali varmıdır?Blogda kendi egomuzu tatmin ederek yada çok az sayıda olan bizlerin birbirine umut aşılayarak yaşaması ne kadar uzun olabilirki işte sorun bu.Bir yandanda halen yazıyor olmam var o da tamamen acabadan kaynaklanan bir şey ,acaba bazı şeyleri görüyor olmam o şeylerin sorumluluğunu taşımam gerektiği anlamınamı geliyor ?!.

19 Ocak 2011 Çarşamba

MEKTUP

Çok değerli blog arkadaşlarım ,bana değer verip aradığınız için hepinize sonsuz teşekkür ederim.Keşke sizin verdiğiniz değeri kendime verebilseydim!.Sevgili dalgaları aşmak  umarım olumsuz bir şey yoktur diye not bıraktı, bir şey olsaydı olumlu yada olumsuz ,hiç bir şeyin olmadığı bir boşlukta yaşıyorum duygularımı yitirmiş her şeyin anlamını kaybettiği bir boşluk,duvarları olan bir boşluk git gide beni sıkıştıran bir boşluk..Ve artık kaybetmekten korkmadığım bir boşluk,ruhunu yitirmiş birinin kaybedecek bir şeyinin kalmadığı bir boşluk.Bu yüzden burda olmama rağmen burda değilmişim gibi takıldığım bir boşluk.Bu öyle bir şey ki yazmanın anlamını yitirdiği okumanında bir şey ifade etmediği bir durum tek okuyabildiğim şeyler beni bu dünyadan götüren fantastik kurgular öyleki okuduğum kitap biterken tekrar bu lanet dünyaya döneceğim için
üzüldüğüm bir durum bu dünya kendimi soyutlamama bile izin vermezken burda ne işim var diye düşündüğüm
bir durum.Belki ekonomik durumumun ve uzun süre işsiz olmamın bu durum üzerinde etkisi de vardır son aldığım ve ilaç niyetine kullandığım kitap bile on yedi tl,yani ilaçlarımı bile alamadığım bir durum .Yıldızlar erirken gökyüzünde,kuşlar dökülürken üstümüze ve pilotlarımız kanlı kanatlarıyla düşerken yer yüzüne vs,vs.
gibi şeylerden bahsedip sizide kendi karanlığıma ortak etmek istemiyorum belki bu durum sadece bana ait bir hastalıktır,ve salgın olma riskini ortadan kaldırmak istediğim için bloglardan uzak durmayı tercih ediyorum lütfen beni anlayışla karşılayın,umarım bu durumum geçici olur ve aranıza dönerim,inanın aranıza dönebilmek,
beni saran duvarlardan bir tanesinin parçalanması olacaktırki bu da iyi bir şey.Beni merak edip soran çok az sayıda blog arkadaşlarıma,özelliklede sevgili dalgaları aşmak'a,gülsen hocama ,hatsumomoya ve beni düşündüklerini bildiğim blog yazarlaına sevgilerimi sunarım umarım dünya ve hayat istediğiniz gibi olur.

12 Aralık 2010 Pazar

İMAM VE KARGA

              İmam  yatsı  namazından  sonra  yanlızlığıyla   bütünleştiği tek ranzalı odasına kapandı.Hayatın bütün yükünü taşıdığı omuzlarını yastığa dayadığında,düz beyaz tavan'ın üzerine baskı oluşturduğunu hissetti.Her gece sürekli baktığı bu tavan'ın daha iç açıcı bir renge,ya da resmemi boyatması gerektiğini düşündü. Başı yastıkta düşünmeye devam etti.
            İmam hafızası zayıf biriydi, doğmadan öncesini hatırlamıyordu!.Doğum tarihini ise nüfus kağıdından biliyordu(muhtemelen nüfus memurunun kolayına gelen bir tarihti).Hafızasını zorlayarak doğumundan sonrasını
düşünmeye başladı,fakat hiç bir şey hatırlamadı.Hayatındaki bu boşluk midesini düğümlerken,beynini de ağrıya benzer bir etki altında bıraktı.Sıkıntıyla yatakta sağa sola dönmeye başladı,düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı,olmadı.Yataktan kalkıp sehpanın üzerindeki kuran-ı kerim'i açıp okumaya çalıştı,nafile...kendini sıkıntıya sokan düşüncelerinden kurtulamıyordu.Bir müddet sonra of çekerek elindeki Kuran-ı Kerim'i kapattı
ve yerine koydu.Küçük odasında ileri geri volta atmaya başladı,odanın dahada  küçüldüğünü,kendini sıkıştırdığını hissetti.Kapıyı açıp dışarıya çıktı.yüzüne vuran hafif soğuk rüzgar sanki iyi gelmişti,derin,derin
nefes alıp sakinleşmeye çalıştı,fakat bir yandanda  düşünmeye devam ediyordu!.Yaşı 35'i geçmişti yolun yarısıydı ve öteki dünyaya daha çok yakındı! Yaşadığı hayattan tad almamıştı istediği gibi yaşayamamıştı  hatta bir kadını bile olmamıştı.Midesi imama bir yumruk daha attı!,lanet mide diyerek tekrar içeriye girdi.
Dolaptan bir soda alıp içti,derin bir geğirtinin ardından midesinde hafif bir rahatlık hissetti.Yatağına dönüp tekrar başını yastığa dayadı,bu dünyanın fani dünya olduğunu,kendisini bu kadar sıkıntıya sokmaması gerektiğini düşünüp uyumaya çalıştı.Ama imam uyuduğunda sabah ezanını verememişti bile.

9 Aralık 2010 Perşembe

İMAM VE KARGA

karga
Karga  kuzey yarım kürede Rusya'da doğdu.Doğum tarihi hiç bir kayıtta yoktu.Gençliğini Rusya'da  geçiren karga,kendi doğal yapısıyla bağdaşmayan rejime karşı Bolşevik hareket içinde bulundu.1917  Devrimini arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdikten sonra,sistem ile bir süre uyum sağlamaya çalıştı.Yeni sistemin'de
kendi doğal yapısına aykırı olduğunu gördü.Çünkü doğal yapısının ve düşüncelerinin hiç bir sistem tarafından
kontrol altına alınmasını istemeyen birisiydi.Anımsayamadığı kadar uzun bir zaman standartlara uymaya çalışan
Karga,limiti belli olan hayatının büyük bir bölümünün düşünce hızıyla geçtiğini farketti.Standartlardan ve sistemden kaçıp zamanı yakalamaya karar verdi.
   Karga  zamanın peşinden uçarken umut doluydu,şimdiye kadar boş olan hayatına bir anlam katacaktı.
Her kanat çırpışında yeni tarlaları farklı kargaları tanıyacağını düşündü.Güneye doğru uçan karga,sarışın
beyaz tenli kargaların gözünü andıran,milyonlarca ışığın yandığı bir kentin üzerine geldiğinde durdu,zamanın
yakınlığını hissetti,kalbi heyecanla hızla atmaya başladı.Suni ışıkların yerini güneş işiği alıncaya kadar havada
süzüldü,öncelikle konaklamak için bir tarla bulması gerekiyordu,fakat hayalindeki tarlalar görünürde yoktu.
Umutla beton binaların arasında tarla aradı,her binaya baktığında arkasında tarla olacağını zannediyordu.
Her binanın arkasında bir hayal kırıklığı yaşıyordu,umutları kırılmaya kanatları yorulmaya başladı.Karga
zamanın yakalanamayacak kadar kaygan olduğunu anladığında,kendini köhne bir binanın bodruma açılan
kapısının üzerinde buldu ve bir daha asla uçamadı!!.

2 Aralık 2010 Perşembe

MİM

Sevgili dalgaları aşmak tarafından mim(cezalandırılmış)lenmış bulunuyorum cevap yazmamak haddim değil diye düşündüm mim in konusu"sizden anılarınızla,anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum"
Anılarımın tamamının değerli olduğuna inanıyorum,öyle olmasaydı şimdi onları hatırlıyor olmazdım .Ama hangisini sizinle paylaşacağım konusunda endişelerim var çünkü bunlar benim anılarım sizi ilgilendirmiyor
olabilir.anılarımı yüklediğim eşyalar konusunda ise size bir anımı anlatarak cevap vermek istiyorum,bu cevap
sanırım bir anımıda sizinle paylaşmış olmamı sağlayacak.Yıllar önce,istanbulda yayın yapan özel bir radyoda "Kaybedenler kulübü" diye bir program vardı(şimdi filmi çekildi nejat işler baş rölde oynuyor sanırım martta sinemalarda olacak)..Kaan ve mete diye iki arkadaş sunuyordu ,güzel müziklerinin yanı sıra,sıradanlığın dışında tavırları ve esprileriyle kısa sürede geniş bir kitlenin ilgi odağı haline gelmişlerdi,
(Daha çok istanbulun entellektüel kesimi) Ve bende zaman,zaman programı arayan insanlardan olmuştum ve
neredeyse kaan ve mete kadar saygı görmüştüm tabi bunda toplumun sıradan bir vatandaşı oluşumun da etkisi vardı(Taksi şoförü).Bir program ın konusu biriktirmek ve koleksiyon üzerineydi,bir çok insan gibi  Marki kod adını kullanan bir yazarda o programı telefonla aramış ve koleksiyonundan bahsetmişti ,ardından ben radyoyu arayıp marki isminn verdiği fikirle şöyle demiştim."Hayatımda hiç bir şey biriktirmedim,
biriktirmek marki gibi burjuvaların işidır"    sanırım yeterli olmuştur,hatıralarımı yüklediğim tek nesne  beynimdir
Bu mimi bende aşağıdaki saygı değer blog arkadaşlarıma gönderiyorum aslında tüm arkadaşları cezalandırmak isterdim ama:))
Hasret senfonileri.
Çınar.
Yaşamın kıyısında..      kolay gelsin::)

26 Kasım 2010 Cuma

GÜNEŞ BİZE HARAM USTA!

Yıldızlar birer,birer döküldü şehrin çöplüğüne!
Gök yüzü karanlık bir kaya!
Gece  sessiz,gece sensiz !
Kokular çıldırmış gibi şehrin üzerini sarıyor!
Ruhum geceden daha kara,şehrin çöplüğünde yıldız arıyor!

22 Kasım 2010 Pazartesi

S.S.K.D



S.S.K.D 

Nato füze kalkanını kınar

Hava  sahası sadece  özgürce  kanat çırpan  sivri sineklere aittir!

20 Kasım 2010 Cumartesi

KİTAP MİM'İ

Sevgili blog arkadaşım JİVAGO  bir kitap konusu hakkında beni mimlemiş. Kendisine teşekkür ederim. Her mim'de olduğu gibi bunun da kuralları var:

Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız yada hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.



Mim Kuralları:

- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.

- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.

- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.

- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.

- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.

- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.
 Üniversite de ve sonraki yaşamımda dostum olan Herbert West hakkında sadece müthiş bir dehşet duygusuna kapılarak konuşabilirim. Bu dehşet duygusu onun geçenlerde ortadan yok oluşunu uğursuz niteliğinin yanında, aynı zamanda yaşamı boyunca sürdürdüğü çalışmalarının doğası yüzündendi ve çalışmaları ilk kez bundan 17 sene önce, bir Arkham'da, Miskatonic Üniversitesi tıp fakültesi üçüncü sınıfta okurken başlamıştı. Deneylerinin şaşırtıcılığı ve şeytaniliği beni tamamen büyülemişti ve onun en yakın yoldaşıydım. Şimdi o kaybolmuş, büyü bozulmuştu ve artık korkum daha da büyümüştü. Anılar ve olasılıklar, her zaman için gerçeklikten daha korkutucudur.
                                                           H.P.Lovecraft
                                                          
  DAGON
 Kitaplıkta elime geçen kitap buydu. 55.sayfadaki paragrafı sizinle paylaştım. Çok zor bir işti. Umarım böyle yeni işler bir daha almam. Şimdi bu zor işi aşağıdaki 3 blog arkadaşıma gönderiyorum.
ESTİ NESİM-İ NEVBAHAR
                                                            prefrontal-lobotomia
                                                            HÜKÜMSÜZ   FİLOZOFLAR
Hadi hayırlı olsun

12 Kasım 2010 Cuma

BLOGER ÖDÜLÜ

Sevgili dalgaları aşmak ,beni ödüle layik gördüğün için teşekkür ediyorum. inandığım bir şey vardır,
ödülün ne olduğu değil ,kimden geldiği önemlidir!ve bu elden ele dolaşan bir bayrak gibi ,bende bayrağı
aşağıdaki arkadaşlara devrediyorum.
Yapraklar
deep sound
Ali zafersapcı
üryan cümleler
kar tanesi
Hayalbemol
İzler  ve yansımalar
polikinik dilemma
Dün- lük
Hakanın kimyası
Sabahattin gencal
Azıcık herşeyden

25 Ekim 2010 Pazartesi

VARSAYIM !!!!!!

Evren, insanlık tarihi boyunca gizemi çözülemeyen olgu,sırf  bu yüzden merak konusu ,tanrıların gök kubbesi,
her bilim adamının varsayım teorisi,bazılarının sorgulamasının günah olduğu ,kainat olarak yaratıldığını düşündüğü kutsal tasarım.Geceleri ihtişamlı görüntüsünü hayranlıkla seyrettiğimiz,bazen hakkında düşünürken
korkularımıza sebep olan,bazen gizemli hayallerimizin kaynağı bu  muhteşem  yapı neydi?.Big bang patlamasımı?,yoksa inançlardaki gibi tanrının sırf insanlık için dizayınımı?yada daha büyük bir boyutta yaşayanların zaman göstergesi bir saatmı?belkide o büyük boyuttaki bir çocuğun oyuncağımı?yoksa bir futbol topumu?bazı bilim adamlarının öne sürdüğü büyük bir canlımı.?bunlar gibi binlerce soru sorabiliriz.En azından
yukarda sorduklarımızı mantık çerçevesinde biraz açalım.Big bang patladmasıysa patlayan ney ,niçin patladı?
Adger alan po nun dediği gibi tanrımı patladı?İnançlardaki sırf insanlık için dızayn edilmişse neden biz bu kadar küçükken evren bu kadar büyük dizayn edildi?Büyük boyut olayına gelince bir oyuncaksa neden kırılmıyor,bir futbol topuysa neden hareket etmiyor?zaman göstergesiyse neden bozulmuyor,büyük bir canlı ise neden içindeki organlar hiç sallanmıyor?.Bunun gibi bütün bu varsayımları çürütecek yüzlerce soru sorabiliriz sadece benim varsayımımı çürütecek soruyu bulamadığımı sizlere açıklamak istiyorum,ama yinede
sadece varsayım olduğunu hatırlatarak açıklıyorum sıkı durun.Su yun förmülü bir damla sudada aynıdır,bir okyanustada yani anlatmak istediğim SU SUYUN İÇİNDEDİR.Şimdi gelelim maddenin en küçük hali atomdur atom da atomun içindedir evreni oluşturan ,büyük parçanın en küçük parçası atomdur,ve ayni yapıya sahiptir. yani bizler bir atomçekirdeğinin içinde yaşıyoruz başka birşey değil .bu varsayımımı karşılaştırmanız içinde size iki resim sunuyorum.Samanyolu galaksi resimlerive yorumu sizlere bırakıyorum
Not:kimsenin inancını da zedelemek istemiyorum  sadece allahın verdiği zekayi kullanıyorum.