BOŞLUK

11 Şubat 2010 Perşembe

KARA GÜN 4.bölüm


Gün imparatorluk sarayına çok da uzak olmayan,çiftçilikle uğraşılan bir köyde dünyaya gelmişti .Kendi gelirkende annesi gitmişti.altı yaşına kadar ona halası bakmıştı .Halası hiç evlenmemişti ,yavuklusu büyük savaşlar sırasında orduya katılmış bir dahada geri gelmemişti.halası yavuklusunun savaşta öldüğü gerçeğini
kabullenememiş,umutla onu beklemekteydi.yıllar okadar çabuk geçmiştiki umutlarının kırılmasına zaman kalmamıştı.
Bazı günlerde neden ağladığını bilmediği gün e ninniler söylerken  kendi yazgısıyla hitap ederdi"oyy günüm kara günüm".yazgısı doğuştan kara yazılmış gün üm.Bu ağıtlar gün ün ismine  kara ekini getirmiştı.Gün altı yaşına gelince etrafındaki olup bitenleri büyük bir merak içinde algılamaya çalıştığtığı günlerde
evlerine gelen o güne kadar hiç öylesini görmediği giysiler içinde,uzun kılıçları yanlarından aşagıya sarkmış,
köyde gördüğü adamlara pek benzemeyen iki atlıya merak ve ilgiyle bakıyordu.Atlılardan biri atından inip
evlerine girdi içerde hasta babasının yanında bir müddet durdu sonra halasıyla birlikte kapıya doğru yürüdü
kapının dışına çıktıklarında,halası elini uzatarak gün ü gösterdi adam başını güne çevirdiğinde,gün tedirginlik
içinde kaçmak istedi ama  ,merak duygusu buna izin vermedi adam uzun boyunun uzun adımlarıyla gün e yaklaştı,kafatasını kaplayan kocaman eliyle gün ün başını sıvazlarken ,gün ha kara ğün "dedi.bir süre göz göze geldiler adamın sert bakışlarında gizli bir şefkat vardı.Daha sonra hasta babasının yanına birlikte gittiler,babası oradan
bir şey gelecekmiş gibi bakışlarını tavana dikmiş sabit bir noktaya bakıyordu bu onu son görüşü olmuştu.
Halasının hazırladığı bir takım eşyalarını koyduğu bezden çuvalı diğer atlı aldıktan sonra ğün de iri yarı adamın
terkisine binip yola koyulmuştu.Halasının göz yaşları yanaklarından süzülürken arkalarından yaktığı ağıt her zamankinden daha hüzünlüydü.çok daha sonraları terkisine bindiği adamın ,sarayda yaşayan amcası "kesik şövalye" olduğunu öğrendi.S arayda yaşarken nadir aralıklarla halasını ziyaret ediyordu,bu daha çok ekin
kaldırma zamanlarında yardım için oluyordu.Amcası gün ün bütün eğitimini üstlenmişti,ona savaş sanatlarının
bütün inceliklerini öğretmişti,on dokuz yaşına geldiğinde de şövalye ünvanıyla ödüllendirılmıştı.amcasının sert
görüntüsünün altında sevgi ve şefkat gün ün üstünden hiç eksik olmamıştı.ona çok büyük saygıyla birlikte derin bir sevgide besliyordu.
Gün hasat kaldırmak için gittiği halasında iki gün kaldı.üçüncü gün öğlene doğru işlerini bitirmişti.Her zaman
hasat bitiminde bir neşe söz konusu olurdu ama bu sefer öyle olmadı içinde bir sıkıntı havda ise sessizlik hakimdı,sanki kuşlar uçarken kanat çırpmıyor,bulutlar gök yüzünde rüzgarların bütün diretmesine rağmen yavaşça hareket ediyordu.halasının bütün
ısrarına rağmen bir gün daha kalmayıp öğleden sonra yola çıktı.saray çok da uzak değildi akşam kararmadan
gidebilirdı.Şövalye kara gün saraya doğru giderken,bulutlarda bir araya gelmiş dertleşiyordu ,konu ağırdı,konuşmalar hüzne dönüştü arkasından boşalan göz yaşları.Kara gün yağan yağmuru hissettiğinde büyük pelerınine biraz daha sıkı sarıldı,yağmur patıka yolu çamura dönüştürmüş atı yelesenin yürümesini zorlaştırmıştı
Ekin alanları bitipte çam ağaçlarının başladığı yerde atından indi,şiddetli yağan yağmurdan biraz olsun korunmak,birazda dinlenmek için,hem belki yağmurda şiddetini azaltırdı.büyük bir çam ağacının kuru gövdesine yaslanıp ayakta bir müddet durdu hem tutulmuş ayak kaslarını hareket ettiriyor hemde yağmurdan korunuyordu.Fazla uzun kalmadan yola koyuldu,hava yoğun çam ağaçlarının olduğu yerlerde kararmaya başlamıtı ki saray uzakta tepelerin arasında gözüktü.Yağmur şiddetini artırmış gök gülütüsü ve şimşek ona eşlik ediyordu,gün ün pelerini artık yağmuru tutamaz hale gelmiş soğuk ta hissedilir derecede artmıştı.
     Kara gün sıkıntılı bır şekılde sarayın kapısına bağlanan tahta köprünün üstüne geldiğini ,son zamanlarda
imparatorlukta ve sarayda gelişen tuhaf olayları düşünürken fark etmedi.Bir şimşek bütün kapıyı ve tahta köprüyü aydınlattı,sıkıntılardan doğan bir kabus karşısında göründü,bu kabus amcasının kesık başıydı kapının
kenarında bir mızrağın ucundaydı.Kabustan ilk uyanan atı yelesen oldu kişneyip arka ayakları üzerine kalktı
yeleseni amcası büyütmüştü gün şovalye olduğunda atı ona vermişti.gün kabustan atın üstünden tahta köprüye
düştüğünde uyandı.ayağa kalkıp kesikbaşin yanına yürüdü ,gerçek tam karşısında midesine yumruk atıyordu,
öfkeciğerlerini sökmüş boğazına düğümlemişti.kılıcı kınından çıkmış intikam istiyordu ,tahta köprünün iki muhafızı güne doğru koşarken arkalarındaki komutanlarının yağdırdığı emirler havada yağmur seslerine karışıyordu.Kara gün kılıcıelinde halan amcasının kesık başına bakıyordu,geriye doğru yarım daıre çizdi,kılıçta onunla birlikte döndü.muhafızlardan biri başsız kalmıştı,kılıç bu haraketten hoşnut kalmış olacakki çığlık atarak tekrar havalandı,indiğindeikinci muhafızın başı omuzlarına kadar yarılmıştı.Gün ün gözlerinde bulutların
çarpıştığından daha büyük bir kıvılcım,ona doğru gelen köprü subayını aydınlattı.kılıcı havada daıreler çizip
subayın göğsüne indi.Savaş çiğlıkları sarayın kapısından kara günden daha önce içeri girdi.Bir grup muhafız
bağırarak kapıya doğru koşarken ,kapının hemen avluya bakan kısmında bulunan ımparatorluk ordusunun karargahından tanıdık bir kaç ses kara güne kaçması için adeta yalvarıyordu.Koşan gurubun başındakı iki muhafız daha kara günü ün kılıcından nasibini almış,yerde dünyadaki son nefeslerini alıyorlardı..
 
                                                                                                                      devam  edecek
Yorum Gönder