BOŞLUK

12 Aralık 2010 Pazar

İMAM VE KARGA

              İmam  yatsı  namazından  sonra  yanlızlığıyla   bütünleştiği tek ranzalı odasına kapandı.Hayatın bütün yükünü taşıdığı omuzlarını yastığa dayadığında,düz beyaz tavan'ın üzerine baskı oluşturduğunu hissetti.Her gece sürekli baktığı bu tavan'ın daha iç açıcı bir renge,ya da resmemi boyatması gerektiğini düşündü. Başı yastıkta düşünmeye devam etti.
            İmam hafızası zayıf biriydi, doğmadan öncesini hatırlamıyordu!.Doğum tarihini ise nüfus kağıdından biliyordu(muhtemelen nüfus memurunun kolayına gelen bir tarihti).Hafızasını zorlayarak doğumundan sonrasını
düşünmeye başladı,fakat hiç bir şey hatırlamadı.Hayatındaki bu boşluk midesini düğümlerken,beynini de ağrıya benzer bir etki altında bıraktı.Sıkıntıyla yatakta sağa sola dönmeye başladı,düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı,olmadı.Yataktan kalkıp sehpanın üzerindeki kuran-ı kerim'i açıp okumaya çalıştı,nafile...kendini sıkıntıya sokan düşüncelerinden kurtulamıyordu.Bir müddet sonra of çekerek elindeki Kuran-ı Kerim'i kapattı
ve yerine koydu.Küçük odasında ileri geri volta atmaya başladı,odanın dahada  küçüldüğünü,kendini sıkıştırdığını hissetti.Kapıyı açıp dışarıya çıktı.yüzüne vuran hafif soğuk rüzgar sanki iyi gelmişti,derin,derin
nefes alıp sakinleşmeye çalıştı,fakat bir yandanda  düşünmeye devam ediyordu!.Yaşı 35'i geçmişti yolun yarısıydı ve öteki dünyaya daha çok yakındı! Yaşadığı hayattan tad almamıştı istediği gibi yaşayamamıştı  hatta bir kadını bile olmamıştı.Midesi imama bir yumruk daha attı!,lanet mide diyerek tekrar içeriye girdi.
Dolaptan bir soda alıp içti,derin bir geğirtinin ardından midesinde hafif bir rahatlık hissetti.Yatağına dönüp tekrar başını yastığa dayadı,bu dünyanın fani dünya olduğunu,kendisini bu kadar sıkıntıya sokmaması gerektiğini düşünüp uyumaya çalıştı.Ama imam uyuduğunda sabah ezanını verememişti bile.

9 Aralık 2010 Perşembe

İMAM VE KARGA

karga
Karga  kuzey yarım kürede Rusya'da doğdu.Doğum tarihi hiç bir kayıtta yoktu.Gençliğini Rusya'da  geçiren karga,kendi doğal yapısıyla bağdaşmayan rejime karşı Bolşevik hareket içinde bulundu.1917  Devrimini arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdikten sonra,sistem ile bir süre uyum sağlamaya çalıştı.Yeni sistemin'de
kendi doğal yapısına aykırı olduğunu gördü.Çünkü doğal yapısının ve düşüncelerinin hiç bir sistem tarafından
kontrol altına alınmasını istemeyen birisiydi.Anımsayamadığı kadar uzun bir zaman standartlara uymaya çalışan
Karga,limiti belli olan hayatının büyük bir bölümünün düşünce hızıyla geçtiğini farketti.Standartlardan ve sistemden kaçıp zamanı yakalamaya karar verdi.
   Karga  zamanın peşinden uçarken umut doluydu,şimdiye kadar boş olan hayatına bir anlam katacaktı.
Her kanat çırpışında yeni tarlaları farklı kargaları tanıyacağını düşündü.Güneye doğru uçan karga,sarışın
beyaz tenli kargaların gözünü andıran,milyonlarca ışığın yandığı bir kentin üzerine geldiğinde durdu,zamanın
yakınlığını hissetti,kalbi heyecanla hızla atmaya başladı.Suni ışıkların yerini güneş işiği alıncaya kadar havada
süzüldü,öncelikle konaklamak için bir tarla bulması gerekiyordu,fakat hayalindeki tarlalar görünürde yoktu.
Umutla beton binaların arasında tarla aradı,her binaya baktığında arkasında tarla olacağını zannediyordu.
Her binanın arkasında bir hayal kırıklığı yaşıyordu,umutları kırılmaya kanatları yorulmaya başladı.Karga
zamanın yakalanamayacak kadar kaygan olduğunu anladığında,kendini köhne bir binanın bodruma açılan
kapısının üzerinde buldu ve bir daha asla uçamadı!!.

2 Aralık 2010 Perşembe

MİM

Sevgili dalgaları aşmak tarafından mim(cezalandırılmış)lenmış bulunuyorum cevap yazmamak haddim değil diye düşündüm mim in konusu"sizden anılarınızla,anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum"
Anılarımın tamamının değerli olduğuna inanıyorum,öyle olmasaydı şimdi onları hatırlıyor olmazdım .Ama hangisini sizinle paylaşacağım konusunda endişelerim var çünkü bunlar benim anılarım sizi ilgilendirmiyor
olabilir.anılarımı yüklediğim eşyalar konusunda ise size bir anımı anlatarak cevap vermek istiyorum,bu cevap
sanırım bir anımıda sizinle paylaşmış olmamı sağlayacak.Yıllar önce,istanbulda yayın yapan özel bir radyoda "Kaybedenler kulübü" diye bir program vardı(şimdi filmi çekildi nejat işler baş rölde oynuyor sanırım martta sinemalarda olacak)..Kaan ve mete diye iki arkadaş sunuyordu ,güzel müziklerinin yanı sıra,sıradanlığın dışında tavırları ve esprileriyle kısa sürede geniş bir kitlenin ilgi odağı haline gelmişlerdi,
(Daha çok istanbulun entellektüel kesimi) Ve bende zaman,zaman programı arayan insanlardan olmuştum ve
neredeyse kaan ve mete kadar saygı görmüştüm tabi bunda toplumun sıradan bir vatandaşı oluşumun da etkisi vardı(Taksi şoförü).Bir program ın konusu biriktirmek ve koleksiyon üzerineydi,bir çok insan gibi  Marki kod adını kullanan bir yazarda o programı telefonla aramış ve koleksiyonundan bahsetmişti ,ardından ben radyoyu arayıp marki isminn verdiği fikirle şöyle demiştim."Hayatımda hiç bir şey biriktirmedim,
biriktirmek marki gibi burjuvaların işidır"    sanırım yeterli olmuştur,hatıralarımı yüklediğim tek nesne  beynimdir
Bu mimi bende aşağıdaki saygı değer blog arkadaşlarıma gönderiyorum aslında tüm arkadaşları cezalandırmak isterdim ama:))
Hasret senfonileri.
Çınar.
Yaşamın kıyısında..      kolay gelsin::)

26 Kasım 2010 Cuma

GÜNEŞ BİZE HARAM USTA!

Yıldızlar birer,birer döküldü şehrin çöplüğüne!
Gök yüzü karanlık bir kaya!
Gece  sessiz,gece sensiz !
Kokular çıldırmış gibi şehrin üzerini sarıyor!
Ruhum geceden daha kara,şehrin çöplüğünde yıldız arıyor!

22 Kasım 2010 Pazartesi

S.S.K.D



S.S.K.D 

Nato füze kalkanını kınar

Hava  sahası sadece  özgürce  kanat çırpan  sivri sineklere aittir!

20 Kasım 2010 Cumartesi

KİTAP MİM'İ

Sevgili blog arkadaşım JİVAGO  bir kitap konusu hakkında beni mimlemiş. Kendisine teşekkür ederim. Her mim'de olduğu gibi bunun da kuralları var:

Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız yada hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.



Mim Kuralları:

- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.

- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.

- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.

- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.

- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.

- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.
 Üniversite de ve sonraki yaşamımda dostum olan Herbert West hakkında sadece müthiş bir dehşet duygusuna kapılarak konuşabilirim. Bu dehşet duygusu onun geçenlerde ortadan yok oluşunu uğursuz niteliğinin yanında, aynı zamanda yaşamı boyunca sürdürdüğü çalışmalarının doğası yüzündendi ve çalışmaları ilk kez bundan 17 sene önce, bir Arkham'da, Miskatonic Üniversitesi tıp fakültesi üçüncü sınıfta okurken başlamıştı. Deneylerinin şaşırtıcılığı ve şeytaniliği beni tamamen büyülemişti ve onun en yakın yoldaşıydım. Şimdi o kaybolmuş, büyü bozulmuştu ve artık korkum daha da büyümüştü. Anılar ve olasılıklar, her zaman için gerçeklikten daha korkutucudur.
                                                           H.P.Lovecraft
                                                          
  DAGON
 Kitaplıkta elime geçen kitap buydu. 55.sayfadaki paragrafı sizinle paylaştım. Çok zor bir işti. Umarım böyle yeni işler bir daha almam. Şimdi bu zor işi aşağıdaki 3 blog arkadaşıma gönderiyorum.
ESTİ NESİM-İ NEVBAHAR
HÜKÜMSÜZ FİLOZOFLAR
PREFRONTAL-LOBOTOMİA
                                                  
Hadi hayırlı olsun

12 Kasım 2010 Cuma

BLOGER ÖDÜLÜ

Sevgili dalgaları aşmak ,beni ödüle layik gördüğün için teşekkür ediyorum. inandığım bir şey vardır,
ödülün ne olduğu değil ,kimden geldiği önemlidir!ve bu elden ele dolaşan bir bayrak gibi ,bende bayrağı
aşağıdaki arkadaşlara devrediyorum.
Yapraklar
deep sound
Ali zafersapcı
üryan cümleler
kar tanesi
Hayalbemol
İzler  ve yansımalar
polikinik dilemma
Dün- lük
Hakanın kimyası
Sabahattin gencal
Azıcık herşeyden

25 Ekim 2010 Pazartesi

VARSAYIM !!!!!!

Evren, insanlık tarihi boyunca gizemi çözülemeyen olgu,sırf  bu yüzden merak konusu ,tanrıların gök kubbesi,
her bilim adamının varsayım teorisi,bazılarının sorgulamasının günah olduğu ,kainat olarak yaratıldığını düşündüğü kutsal tasarım.Geceleri ihtişamlı görüntüsünü hayranlıkla seyrettiğimiz,bazen hakkında düşünürken
korkularımıza sebep olan,bazen gizemli hayallerimizin kaynağı bu  muhteşem  yapı neydi?.Big bang patlamasımı?,yoksa inançlardaki gibi tanrının sırf insanlık için dizayınımı?yada daha büyük bir boyutta yaşayanların zaman göstergesi bir saatmı?belkide o büyük boyuttaki bir çocuğun oyuncağımı?yoksa bir futbol topumu?bazı bilim adamlarının öne sürdüğü büyük bir canlımı.?bunlar gibi binlerce soru sorabiliriz.En azından
yukarda sorduklarımızı mantık çerçevesinde biraz açalım.Big bang patladmasıysa patlayan ney ,niçin patladı?
Adger alan po nun dediği gibi tanrımı patladı?İnançlardaki sırf insanlık için dızayn edilmişse neden biz bu kadar küçükken evren bu kadar büyük dizayn edildi?Büyük boyut olayına gelince bir oyuncaksa neden kırılmıyor,bir futbol topuysa neden hareket etmiyor?zaman göstergesiyse neden bozulmuyor,büyük bir canlı ise neden içindeki organlar hiç sallanmıyor?.Bunun gibi bütün bu varsayımları çürütecek yüzlerce soru sorabiliriz sadece benim varsayımımı çürütecek soruyu bulamadığımı sizlere açıklamak istiyorum,ama yinede
sadece varsayım olduğunu hatırlatarak açıklıyorum sıkı durun.Su yun förmülü bir damla sudada aynıdır,bir okyanustada yani anlatmak istediğim SU SUYUN İÇİNDEDİR.Şimdi gelelim maddenin en küçük hali atomdur atom da atomun içindedir evreni oluşturan ,büyük parçanın en küçük parçası atomdur,ve ayni yapıya sahiptir. yani bizler bir atomçekirdeğinin içinde yaşıyoruz başka birşey değil .bu varsayımımı karşılaştırmanız içinde size iki resim sunuyorum.Samanyolu galaksi resimlerive yorumu sizlere bırakıyorum
Not:kimsenin inancını da zedelemek istemiyorum  sadece allahın verdiği zekayi kullanıyorum.

12 Ekim 2010 Salı

CENNETE GİDEN YOL

Şehirler arası otobüsün,yaşına tesadüf eden  kırk bir  numaralı koltuğundan,uzun yıllar yaşayıpta şimdi terketmekte olduğu şehre son kez bakarken,otobüsün camından yansıyan yüzünde,bir hamalın yükünü bıraktıktan sonraki bitkin,yorgun ama birazda mutlu olan  ifadesi vardı.Geride bıraktığı başarısz hayattan
ve artık tahammül edemediği bu şehirden kaçmaktaydı.Yeni bir başlangıç mümkünmüydü?,çok geçmi kalmıştı?,ölmekte olan umutları yeniden yeşerebilirmiydi?,yeniden aşık olabilirmiydi ?.Belkide yeniden diye
bir şey yoktu, belkide sadece sırtında taşıdığı bu ağır yükten kaçıyordu,belkide sadece gidiyordu bu yerden ve her şeyden uzağa.Terkettiklerinin arasında az da olsa güzel an larda vardı ,beyninde bütün bunların muhakemesi,kalbinde biraz hüzün, gözleri boşluğu takılmış gidiyordu bu şehirden .

Uzun yol uzun düşünme kaynağı idi,terkettiği bu şehre daha çocukken ilk geldiği anı hatırladı ,heyecan doluydu fantastik bir dünyaya gidiyordu,babası çok daha önceden gitmiş bir devlet dairesinde memur olarak
göreve başlamıştı,daha sonraları ise annesiyle beraber babasının yanına gitmişti.Henüz gitmeden şehir hakkında çok şeyler duymuştu orası farklı bir yerdi .Fark daha gittiği ilk yıl kendini belli etmişti oturdukları apartmandaki bir kıza aşık olmuştu henüz ergenlik çağına girerken bu aşk bütün hayatını gerçekten farklı bir
hale sokmuştu.Kendi yaşıtları cinsel dürtülerine daha çok vakit ayırırken o neredeyse bütün zamanını ve beynini kıza ayırmıştı.Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen,başarısız hayatı taa orda başlamıştı,okuduğu her kitapta kız vardı,derslerinde dolayısıyla okulda başarısız oldu.yürürken ,düşünürken,hayal kurarken hep o vardı,hep onu düşünmesi kızı insan durumundan çıkarıp bir tanrıçaya dönüştürmüştü! kendisi bir kul olduğundan tanrıçayla konuşma cesareti asla gösteremedi,ancak kurduğu düşlerde tanrıyı oynarken kızla birlikte oluyordu.Kız için kurduğu düşler onu romantik bir hayalperest yapmıştı düşler aleminden kurtulup hayata dönemiyordu.Çok şanssız bir insandı bir tanrıçaya aşık olmuştu,onu o kadar çok seviyorduki,aşk tanrısı bile onu kıskandı,nasıl oluyorda bir insan benden daha çok sevebiliyor dedi,ve onu asla kızla birlikte olamasın diye cezalandırdı o da çaresiz yazgısını kabüllendi.Uzun yıllar büyünün etkisiyle yaşaması onu diğer
alanlardada başarısız kıldı,dağınık hayatına yön veremez oldu günü birlik işlerde çalışıp doğru dürüst bir işi
olmadı,bir seferinde babasının zoruyla bir muhasebecinin yanında işe başladı,ama monoton hayat ve zorunlu olarak her gün ayni yere gitmek kendini tutsak hissetmesine neden olduğu için bir bahaneyle işi bıraktı.Belirli
zamanlarda taksicilik yaptı bu işte daha özgürdü.Babasının ölümünden sonra daha fazla çalışmak zorunda olması o özgürlüğünüde elinden aldı,hele son zamanlarda şehrin lanet trafiği onun kabüsü olmuştu.Yaşadığı bu süre zarfında hep  yeni bir tanrıça arar oldu,ama birlikte olduğu kadınlar bir kuldan öteye gidemedi.belki bazen bulma ümidi doğuyordu ama onlarda yabancı bir kategorinin yaşam ürünleriydi,kendi yaşam sahasının
dışında.Umutlu arayışlar her aynaya bakınca umutsuzluğu dönüştü,zaman sandığından daha kaygandı.Sonraki
yıllarda annesinin ölmünün ardından çekilmez olmaya başlamıştı,artık bu trafiğede bu şehrede bu umutsuzluğada dayanamıyordu doğru dürüst çalışamaması ekonomik olarakta bunalımı doruğa çıkarmıştı.
Şimdi bulduğu çözüm babasının emekli ikramiyesiyle almış oldukları evi kiraya verip o kira parasıyla çocukluğunun geçtiği ve son günlerde her zamankinden çok düşlediği memleketine dönmek olmuştu.

Yol  keyif vericiydi, dağların arasında gecenin ıssızlığında kıvrılarak giden yolda hızla yol alan otobüs onu doğduğu yere doğru yaklaştırırken yok olan heyecanıda geri gelmeye başlamıştı.Şimdi hayat geriye saran bir film gibiydi onu çocukluğundaki umuda ve heyecana götürüyordu.Gün ağarmış dağların arasından denize ulaşılmıştı,yol gittikçe vahşileşen dağların eteğinden ,sahil boyu kıvrılarak devam ederken o yıllar sonra yeniden gördüğü yerler için çoşkuyla doluyordu.Nihayet  doğduğu yere gelmişti ,otobüs sahil yolundan ayrılmış dağlara doğru bir vadi boyunca  dereye refaket eden yolda  yavaş,yavaş ilerliyordu,dere hayal ettiği gibiydi berrak görüntüsü bulunduğu coğrafyanın masumiyetini ve doğallığını müjdeler gibiydi coşkulu ve davetkardı.Kırk km yukarılara çıkıldığında kasabaya ulaşmışlardı,otobüsten indiğinde dışarıda sandığından daha serin bir yaz havasıyla karşılaştı.Kasaba dağlardan gelen iki derenin birleştiği yerde kurulmuştu tek caddede yoğunlaşan yapıların önünde çok sayıda  kahvehaneler göze çarpıyordu,yaz günleri tatile köyüne gelenlerden dolayı haylı hareketli bir yerdi,bir valize sıkıştırdığı eşyalarını alıp bir kahvenin önünde oturdu,
bir çay içtikten sonra köyde kendine lazım olabilecek şeyleri bir marketten temin edip,köye dolmuş olup olmadığını sordu,yoktu.Köy beş km uzaktaydı bindiği taksiyle dağa doğru kıvrılarak yükselen toprak bir
yoldan bir müddet yükseldikten sonra, yol dere boyu uzanan dağın yamacından yatay bir çizgiyi takip ederek
çam ağaçları ve devasa gülgenlerin arasında kah kaybolup kah beliriyordu,belirdiği yerlerde aşağıdaki dere
gümüştenmiş gibi parıldıyordu.Taksinin penceresinden soluduğu  havayı içine derin derin solurken yaşama isteğini bu kadar çok içinde hissetmemişti,sanki cehennemden geçmiş cennetin ön bahçesinde yürüyordu.
Taksi yamaçta kurulmuş ahşap iki katlı evin önünde durdu bir katı yamaca denk gelen bu eski yapının alt katı
önceleri hayvanların barinaği için kullanıldığı belliydi evin on beş yirmi metre ötesinde bir başka ahşap ev daha vardı.Taksiden inip onu gönderdiğinde komşu evin önünde iki kadının onu meraklı gözlerle izlediğini farketti,
kadınların biri yaşlı diğeri ise yirmi yaşlarının biraz üzerinde gösteriyordu.,yaşli olanı yanına yanaşıp hoşgeldin dedi genç olanı ise bulunduğu yerde çakılı kalmış öylece bakıyordu beyaz atlısını görmüş gibiydi.

   Evin öünde evin ahşap duvarına yapışmış iki üç kişinin oturabileceği tahtadan oturağın altında olmasi gereken büyük kapı kilidini  buldu kapıyı açarken yanlızlıktan kurtulan evin kapısı hafifce keyifle gıcırdadı.
Evin iki yatak odasından birine girdi ,tavanda büyük bir beze sarılmış yatak ve yorganlar vardı onları indirip
yer yer paslanmış olan kayrolaya yerleştirdi,uzun yıllar kullanılmamasına rağmen tuhaf bir koku dışında temiz
görünüyordu,gün de geceye dönmeye başlamıştı.Duvardaki şişeli lamba sağlam gözüküyordu,gerçi köyde elektrık vardı ama kendi evlerine bağlanmamıştı,erzak torbasından bir kaç mum çıkarıp ,birini girişteki geniş
hol e  diğerinide odasında bulunan bir kül tablasının içine koyup yaktı.Yerleşme hazırlığı epey zaman almıştı,
nasılsa eksikleri gidermek günler alacaktı ,şimdilik yeter deyip şöminenin ateşini hemen yanındaki dizili güve vurmuş odunlarla yaktı, ısıttığı suyla bir kahve yapıp  evin balkonuna çıktı.Balkon evin yamaç tarafında iki kat arasına ağaç direkler üzerine oturtulmuş, döşemesi yıllara inat sapasağlam duruyordu.Evin girişinde olan oturağın aynısı balkondada vardı ,balkonun korkuluğuda yine ağaç direklerden yapılmıştı.Elinde kahvesi ayaklarını da balkonun korkuluklarına uzatıp oturdu.Ay görünürlerde yoktu ,binlerce yıdız ise kendilerini farkettirme çabası içinde gökyüzünde parıldıyordu.Etraf zifiri karanlıktı köyde ve vadinin karşı yamacında
bir kaç evde yanan ışıkta yıldızlardan pek farklı görünmüyordu,aşağılarda ormanın vahşi sulieti,gizemli hikayelerini haykırıyordu.keyifle bu atmasförü bir müddet soluduktan sonra dağ gecelerinin soğuğunu hissetmeye başladı yorgunluk uykuyuda beraberinde getirdi.Tuhaf kokulu yatağında yanlızlığın  şefkatlı kollarında huzurlu ve rahat bir uykuya daldı.

15 Eylül 2010 Çarşamba

KAYBEDENLER KULÜBÜ

Henüz ilk okula bile gitmediğim günlerdi,babam o yılki kurban bayramında bizim ahırın yaşlı ineği kınalıyı kurban edeceğini söylemişti.Çok fazla üzülmüştüm,kınalının ölümü tadacağını,ölümün nasılda lanet bir şey

olacağını düşünerek,kurban bayramına kadar tedirgin ve üzgün yaşamıştım.Oysa ahıra her indiğimde ineğin gayet huzurlu ve keyifli olduğunu görmüştüm.kurban bayramı gelip çattı erkenden ahıra indim çok üzüldüğüm
ineğe sanki faydası olacakmış gibi bir tutam ot verdim,adını aldığı alnındaki beyaz noktayı okşayıp onu teselli
etmek ister gibiydim,aslında teselliye ihtiyacı olan bendim.Çünkü inek gayet huzurlu ve mutluydu.Kınalı, kurban alanına götürüldü halen ona verdiğim otları geviş getiriyordu ,ayakları bağlanıp yere yıkıldığında biraz huzursuz gibi olduysada,biçak şah damarını kesip başını gövdesinden ayırana kadar inek bir kaybeden olduğunu algılayamadı..

Resim   POLİKİNİK  DİLEMMA

1 Eylül 2010 Çarşamba

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)

Birbirinizi öldürerek,  belki bazılarınız hayatta kalabilir ama dünyayı öldürerek asla.

Gerçek barış dünyayla yapılandır.

İnsanlar dünyayla barışana kadar savaşa devam.

ÖLÜ İNSANIN ÇEVREYE ZARARI YOKTUR!

Barış olmayan bir dünyada  BARIŞ GÜNÜ de yoktur.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)

YAŞASIN KÜRESEL ISINMA.  iki yıl sonra altmış derecede insanlar kavrulurken  sivri sineklerin yiyecek ortamı alabildiğince zengin olacak.üçüncü yıl muhteşem olacak seksen derecede ancak sivri sinekler yaşar.dördüncü yıl insansız bir dünya kendini onarmaya başlayacak ve dünya kendini kurtarmış olacak.dünyanın kurtuluşunda büyük katkıları olan kişilere ve kuruluşlara S.S.K.D  adına teşekkürlerimizi  sunarız ve onları aşağıda sıralayarak  onurlandırmaktan gurur duyarız,önem sırasına göre.
DÜNYAYI YÖNETEN PETROL ŞİRKETLERİ ki küresel ısınmanın tek nedeni
petrolün etkisini gizlemek için tayın edilmiş hedef saptırıcı kazma BİLİM ADAMLARI ki ozonu inekler deliyor diyebiliyorlar tabi ineklerin bir avukatı olmadığı için etik değil.
MEDYA petrol şirketlerinin sahip olduğu sistemi korumak adına yapılan çevre eylemlerini gizlemek ve yine kendi kazmalarını ekranlara çıkarıp hedef saptırmak.ki geçen yıllarda bütün dünyada aynı anda yapılan türkiyedede kadiköyde yapılan temiz enerji mitinginin ne yapılacağını nede yapıldığını haber vermemek.
FADİME hiç işi olmamasına rağmen kendi komleksini gidermek için tuvalete bile arabayla gittiği için.ki
sistem beynini söküp onun yerine taktığı çip te yapması gereken tek şeyin araba kullanmak olduğunu,arabaya binebilmesi için bir çok gerksinimini hatta sabah yediği beyaz peyniri kıstığı için.DURSUN söylrnilen her şeye inandığı halde küresel tehlike kendisine anlatıldığında inanmaması.dünyayı yöneten diğer KAPİTALİSTLER
başka bir gezegen bulmadıkları halde yaşadıkları gezegeni daha fazla para kazanma adına yok etmeleri ki
paraları hiç çalışmasalar bile dünyanın normal sonuna kadar fazla fazla yetecek olmasına karşın.POLİKACILARA etik olarak hiç bir ödül vermemek S.S.K.D nin prensibidir.
Herkese küresel ısınmalar BAAY.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

HAYIR sız SOLCULAR


Toplumumuzun bilinçli proğramlarla  ve küresel yapılanmanın satın alınmış medyasıyla ,sürekli yönlendirildiği
ve kültürünün yozlaştırıldığı günümüzde, halkımızın bazı gerçekleri görmemesi ve anlatılan yalanlara inanması
doğal karşılanmalıdır,burda yapılması gereken aydın insanların her fırsatta halkımıza gerçekleri anlatmaya israrla devam etmesidir.Fakat medyanın halka aydın solcu diye tayın ettiği bazı kişiler ,kendilerine sağlanan
bazı çikarlar doğrultusunda ,sistemin yanında yer aldığını söyleyerek insanların kafasını bulandırdıklarını görüyoruz.En son refarondumda evet diyeceğiz diyerek kafa bulandıranlara ,aldığınız paraları evet demesini
istediğiniz halkla paylaşacakmısınız diye sormak istiyorum.Diğer sormak istediklerim ise burnunun önünü bile
göremeyecek kadar kör olmasına karşın ben ilericiyim ben aydınım diyen kazmalardır.bu gün ülkemizdeki olayları tahlil edemeyen ,neler olup bittiğini anlamayan ,devletin derin kısmının nerde olduğunu göremeyen
demokrası adı altında hitler almanyasında bile olmayan faşıst uygulamaları destekleyen ,evet diyerek kendi boğazına tasma takmak isteyen HAYIR-SIZ solculardır.Onlara gözlerinizi açıp gerçekleri görmeniz inanınki sizinde çıkarınıza olacaktır aksi taktirde boynunuza geçecek küresel faşizmin halkasını çıkarmak çok zor olacaktır,
o zaman geldiğinde keşke dememek için başınızı gömdüğünüz kumdan çıkarıp bir deve kuşu değil insan olduğunuzu hatırlayın diyorum

18 Temmuz 2010 Pazar

SANSÜR


KONTROL! sistemin kendi yapısını devam ettirmesi,bireylerin  kendi beyinlerinde hapsolmuş özgür iradesi,
alternatif düşünceye kelepçe,ya düşünmeyeceksin yada onlar gibi düşüneceksin,ya sisteme uyum sağlayacaksın yada sistem tarafından cezalandırılacaksın.ya  tek tip düşünce kullanacaksın yada anarşist
olacaksın.Çok daha öncesi var ama ben ortaçağdan başlıyayım,engizizsyon  ya dine uyacaksın yada afaroz
olacaksın,köleci  toplum ya köle olacaksın yada ölü,feodal toplum  ya  derebeylerinin ekonomık sistemine uyup paralı ırgat olacaksın yada aç bir köylü,kapitalist toplum ,bunu geniş tutmakta yarar var çünkü iletişim araçlarının gelişmesi yanılsamayıda geliştirdi,şöyleki gazete çıkınca sistem sahipleri onları kontrol altına alıp
kendi  beyinlerini insanlara adapte etmeye başladı,uzun mücadeleler sonucu ki yüzlerce gazetecinin ölümü de var ,korkutma  sindirme  ve satın alma sonucu  istedikleri tek tip gazeteyi  doğurdu,çok fazla sayıda olmaları
,çok farklı görünmeleride yanılsamadan ibaret  hepsinin ortak amacı sistemi beslemek çünkü aynı zamandada
kendileri besleniyor.alternatif yayın organlarını da kontrol edebilmek için mevcut yasalarını kullanıyorlar yani
SANSÜR.  ayni şeyler televizyon içinde gerçekleşti,şimdide internete sansür ilk yıllarda tepki göstermeye çalışacağız ama sonraki yıllarda daha önceden yaptıkları şeyleri yapıp kontrölü eline geçirdiklerinde artık kimse sansürden bahsetmeyecek istisnalar dışında.tıpkı şimdi  özgür bir medya varmış gibi göstermelerine
alıştığımız gibi.Aslında yapılan şey Kontrol  onların bizim için düşünmeleri bizim hayatımızı yönlerdirmeleri,tam onların istediği gibi tek tip insan modeli,.Elvada insanlık,elveda özgürlük elveda diyorum çünkü istedikleri insan modeli  hemen hemen bitmiş durumda  bundan sonra bizi kontrol etmek için fazla zorlanmayacaklar
boynumuza takılan dijital kelepçeyle çok daha kolay halledecekler.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)


S.S.K.D     Bu  yılki sivri ödülünü verdi.

J.R.R   TOLKIEN in yazdığı masallar bir kitap bazında ortalama 330 sayfadır.Balyoz davası savcıları tolkıenin uç kitabından daha fazla tutan 980 sayfalık iddanameyle bu ödülün sahıbı olmuştur .Ayrıca gelecek
senenin sivri ödülüde şimdiden şekillenmiştir,gelecek senenin sivri ödülüde bu iddanameyi okuyabilecek
yargıca verilecektir.

16 Haziran 2010 Çarşamba

BLOGER ÖDÜLÜ


Sevgili dalgaları aşmak beni ödüle layık gördüğü için kendisine çok teşekkür ediyorum biliyorumki o da on kişi
seçiminde benim kadar zorlanmıştır.inananın ödül benim olsaydı blogda emek sarfeden herkese verirdim,ama kural gereği sadece on kişiye vermem gerekiyor o yüzden diğer blog sahiplerinden şimdiden özür diliyorum ve bir daha bana verilen ödülü başkasına vermeyeceğimi bana ödül vereceklere şimdiden duyuruyorum vermeyin kardeşim alacaksanız niye veriyorsunuz ,verirken bile zorlanıyorum tabi bu işin şakası.ödülün sahıbi THE TRENDY  TREEHOUSE ye de ayrıca teşekkür ederim.
Ödülün kurallarıda şunlarmış
-Bloğunuzda ödülle ilgili post hazırlamak(size ödülü veren kişiye teşekkür etmek)
-Postunuzda,bu ödüle uygun bulduğunuz 10 blog arkadaşinizi belirtmek
-Postunuzda,ödülün logosunu yayınlamak(Trendy treehouse url linki vererek)
-Ödülü verdiğiniz 10 blogcuya,aynı kurallarda kendi seçecekleri 10 blogcuya  haber vermelerini sağlayacaksınız
işte o şanssız kişiler
Azıcık her şeyden
Sözün bittiği yer
Polıkınık dilemma
ZEUGMA
Aylak madam
Ali zafer şapçı
Iynch et beni
Ramazan ışık/hayata dair
İllegal smile(:
Sözün özü
Hadi ödülünüz hayırlı olsun.

8 Haziran 2010 Salı

SAVAŞ BALTALARI


İkinci dünya savaşı öncesi  almanyasında,enflasyon  had safhaya ulaşmış ekonomık krız alman halkını derinden vurmuştu.Aeg,simens ve kromp adlı üç şirket hitler denilen deliyi kullanarak ikinci dünya savaşını
başlatmıştı savaş avrupanın bir çok kentiyle birlikte almanyayıda enkaz yığınına döndürmüştü.savaş öncesi
krız gitmiş hızla yapılanan almanya ortaya çıkmıştı,peki ne olduda enkaz yığınından refah yükselmişti?
Kapitalist toplumu inceleyen toplum düşünürleri,kapitalizmin çelişkisinide iyi bilirler,büyüyüp genişleme üzerine
inşa edilmiş bu toplum büyümeyle ilgili çelişki yaşar,pazarları daralır ve kapitalizm krize girer.bir örnekle açıklayacak olursak şöyle diyebiliriz,bir odanın içinde sürekli şişmeye endeksli bir balon düşünün,balon şişer,şişer ve odanın duvarlarına dayanır artık şişebileceği yer kalmamıştır işte şişmeye endeksli balonun şişmeyle ilgili çelişkisi burda başlar.Kapitalistler bu çelişkiyi daralan pazarlarını açmakla giderirler yani savaşla,
yıkılan şehirler yeniden yapılırken açılan devasa pazarlar,fabrikalar daha malı üretmeden aylar öncesi alınan siparişler vs vs  Şimdi dünyada kapitalist krızın en büyük boyutta yaşandığı günler, ikinci dünya savaşı
sonunda gömdükleri savaş baltaları yeniden çıkmış gözüküyor.Bir devlet savaşta bile sivilleri öldüremezken
uluslararası sularda bir yardım konvoyuna saldırıyor ve dokuz sivil öldürülüyor.peki bütün dünyanın tepkisini
çekecek kadar yanlış olan bu eylemi bir devletin yapma olasılığı varmıdır?.Varsa bilinçli bir planıda vardır .
bu plan öldürülen türkler yüzünden türk kamu oyunun ayağa kalkıp israile savaş açmasıdır.ama ölü sayısını çok daha fazla göstermelerine rağmen türk kamuoyundan istedikleri savaş desteğini alamadılar çünkü türk
toplumu ekonomık krız ve siyasi oyunlar karşısında harap ve bitap düştüğü için ayağa kalkacak gücü kendinde bulamamıştı.Kapitalistlerin bu oyunu şimdilik tutmamışa benziyor,ama kanımca süni bir savaş ortamı
er geç hazırlayacaklar.Peki neden israil bu savaş için kullanılıyor? Öncelikle bu oyunda israil tek başına değil
sadece önemli aktörlerden bir tanesi,diğer yandan en önemli görevde onun çünkü hepinizin bildiği gibi dünya
kapitalistlerinin büyük bölümü yahudi iş adamlarından oluşuyor,hatta kapitalizmi onların yönettiğinide söyleyebiliriz,öyleyse krızı çözmedede en büyük görev dolayısıyla onlara düşüyor.Bir diğer nedenide savaşı
bölgede tutmak ve herkesin bildiği malum orta doğu harıtasını çizmektir.anlayacağınız savaş baltası topraktan
çıkmıştır vuracağı en uygun anı bekliyor umarım baltayı tutan eller kırılır,çünkü ummaktan başka çaremiz yoktur dünya halkları bu oyunu anlayıp bozbilecek yapıya sahip değildir çaresiz bizim için yazdıkları bu senaryoyu oynamak zorunda kalacağız,şimdiden hepimize geçmiş olsun tabi geçerse eğer.Bir başka dileğimde
umarım bütün düşşündüklerim  sadece kötü bir senaryodur.

28 Mayıs 2010 Cuma

BOŞLUĞA KANAT ÇIRPMAK


Kaygan bir duvardan kayıyorum,
Gecenin karanlığına doğru.
Tutunmak için güneşe,
Tırnaklarımı özlüyorum!

Kaygan bir duvardan kayıyorum,
Sonsuz bir derinliğe doğru.
Hiç bir şeyin sonsuz olmadığını da biliyorum,
Özgürce kanat çırptığım, rüyalarımı özlüyorum.
                                      
                                       
                                    
                                       

18 Mayıs 2010 Salı

SANAT SEVERLERE DUYRULUR


Bloğumda resimlerini yazılarımla beraber yayınladığım sevgili arkadaşım HAKAN  KAMIŞOĞLU nun
POLİKİNİK DİLEMMA resimli görüngüsü       27-05-2010   -13-06 -2010 tarihleri arasında
AK GALERİDE sergilenecektir.bütün sanat severler davetlidir.Açılış 27-05-2010    saat 1800 de olacaktır


Adres -Altıpatlar sok.no-12  çukurcuma/ Beyoğlu


özür-Açiliş tarihinde yaptığım yanlıştan dolayı  açiliş 21 değil 27 mayıstır.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

ÖNCE HAYALLER ÖLÜR 2


Çok şanslı insanlardı hayalleri için ölenler,hayallerinin öldüğünü göremediler.Yaşlılıktan diyorlar bazıları her gün  ölen hayallerim için,oysa ben kendim için çok az hayal kurmuştum onun da büyük bölümünü çocukluk
aşkım için.Gençliğimin hayalleri vardı insanlık için ,  onurlu yaşam için ve sırlarla dolu büyük dünyanın fantastik
hayalleri.Dünyanın kötü gidişatını değiştirecektim oysa gidişatıda kötüler belirledi,gizem kayboldu dünya televizyon ekranlarında küçüldü,.Robin hud öldü ,hayal edebileceğin her şey deşifre oldu,insanlar değişime
uğrayıp düşünme yeteneğini kaybetti,orta çağ zihniyeti hotladı,geçmişteki bilgisizlik ve cahillik milenyum çağında had safhaya ulaştı.yağmur ormanları yok olmak üzere ,insanlığın bütün değerleri kaybolurken oturup
kendi ölümümüzü seyrederken kurabileceğin hayal sadece cehennem olurdu.Geçmişteki bilim adamları,edebiyatçılar yazarlar anlaşılmadıkları kendi yaşadıkları toplumda geleceğe bir miras bırakmak için
yaptıkları çalışmalarını ,bu günü görüyor olsaydılar yinede yaparmıydılar?Dünyanın her alanda küçüldüğünü,
bir futbol topu ve bir vajinanın içine sığdığını görseydiler çalışmalarını yinede yaparmıydılar?.Kurtuluş savaşını
verirken canlarını vermiş atalarımız,değer yargılarının değiştiğini hırsızların saygın insan olduğunu,vatan hainlerinin pirim yaptığını ,zayıf insanları ezmenin onurlu bir davranış olduğunu,pezevenklerin televizyon ekranından karı pazarladığını ve torunlarının açlık sefalet içinde dahi haklarını arayamayacak kadar salak olduğunu görseydiler yinede kurtuluş şavaşını verirmiydiler,yinede hayalleri için ölürmüydüler?.Bir avuç aç gözlü salağın küresel faşizmi inşa edip milyarlarca insanı bir koyun gibi güttüğünü dünyanın canlı organizmasına aç bir hayvan gibi saldırdığını görseydiler acaba insanlık için hayal kurarmıydılar?..    Hayaller insan beyninin pozitif tasarımlarıdır. insanların beyninin büyük bir çoğunlukla öldüğü bu günlerde bende kurabileceğim tek hayali tasarladım sadece onunla yaşıyorum oda sık sık bloğumda gördüğünüz belkide bir anlam veremediğiniz
SSKD.(sivri sinekleri koruma derneği)

14 Mayıs 2010 Cuma

ÖNCE HAYALLER ÖLÜR


Teknoloji  canavarının  henüz dişlerini hayatımıza bu kadar geçirmediği günlerdi.Şimdiki çocukların  yaşayamadığı bizim ise alabildiğine zengin yaşadığımız yıllardı.Babam akşam işten eve döndüğünde
sağ cebinde katlanıp sığdırdığı iki gazeteyle gelirdi.birisi cumhuriyet diğeri ise günaydın gazetesi.Gün yerini
geceye bıraktığında yanan sobanın yanına yaklaşip duvardaki  şişeli lambanın altında gazete okuyan babamı
göz ucuyla izlerdim,beklediğim elindeki günaydın gazetesini okuduktan sonra yere bırakmasıydı o yıllarda
cumhuriyet gazetesine pek ilgi duymazdım renksiz ve sade oluşu ve de içinde sürekli takip edebileceğim bir
hikaye olmayışı benim ilgisizliğimdi.Nihayet babam günaydın gazetesini bitirdi ama yinede sormak gerekirdi,
babam bize karşı asla şiddet kullanmazdı ama biz yinede ondan çok korkardık,korkmamızın asıl nedeni ise
annem olurdu,çünkü alabildiğine zengin yaşarken çocukluğumuzu sınırları her aştığımızda annem bizi akşam
babana söyleyeceğim diye korkuturdu.Nihayet gazete elimdeydi ilk olarak gazetenin o doğa üstü kokusunu
derin,derin solurdum değişik bir kokuydu,sanki içindeki yazarlar yedi veren gülüydü,yada inanılmaz kokular
salgılayan binlerce çiçekten oluşmuştu.Sonrakı yıllarda yüzlerce gazeteci öldürüldü,yedi veren gülü soldu,çiçekler teker teker öldü ve gazetenin o muhteşem kokusu sadece anılarda kaldı.Gazete elimdeydi
kara murat macerasına devam ediyordu kısa olan hikayeyi çok yavaş okurdum çünkü heyecanlı o güzel duygularımın daha uzun kalmasını isterdim,hikaye bittikten sonra kendi hikayelerimi düşlerdim .takı ertesi
gün arkadaşlarımdan okumadığım diğer kahramanları takas edene kadar.Bunlar teksas idi ondan vatanseverliği ve emperyalizmin kötülüğünü öğrenirdik,tarkan idi bir ulusun soyu için mücadelenin önemini,
tommiksten haydutları kalleşliği oğrenirdik,zagordan adaleti ve irkçilığa karşı olmayı ,bunun gibi onlarca örnek
vardı.Şimdi ise küçülen dünyayla beraber küçülen insan beyni kahramanlarımızı öldürdü.Artık çocukların
 kahramanları  hayvanlardan oluşuyor insan olanları öldü,düşleri güçlü bir hayvan olabilmek için.
Kiş günleri bir başka olurdu her yer renk değiştirir,beyaza bürünürdü,geceleri bile kar yüzünden aydınlık
olurdu.Kar gök yüzünden uzun  bir yodan gelir gibi ağır ve yorgun düşerken yer yüzüne. Hayaller kurardık
geldikleri yere ait ve umutla beklerdik geleceği anı geldiği an en güzel süpriz olurdu bizim için.Sonra,sonraki
yıllar lanet teknolojinin atmasfore yerleştirdiği uydular ve metroloji,karın ne zaman yağacağını söyleyip süprizimizi  ve uzun yol düşlerimizi öldürdüler.Ya yaz günlerine ne demeli ,kaçkarların karlı zirvelerinden
coşkuyla kopup gelen ve yol boyunca göllerde konaklayarak akan mühteşem deremize.Sabahtan başlayarak
dudaklarımız mosmor oluncaya kadar yüzdüğümüz ,acıkınca çevresindeki tarlalardan şimdi asla tadını alamadığımız salatalıklardan ateş yakarak pişirdiğimiz mısırlardan karnımızı doyurduğumuz ,susayınca suyunu
içtiğimiz deremiz .Sonraki yıllarda istanbul trafiğinde bunalımlı saatlerimde hayalini kurduğum yaşama sevincim
olan derelere şimdi ne oldu?.şimdi o muhteşem dereler devasa tünellere sokuldu dere yatağı kurudu ,
çevresindeki binlerce ağaç boynunu bükmüş,yapraklarına doluşan tozlardan dolayı artık gözyaşı bile dökemez
oldu.Ya ben hayallerimin en önemli parçasını artık her hayal edişte karşımda bir kuru kafa bana pis pis sırıtır oldu.
                                                                                                         devam edecek

11 Mayıs 2010 Salı

İSTİFA

Deniz baykal istifa etti.istifa konuşmasıda hayli ilginç.Türkiyede insanlar fettullah gülene dava açtığı için tutuklanıyor,türkiyede insanlar fettullah yurdu olmadan okula gidemiyor .türkiyede insanlar fettullah yada yandaşlarından olmazsa işe giremiyor,vs,vs,vesaıre.

CHP yi de insanlar yapılan haksızlıklara karşı mücadele eden bir kurum sanıyor.Sanıyor diyorum çünkü istifa
eden deniz baykal istifa konuşmasında bile pelsivenyaya mesaj gönderiyor."SİZİN SAMİMİYETİNİZE
İNANIYORUM"şaşırdık doğrusu siz inanıyorsunuz da BİZ NEYE İNANACAĞIZ? işte bu umutlarımızın tükendiği andır.meğerse ne haldeymişiz.Meğerse yok aslında birbirimizden farkımız sadece size farklı gösteriyoruz.meğerse deniz bey de fettullahın talimatlarını dinliyormuş.umarım istifan hayırlı olur.

30 Nisan 2010 Cuma

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)

Bundan yıllar önce köyümüzden kasabaya yürüyerek giderdik.Köyümüzün kasabaya uzaklığı beş km.dir,
kasaba bir vadinin ortasında ve iki dağın arasında gürül,gürül akan bir derenin kenarında kurulmuştur.
Köyümüz ise virajlı yollardan dağlara doğru çıkılan yüksek bir yamaçta kurulmuştur.Köy ile kasabanın tam
orta yerinde soğuk suyun yaz boyu aktığı bir çeşme vardır.Bir gün dursun dayıyı çeşmenin başında dalgın ve
düşünceli bir şekilde buldum,yanına yaklaşıp ne düşündüğünü sordum,dursun dayı derin bir iç çektikten sonra
bana bakıp ,evlat yaşlandım yürüyemiyorum yorulup oturduğum bu çeşmenin başında ,bir eşşeğim olsaydıda
kasabaya onunla gitseydim diye cevap verdi.Aradan yıllar geçti dursun dayının oğlu idris istanbulda inşaatlarda çalıştı ve ailesini de yanına aldırdı,idrisin kızı fadime liseyi okuduktan sonra üniversiteye giremedi,
bir şirkette hatırı sayılır bir parayla işe başladı.Fadime nin ilk işi ehliyet ve ardındanda taksitle araba almak oldu.Artık işe arabayla gider olmuştu,eşek hayali kuran dursun dayının torunu teknolojinin en yüksek icadına
sahıp olmuştu.Her sabah tek başına bindiği arabasında saatlerce trafikte kalmasına rağmen yüzünde eblek bir
gülümseme hiç eksik olmadı tıpkı çevresinde ayni şekilde yolculuk eden binlerce kişi gibi .Kısa hayatlarını
saatlerce trfikte ekzost gazı soluyarak geçiren bu insanların yüzündeki bu eblek gülümseme neydi.çoğunun
yüz ifadesi birbirinin aynıydı.Yoksa bu onların yüzü değilmiydi,yoksa fadime fadime değilmiydi,yoksa yüzlerine insan maskesi takmış uzaylılarmıydı?Birkaç yıl önce kadıköyde gece geç saatlerde fenerbahçe yönüne doğru
düşen bir gök cismi görmüştüm atmasforden girdiği belliydi cismin kenarları sürtüşmeden dolayı ateş içindeydi.Meteor zannettiğim bu cismin nereye düştüğünü yarın gazetelerden öğrenirim diye evin yolunu tuttum.Ama ertesi gün gazeteler ne de televizyon haberleri böyle bir olaydan bahsetmedi.Şimdi düşünüyorumda ya uzay gemisiyse ya bu gemi dünyada bulunan muhtelif istasyonlara sürekli yolcu getiriyorsa,ya geldikleri gezegende oksijen yerine karbondioksit gazıyla solunum yapıyorlarsa,ya oksijen onları öldürüyorsa.Eğer öyleyse geldikleri gün onlara birer araba veriliyor ve arabanın motorundan bizim
göremediğimiz bir boruyla egzost gazı soluyorlar,işte yüzlerinde gördüğümüz bu eblek gülümsemede o beslenmenin keyfi.sürekli trafikte bulunmalarının da amacı o.Birde dünyada doğan uzaylılar var onlarda kendi
aralarında bir şifre kullanıyor.arabanın arka koltuğunda bulunan bir bebek oturacağı ve içinde de bir bebek,
arabanın arkasında da bir yazı"arabada bebek var"normalde bu yazı anlamsız,yani arabada bebek varsa çarpmayalım,bebek yoksa rahat,rahat çarpabiliriz anlamı içeriyor.Yazıya bakıp şöyle diyenlerde var tabi,benim bildiğim bebek beşikte olur aarabada olurmu.Eğer uzaylıysa ve dünyada doğmuşsa olur.bebeklerinde egzost gazıyla beslenmeye ihtiyacı var.Onun için etrafınıza baktığınızda gördüğünüz her şey
aslında göründüğü gibi değildir,bir uzaylı işgali mevcuttur dikkatlı olmanızı  S.S.K.D adına tavsiye ederiz

  Sivri sinekler egzost gazlarını da emecekler. (en azından egzost gazı çikaranları bitirecekler).

21 Nisan 2010 Çarşamba

WANTED


C.I.A in azgelişmiş ülkelerin yapılandırılmasında kullanılacak.gizli tanıklar aranıyor.
aranılan şartlar.
1.Ruhsatsız silah bulundurma ve adam öldürmeye teşebbüs etmiş olmak.
2.En az bir yakınını öldürmüş olmak.
3.Yakınını öldürebilecek kadar da salak olmak.
4.Öz yeğenini satabilecek kadar pezevenk olmak.
5.Ülkenin kurumlarına en az bir saldırıda bulunmuş olmak.
6.Bulunduğu ülkenin henüz satın alınamamış en az bir gazetesine bombalı saldırı yapmak.


Yukarıda belirtilen vasıflara sahip olanlar işe alınacaktır.
Ücret
yeşil pasaport sahibi olup dünyanın istenilen her ülkesinde yüksek standartlarda yaşamak.(yada yaşıyor sanılmak).Cazip iş teklifinden dolayı çok sayıda başvuru olması durumunda adaylar arasında kura çekilecektir.müracaatlar şahsen yapılmalıdır .Bu vasıflara sahıp olabilecek olanların bir çoğu hapıste olduğundan dolayı .hapishanelerde muhtelif tarihlerde mulakatlar yapılacaktır .ilgilenlere duyrulur.

5 Nisan 2010 Pazartesi

S.S.K.D. (Leş çevre örgütü)


DÜŞÜNME  YETENEĞİNİ  KAYBEDİP  BİR VİRÜSE  DÖNÜŞMÜŞSEN   EĞER,
DÜNYANIN  SENDEN  KURTULMAYA  İHTİYACI  VAR!



Sivri Sinekleri Koruma Derneği

3 Nisan 2010 Cumartesi

POLİKİNİK DİLEMMA

Bu blogda   yayınlanan   resimler yaşayan (bence) en iyi ressama POLİKİNİK  DİLEMMAYA  aittir.

YENİ HAYAT


Yıl 2067  Dünya nüfusu üç te ikisini kaybetmiş,kuraklık bir çok bölgenin yaşanılmaz olmasını sağlamış,insanlar
açlık ve hastalıklardan başa çıkamaz durumdalar,sadece nüfuslu kişiler belli orantıta hayatlarına fazla sıkıntı çekmeden devam edebiliyor.Sera sahibi mafyalar,enerji sahipleri dünyanın yönetimine de sahıp olmuş durumdalar,kuruyan akarsular enerji üreticilerinin elinde,siradan insanlar deniz sularını damıtarak içiyor,dünyadaki sayılı yeşil alanlar kontrol altında,insanlar artık lütfen yaşiyor ölmekle yaşamak arasındaki uçurum kaybolmuş umutlar ölmüş artık bir son bekleniliyor,başka dünya arayışları ay düzeyinde sınırlı kalmış,
ayda yapılan yüzeyin çok derinliğinde inşa edilmiş araştırma merkezi öksijen üreten gelişmiş makinelerle destekleniyor,sinirli sayıda bilim adamı ayda bu merkezdeki çalışmalarını sürdürüyor.Bilim adamları halley kuyruklu yıldızının kesin olarak dünyaya çarpacağını açıklıyor,dünyadan sınırlı sayıda nüfuslu insan aydaki araştırma merkezine taşınıyor yerin çok altında inşa edildiği için çarpma sırasında ayın zarar görmeme ihtimali üzerinde duruluyor.Dünyadaki insanlarin kalan tek umutları dünya nüfusunun azalmasıyla dünyanın kendini onaracağıydı,son açiklamayla son umutta kırılıyor,bir çok topluluk çarpma anını yaşamamak için toplu intiharlar gerçekleştiriyor,bir kısmı ise çarpma anını heyecanla yaşamak istiyor,diğer kalan guruplarda dini inanışları yüzünden intiharı düşünmüyor.Çarpma anı yaklaştı,aydaki sığınak kapatıldı dünyada kalan çok az sayıdaki nüfus guruplar halinde bir araya geldi bekleyiş başladı heyecan göklerde cisim aradı.Bir mücize oldu
kuyruklu yıldız üzerinde peridiyotik aralıklarla patlayan gazlar her zamankinden çok daha şiddetle patlayıp,kuyruklu yıldızın rotasını az da olsa saptırdı,kuyruklu yıldız dünyaya çarpmayıp ayı teğet geçti,ay kendi ekseninde dönmeye başladı,kuyruklu yıldız üzerindeki gaz ve buz kütlesi ayın etrafında bir bulut oluşturdu,dünya olayı çiplak gözlerle hayretle izliyordu,ay daki sığınaktaki bilim adamları radyasyon ve diğer tehlikeler karşısında bir yıl sığınaktan çıkmıyor.Bir yıl sonra ayın yüzeyine çikan bilim adamları yeni bir yaşam
görüyor,kraterler göle dönüşmüş yeşil otlar ayın yüzeyini kaplarken ağaçlarda büyümeye yüz tutmuş ay dünyanın ilk oluştuğu yıllarda olduğu gibi cennetten bir parça gibi gülümsüyordu başlıklar çıkartıldı tertemiz bir hava solundu.Yeni oluşan bu yaşamı tehdit eden virüslerde sığınaktaydı dünyayı bu virüslerin aç gözlülüğü ve düşüncesizliği yok ettiği için ayın da geleceği daha yeni doğumunda karanlığa gömülmüştü.Güç virüslerin elindeydi tıpkı dünyada olduğu gibi.

29 Mart 2010 Pazartesi

YAŞAMAK

                                                                                                                                                    
YAŞAMAK ,DOYASIYA YAŞAMAK,SAHİP OLDUĞUN
TEK GERÇEĞİ  SOYUTLAMAK  İÇİNDİR!











resim POLİKİNİK DİLEMMANIN,çalışmasıdır

24 Mart 2010 Çarşamba

FİŞLENDİM PARDON MİMLENDİM.

Hayatıma daır sadece yedi şey yazması bile kolay.
1.Orta okul üçe giderken öğlenciydim bir tek sınıf vardı sabahçı orta iki .platonik aşkım o snıfa gidiyordu.
onun sınıfına gidebilmek için sınıfta kaldım,ama malesef bütün ısrarlarıma rağmen gerçekleşmedi ve okulu bıraktım.
2.On altı yaşımdayken duvarlara ne amerika ne rusya bağımsız demokratik türkiye yazarken yakalandım.
3.Askerden sonra geçici olarak taksi şöförlüğüne başladım.Gerçekten geçiciymiş,on beş yıl sonra dolmuşa geçtim.
4.Oyıllarda kent efem adlı ilk özel radyoyla tanıştım.
5.Kent efemde yayınlanan kaybedenler külübünün hüseyin ustası olarak saygı gördüm .ve çok iyi dostluklar edindim .hayatımın belkide en anlamlı günlerini yaşadım .beni anlayan bir toplumda değer görerek.
6.Trafik fobisi hastalık derecesinde artınca şöförlüğü bırakmak zorunda kaldım.şimdi televizyon açınca tayyıbin,diğer zamanlardada karımın dırdırından soyutlanmak için bloğda karalıyorum ayrıca haberiniz olsun iş arıyorum.
7.Son olarak ekşi sözlük yazarlarının,ekşi sözlükte benim için yazdıkları o güzel yazılarından dolayı kendilerine
teşekkür ederek yedi maddeyi tamamlıyorum.ve aşağıdaki blogları ben de fişliyorum pardon mimliyorum.

1Sözün bittiği yer
2Azıcık her şeyden
3Dalgaları aşmak
4 Ali zaferşapcı
5Polikinik dilemma
6Gergin
7Caput magnus confusus
Bir de beni izlemediği halde mim liyen    Aylak madama   teşekkür ederim

22 Mart 2010 Pazartesi

KARA GÜN 13. bölüm


Günler kısa çatışmalar köylerden yiyecek aramalar ve imparatorluk ordusunun dahada zayıflamasıyla geçiyordu.Köylülerin sade basit hayatları şimdilik çok fazla değişmediği için işgalin önemini fazlaca önemsemiyorlardı .sadece ellerindeki hayvan sayısı azalmıştı .Ama kasabalar yoksulluğu artan işsizliği ve her geçen gün kara imparatorluğun baskılarını ta derinlerde hissediyor ve yaşıyorlardı,buna rağmen insanlarda bir suskunluk ve teslimiyetçilik hakimdi.Kara gün komutan tarafından oluşturulan sekiz kişilik şovalye gurubunun başindaydı. görevleri ikmal  yollarını kesen kara imparatorluk ordusuna vur kaç taktiğiyle saldırmak bazende uzak dağ köylerine gidip yiyecek toplamaktı.gündüzleri pırıltıyı fazla düşünemiyordu ama geceleri bir özlem ve doldurulamayan bir boşlukla sabahları ediyordu .pırıltı ise doğurduğu erkek çocuğu ve yaşlı ninesiyle  vaktinin çoğunu geçiriyor oda  geceleri kara günün dönüşünü hayal ederek uykuya dalıyordu.Çoğu zaman yüreğinde kara günün hayatı için duyduğu kaygılar onu mutsuz ediyordu.Köylerden yiyecek almak için gittikleri bir gündü impara torluk sarayına çok uzak olmayan bir köye girdiklerinde çocuklar etraflarına toplanmış ilgiyle şövalyeleri izliyorlardı ,yavaş yavaş çocuklara kadınlar ve köyün erkekleride katılmıştı kadınlar çocuklar gibi meraklı gözlerle şövalyeleri süzüyor ,erkekler ise verecekleri koyunları düşünüyordu.Sakalları çenesinin altına kadar uzanmış köyün din adamı yanlarına gelip ne istediklerini sordu.şövalyeler isteklerini iletirken din adamı gözlerinde oluşan fakat şövalyelerin farkedemediği sinsi vehain bakışını dağlara doğru çevirerek koyunların çobanlar tarafından yaylıma götürüldüklerini ancak akşamın karanlığında köye döneceklerini söyledi.
çobanlar geldikten sonra istediklerinizi hazırlarız sizde geceyi misafirhanede geçirirsiniz,gece gitmenize hiç gerek yok diyerek şövalyeleri misafirhaneye götürdü,yol da da bir yandan şövalyelere iltifat ediyor kralı ve kara imparatorluk ordusunu lanetliyordu.Misafirhane çok geniş bir odadan oluşuyordu iki yana doğru tahta döşekten yatak ortadada yanan bir soba vardı ,sekiz kişinin yatabilmesi için yakın evlerden yataklar getirtilip yer döşekleri hazırlandı.kara gün uykuya dalana kadar sebebini bilmediği bir sıkıntıyla yer döşeğinde bir oyana bir buyana döndü.Şövalyeler misafirhaneye yerleşir yerleşmez haber güvercinleri uçtu.Sabahlar normal zamanlarda güneş ile ısınırdı fakat o gün bir gülültünün ardından yattıkları misafir hanenin yangınıyla uyandılar çatı ve etrafındaki ahşap duvarlar tutuşmuş dışarıdan ise küfürler ve talimatların oluşturduğu kalabalık insan seslerinden oluşmuş bir gürültü geliyordu.Şövalyeler kılıçlar ellerinde çatışmak için dişarıya çıktı ama yüzlerce küresel asker etraflarını sarmıştı en öndede okçular vardı.Bir ok ihaneti perçinledi ,bir ok ülkenin bağrına saplandı, bir ok  ülkenin geleceğini köreltti,bir ok esareti müjdeledi  ve bir ok karagünün gözlerindeki pırıltıyı
söndürdü...
     O SABAH BÜTÜN ÜLKE  GÜNEŞ DAHA DOĞMADAN KUTSAL BİR IŞIKLA AYDINLANDI
BÜTÜN İNSANLAR  EVLERİNDEN DIŞARI  ÇIKIP  IŞIĞIN KAYNAĞINI  MERAK  ETTİ.
BİNLERCE IŞIKTAN  ADAM  SAVAŞ MEYDANINA  YÜRÜYORDU  BAŞLARINDA   IŞIKTAN  ATININ  ÜZERİNDE  DAHA  ÖNCEKİ  KURTULUŞ SAVAŞINI  VERMİŞ ÜLKENİN  GERÇEK  KRALI  YÜRÜYORDU  KARARLI  EMİN  ADIMLARLA  HEMEN  YANIBAŞINDA  KESİK  ŞÖVALYE  DİĞER YANINDA DA PIRLTININ  BABASI  VARDI   KARA GÜN   ARKALARINDAN  HEMEN  FARKEDİLİYORDU   GÖZLERİNDEKİ  PIRILTI  HER  ZAMANKİNDEN  DAHA  GÜÇLÜ  YANSIYORDU...
                                                                                                                                               son

20 Mart 2010 Cumartesi

KARA GÜN 12.bölüm


İmparatorluk ordularının şövalyelerini görmek tanrının süretini görmek gibiydi kara gün ve 5. muhafız için.Çam ağaçlarının arasından fırlayan savaş tanrıları  gibiydiler .Hep uzaktan ejderhalarıyla saldırıp bir çok arkadaşlarının ölmesine neden olan küresel askerleri nihayet yanı başında bulan şövalyeler öfke seli gibi silip geçmişlerdi.Kara gün şövalyelerden birisini tanıyordu ayni dönemde ünvan almışlardı,birbirlerini gördüklerinde inanılmaz sevinmişlerdi.Şövalyeler dağlara kazılan devasa tünelleri kontrol için yeni kazılmaya başlanmış diğer bir dağa giderken çatışmayı görmüş ve katılmışlardı.Kervan şövalyelerin eşliğinde imparatorluk ordusunun karargahının bulunduğu bir dağa doğru yola devam etti,dağın yamacında kayalık kısmın başladığı yerde iki atın yanyana sığacağı genişlikte mağarayı andıran bir tünelden dağın içine girdiler.tünelin içi girişinden daha genişti duvardaki meşalelerin aydınlattığı tünel düz bir şekilde devam ettikten sonra geniş bir meydana çıkıyordu meydandada dağın bir çok yerine çıkılabilen birden fazla tüneller vardı .meydanın içine dağın dışından sızdığı belli olan yuvarlak küçük bir pencere .Pencerenin hemen altında da bir masa ve bir kaç sandalye vardı dışarıdan sızan gün ışığı bir adamın sert bakışlarını pencerenin önünden her geçişinde aydınlatıyordu.adam sinirli bir şekilde ileri geri hızlı adımlarla volta atıyordu.Kara gün adamı daha ilk gördüğünde tanıdı şövalyelerin komutanı lord berkay dı,berkay amcasının yakın arkadaşıydı kara gün daha çocukken amcası ve berkay tarafından çok şimartılırdı berkay evli olmadığı için kara günü oğlu gibi severdi.
Altı ay önce arkadaşı kesik şövalyenin idam edildiğini,yeğeni kara gününde bir çatişmadan sonra kaçarken vurulduğu haberini almıştı.o gün den sonra saraya hiç gitmemiş giderse ayni şeylerin kendi başınada geleceğini
anlamıştı,hoş kendi başını düşündüğü yoktu kendisinin ölümünden sonra imparatorluk ordusunun dağılacağını,ülkeninde sahipsız kalacağını bildiği için kralın bütün diretmelerine karşın kendisine yapılan suçlamaları kabül etmemiş ve teslim olmamıştı .kendisine çok bağlı olan çok sayıda şövalye ile direnişini kara imparatorluk ordusunun ülkeye girmesine rağmen sürdürüyordu.Kara imparatorluk ordusu ülkeye girdikten sonra ateş kusan ejderhalarıyla lordun şatosu yakılıp yıklmış ordunun karagahı dağıtılmıştı,saldırıda çok sayıda şövalye hayatını kaybetmiş orduda dağlara doğru çekilmek zorunda kalmıştı,açık alan ejderhaların saldırısı altında olduğu için ağaçların kamufle ettiği bir yerden dağların içine devasa tüneller kazıp dağların içini karargah haline getirmişlerdi,şimdi ayni tüneller diğer dağlarda açılıyordu.Ordu ejderha ateşinden korunabiliyordu ama şimdide yiyecek sıkıntısı baş göstermişti,kara imparatorluk ordusu bütün ikmal yollarını kesmişti ara sıra barikatlar küçük saldırılarla aşılıp köylerden yiyecek getirebiliyorlardı.Fakat bu durum fazla iç açıcı değildi köylüler her geçen gün dahada yoksullaşıyor ,okyanus ötesinden yeni yeni küresel askerler geliyordu.Lord berkay bütün bu olumsuzlukları düşünerek volta atarken karşısına dikilen kara günü görmemişti bile taki kara günün lordum diye seslendiği ana kadar.Komutan berkay bu çok tanıdık ve özlenilen sesle düşüncelerinden sıyrıldı.başını kaldırdığında karşısında gördüğü kara gün ile gözleri aydınlandı sevinç ve şaşkınlıkla ağzından gün diye sessizce bir kelime döküldü,sonra memleketine sarıldığı gibi kara güne sarıldı sevgiyle ve kuvvetli bir şekilde.Sorumluluk ve stres komutan berkayın duygularını patlama noktasına getirmişti,vucudunu kara gün den ayırdığında bir çocuk gibi ama suskun göz yaşi seli yanaklarından süzüldü
bu bunalım içerisinde şu an olduğu kadar mutlu olabileceği başka bir şey yoktu.Kara günün dönüşü komutan berkayın gözlerinde inanç ve güven olarak yansımaya başlamıştı silinen göz yaşından sonra.Kara gün ve berkay olup bitenleri saatlerce oturup konuştular ve neler yapabileceklerini sorguladılar bütün bu olumsuzlukların içerisinde olumlu bir şey vardı oda halen yaşiyor olmalarıydı.İnsan yaşiyorsa umutlarıda yaşiyordur.
                                                                                                             devam edecek

19 Mart 2010 Cuma

KARA GÜN 11.bölüm


Değirmende geçirilen gecenin sabahında kervan yoluna devam etmeye başladı ,bir müddet derenin akış yönüne gittikten sonra,kara imparatorluk ordusunun kontrol noktalarının çokça olduğu saraya yakın düzlüğe gelmeden ana yoldan sapıp dağlara doğru giden patika yola saptılar.Katırların taşıdığı yüklerden ve yolun bozuk zemininden dolayı kervan çok ağır ilerliyordu,dağlara doğru rampa çıkmalarıda cabasıydı.Patika yolun yamaçları bahar çiçekleriyle renga renkti sanki kutsal bir yere açılan kutsal bir yolda yürüyorlardı,yolun üst tarafı çam ağaçlarının oluşturduğu kortejle gizem veriyor,yolun alt tarafı ise kestanelerin açtiği çiçekler sonucu beyaz püsküllerle süsleniyordu,görüş alanı ağaçlardan ibaretti.Günün ortalarına doğru güneş tepeden vurmaya başladığında yol kenarında köylülerin yapmış olduğu  sayısız çeşmelerden bir tanesinde mola verildi,yöre dağların her yerinden fişkıran su kaynaklarıyla doluydu.Katırların yükleri indirilmiş dinlenmeleri sağlanmıştı ,bir dahaki konaklama şartlara göre olacağından karınlarını doyurup dinlenmeleri gerekiyordu,ama yerine ulaştırmaları gerekende bir yükleri vardı.Karınları doyup yükleri alındığı için,tepeden vuran güneşten korunmak için ağaçların gölgelerine yatmış olan katırlar istemeye istemeye yerlerinden kalktı ağır yükleri yüklenince ,sırtlarındaki ağırlık öncekinden daha ağır geldi.Patika yol ağaçlardan kısa süreli kurtulduğu aşagısının uçurum olduğu kayalık yere gelince imparatorluk sarayının kuleleri bir silüet gibi belirdi.Dağların etekleri bitipte gözün alamayacağı kadar büyük bir düzlükte hafıf yüksek bir tepede kurulmuştu,sarayın önüne doğru olan düzlükte ve havada buradan göremedikleri bir hareketlilik az da olsa farkediliyordu,bir müddet aşağıları seyreden kervan bu görüntülerin ardından yola daha hızlı devam etmeleri gerektiğinin bilincine vardı.Dağların yamaçlarından aykırı giden patika yol akşama doğru başka bir derenin aktığı bir vadiye giriş yaptı.Vadi sanki başka  bir boyuttaydı  imparatorluk sarayı çok uzaklarda kalmıştı  inanilmaz derecede güzeldi dere vadi boyunca dağların arasında kıvrıla kıvrıla akıyordu bahar çiçekleri ve yeşilin tonları hiç bir yerde bu kadar güzel değildi.Akşamın karanlığı çöktüğünde bir köyü geçmiş köyün yukarlarındaki yazın kullandıkları dağ evlerine gelmişlerdi geceyi orda geçirirken aşağıdaki evlerin bacalarindan tüten duman geceyi ısıtıyordu.Dördüncü günün ortalarına doğru kervan doğudaki imparatorluk ordusunun çekildiği dağlara yanaşmıştı,katırlar artık zoraki adım atıyordu kara gün ve 5.muhafız atların üzerinde uyuyor gibi sallanarak gidiyordu,patika yolun geniş bir düzlüge başka yollarla beraber bağlandığı yerde diğer yolda bir gurup atlı hızla kervana yaklaşıyordu ,bu gurup kara impara torluk ordusunun atlı devriyeleriydi imparatorluk ordusunun ikmal yollarını baskınlarla denetliyordu.Gurubu ilk önce 5. muhafız gördü telaşla kara güne seslendi kaçmaları için zaman yoktu hem yorgun atları hemde yerine götürmeleri gereken yükleri vardı .Çatışma kaçınılmaz olmuştu grup yaklaştığında sayılarının on beş civarında olduğu ortaya çıktı .O an pırıltı kara günün gözlerinin önünde acıyla gülümsedi,5.muhafız her zamanki soğuk tavrıyla kılıcını çıkarmış sıradan bir iş görecekmiş gibi bekliyordu .İki atlı iki kılıçla kervanın ilerisine yürüdü,ölüm en pahalısından olacaktı ,kara imparatorluğun küresel askerleri saldırdı kılıçlar havada çarpıştı kılıçlar dağlara bağırdı,küfürler ağaçlarca yutuldu canlar bu boyutu terketti dört küresel asker ölmüş 5.muhafızda sol kolundan yaralanmıştı atının üzerinde zorlukla duruyordu kara gün döğüş alanını 5.muhafızın yanına kaydırdı yer yer ona yardım ediyordu ama gücü tükenmek üzereydi .Kalan  askerler son hamleleri için saldırırken ağaçların arasından çığlıklar atarak gelen altı şövalye gözüktü  askerler yeni gelenlere baktı dünyada gördükleri son şey imparatorluk şovalyeleriydi.
                                                                                                                      devam edecek

15 Mart 2010 Pazartesi

KARA GÜN 10. bölüm


Kara gün gözlerinde bir pırıltı, sırtında ülkenin ağır yükü ,direnen imparatorluk ordusuna katılmak için ülkenin doğusuna doğru gidiyordu ,yol arkadaşı 5.muhafız ile birlikte.Vadinin aşağılarında derenin daha sakin aktığı bir yerde asma bir köprüyle yollarına bağlanan derenin karşısındaki köyden gelen yolda  bir kervan belirdi.
Altı muhafız ve arkalarındada on tane katırdan oluşan kervan  katır hızında yavaş yavaş ilerliyordu.Karşı yamaçtaki köyden geldiği belliydi kara impara torluk ordusuna köylerden topladıkları yiyecekleri taşıyorlardı,
köylerden yiyecek toplamalarının bir sebebide ellerindeki yiyecek azalınca köylülerin eski imparatorluk ordusuna yiyecek yardımı yapamayacak olmasıydı.Kara imparatorluk ordusu,ülkenin ordusuyla yüz yüze savaşlardan kaçınıyor ,uçan ejderhalarıyla uzaktan vuruyordu .krala karşı direnen lordun ikmal yolları kesilmiş.orduda dağlara doğru çekilmişti.ülkenin doğusunda kalan köylülerden biraz olsun yiyecek yardımı alıyorlardı ama bu onları uzun süre idare etmeyecekti.Kara gün ve 5.muhafız yolda bunları konuşurken karşılaştıkları kervana saldırıp ellerinden yiyecekleri almaları gerektiğini n bilincindeydiler.Kara gün asma köprünün karşısına geçip gizlendi 5.muhafızda köprünün bu tarafında görülmeyecek şekilde saklandı.amaç köprünün sadece bir kişinin sığacağı genişlikte olduğu için .kervan köprüye girdiğinde her iki taraftan saldırmanın daha kolay olacağıydı.sayıca üstün olduklarından açık alan onlar için tehlikeli olabilirdi.Bekledikleri an geldi kara gün kılıcını kınından çıkardı,kılıç az sonra yaşam sıvısı içecek bir canlı gibi tıtredi.Altı muhafızdan beşi köprüye girdi bir tanesi katırların arkasından geliyordu bu problem yaratabilirdi en öndeki muhafız köprüden çikmadan saldırmaları gerekiyordu,öndeki atlı köprünün çıkışına gelince 5.muhafız saldırdı öndeki atlı geriye  doğru şaha kalktı katırların arkasından gelen atlı atını saldırının olduğu yere hızla sürdü kara günün hizasında başı gövdesinden ayrıldı ,köprüden geriye doğru dönmeye çalışan diğer muhafızlar dar alanda kara günün kana susamış kılıcıyla karşılaştı kara gün adeta kılıcını zaptedemiyordu 5.muhafız öndekini haklamış bir sonrakine başlamıştı .kara gün ün kılıcı son muhafızın da kanını emdiğinde elinin tersiyle dudaklarını silmişti bile.Huysuzlaşan katırlar sakinleştirildi muhafızlardan ikisinin atı köprüden dereye düşmüştü,diğerleride katırların önüne bağlanıp bir müddet dinlendikten sonra yola devam ettiler.Hava kararmaya gece olmaya başlamıştı iki dağın arasından gelip büyük dereye bağlanan küçük derede bir değirmende geceyi geçirmek için konakladılar.kervan değirmenin dişarısına bağlanıp,içerde yatabilecek bir yer ayarladılar.Yatmadan önce gecenin soğuğundan kurtulmak için ateş yaktılar uzun süre gözler ateşin lavlarında takılı olarak muhabbet ettiler ülkeden hatta pırıltıdan konuştular.
     Pırıltı yattığı yatağında kara günü düşünürken karnını hafifçe ovaladı ,iki aya yakın hamileydi bunu kara güne söylememişti .Bir şövalye kızıydı ve ülkesini seviyordu doğacak çocuğun ancak özgür bir ülkede geleceği olabilirdi,hamile olduğunu söyleyip kara günün gitmesine engel olabilir di,fakat onu çok sevmesine rağmen bunu yapmadı .Şimdi yattığı yerde kara günün hayaliyle mutlu olmaya çalışıyordu.doğmamış çocuğuyla konuşarak.

12 Mart 2010 Cuma

KARA GÜN 9.bölüm

 Pırıltı düşmüş olduğu yerden olanları dehşetle izliyordu.Korku diz bağlarının çözülmesine neden olmuştu, evin ağaç duvarına yaslanmış, ayağa bile kalkamamıştı.Muhafız komutanının kılç darbelerini savuşturmaya çalışırken gerileyen kara güne korku ve endişeyle bakıyordu.Muhafızlardan dördüncüsü sinsi bir şekilde kara günün arkasından yaklaşıp kılıcını havaya kaldırdığında,pırıltı bütün vadiye duyurmak ister gibi bir çığlık attı.beyninden gelen bu emir gırtlağında düğümlendi dışarıya fısıltı bile çıkmadı. Bunun yerine iri güzel gözleri dehşetle birazdaha açıldı.Muhafızın kılıcı kara gün e inerken havada asılı kaldı kılıç tutan kol bedenden ayrıldı sonra yere düştü,pırıltının korku dolu gözleri yerini şaşkınlığa çevirdi.Hiç bir şeye karışmayan beşinci muhafız dördüncü muhafızın kara güne inmeye çalışan kolunu bir kılıç darbesiyle kolundan ayırmış sonrada ikinci darbeyle acılarına son vermişti.Şaşkın hayrete düşen sadece pırıltı değildi muhafız komutanıda hayretler içinde donup kalmıştı,onun bu şaşkınlığından yararlanan kara günün kılıcı muhafız komutanının kanını içmişti.
 5.muhafız yoksul bir köylünün tek oğluydu yaşlı babası onu güvenceye alabilmek için tarikata teslim etmiş
yetiştirilip kralın muhafız birliğine göreve başlamıştı.Kralın oluşturduğu bu yeni birlik halka sürekli zülüm yaparken 5.muhafız ıstemesede olaylara sürekli seyirci kalıyordu.imparatorluğun doğusundaki büyük ordunun
lordu kralın yaptıklarını tasvip etmemiş,krala karşı bir harekete başlamiştı ordu kralın muhafız birliğini sürekli yenilgilere uğratıyor saray neredeyse kuşatma altına alınıyordu .Bu durum karşısında kral ülkenin güneyine yerleşmiş kara imparatorluğun ordusundan yardım istemişti zaten amacı imparatorluğu fiziksel olarakta ele geçirmek olan kara imparatorluk kralın isteğini yerine getirmiş ülkeye giriş yapmıştı iki imparatorluk ordusu
büyük bir savaşa girmişti.Halkın büyük çoğunluğu bu savaşta kendi ordusu yanında yer almamıştı çunku kralın
kara imparatorluktan bu vatan hainleri yüzünden yardım aldığını sanıyordu cahil halk gelecekleri işgal edilirken seyirci kalıyordu.Kara imparatorluğun büyülü ejderhaları imparatorluk ordusuna zayıatlar veriyor impara torluk ordusu dağlara doğru çekiliyordu,bu ejderhalar uçabiliyor ağızlarından lavlar çikararak her yeri yakıyorlardı.İmparatorluk ordusu bu lavlardan kurtulmak için dağlarda devasa tüneller kazarak korunmaya çalışıyordu.ordu yiyecek sıkıntısı çekiyor verdiği zayıatlarda eklenince psikolojik olarak yenilgiyi yavaş yavaş kabüllenmeye başlıyordu ama henüz teslim olmamıştı.Kralin yeni birliğide köylerden  yiyecek koyun inek peynir ne varsa topluyor kara imparatorluğun yiyecek sıkıntısı çekmesine engel oluyordu,yoksul köylü elinde ne varsa vermek zorunda kalıyordu kendine yetecek kadarını vermek istemeyen köylülere çeşitli zülümler yapılıyordu.5.muhafız ülkede dönenlererin farkında yapılan bu zülme istemeyerekte olsa seyirci kalıyordu ta ki kara güne inen kılıçlı kolu kesene kadar.5.muhafız tüm olup biteni anlattıktan sonra ölü muhafızlar gömüldü.pırıltı kaygılı gözlerle kara günü izliyordu onun vereceği kararı yüreğinin taa deninliklerinde hissediyordu,o geceyi birlikte geçirdiler sabaha kadar uyumadan çokta fazla konuşmadan ,babasıda eski bir şövalye olan pırıltı kara güne gitmemesini söyleyemezdi bu anlamsız olurdu ,çünkü bir şövalye halkını vatanını korumak için yetiştirilmiş bu uğurda yemin etmişti.Ertesi gün hazırlıklar tamamlandı pırıltı uzun zaman yiyecek bulamazlar düşüncesiyle geçen kıştan tuluma bastıkları peynirin tamamını biraz yağ yeni pişirdiği mısır ekmeği nide iki torbaya ayırıp her iki atın sağrısına yerleştirdi.kara gün baba annenin kendisini sevdiği ve gittiği için üzülen bakışları arasında elini öperek ,yaşarsa geri dönüp pırıltıyla evleneceğini hakkını helel etmesini söyleyerek veda etti.Pırıltının içine akan göz yaşları kara günün atı yel esene bindiğinde,bir çağlayan gibi dişa akmaya başladı,kara gün atını vadiden aşağıya sürerken buhulanan gözlerinde güneş işiğinin yansıttığı bir
PIRILTIYLA uzaklaştı.

4 Mart 2010 Perşembe

KARA GÜN 8 .bölüm

Günler karlarla birlikte eriyor,bahar yamaçlardan gülümsüyordu.Eriyen karların altından dağ çiçekleri yamaçları renklendiriyor,dereler yeni uyanmış gibi vadi boyunca kayalardan zıplayarak akıyordu.Her canlıyı baharın coşkusu sarmış iken ayılar uyandıkları kış uykusundan halsiz,zayıf ve kendine güven olmaksızın yiyecek arama telaşına düşmüşlerdi.Bir başka telaşlı isim de kara gündü.Romantizm dolu kış rüyası bitmek üzereydi, unuttuğu halası ne yapıyordu,krallık muhafızları onu arıyormuydu vatan haini ilan edilmişmıydı,yada bir vatan kalmışmıydı.Bir şovalye olduğunu hatırladığı anlarda bütün bunları düşünüp,strese giriyor durgunlaşıyor ve aşağılara bakıp dalıyordu.onu bu dalgın hallerde gören pırıltı,ona nedenini sormak için yaklaştığında,kara gün düşüncelerinden sıyrılıp coşkuyla doluyordu.Pırıltı bu yüzden nedenini hiç öğrenemedi.Güneşin her zamankinden daha sıcak doğduğu bir gündü,kış boyu ahırda hareketsiz duran atı yel eseni biraz dolaştırmak için tepelere doğru yürüdü,vadinin yüksek tepelerinden birinde oturup aşagıya bakarken yine aynı düşüncelere dalmıştı
düşüncelerinin içinde beş saray muhafızı belirdi,ilk önce bunu düşüncelerinin bir parçası zannettı,daha sonra aşağıdaki köy sapağının düşüncelerinde olmadığını farketti,atlılar oradan yukarıya pırıltının evine doğru gidiyordu.Telaşla ayağa kalktı bir müddet daha atlılara baktıktan sonra atına atlayıp eve doğru sürdü.iki derenin birleştiği evin olduğu yere gelince evin arkasında bulunan çam ağaçlarının içerisinde gizlenip eve çoktan ulaşmış atlıları gözetlemeye başladı.Atlılar evin önünde atlarından inmiş,atlarını evin önündeki,odun ve tahtadan yapılmış çite bağlamışlardı.Bir tanesi,pırıltıyla ayakta bir şeyler konuşuyor,bir diğeride atlara suveriyordu diğer üç tanesi ise ayakta gerneşip hareketler
yapıyor belliki yorgun vucutlarını dınlendırıyorlardı.Pırıltıyla konuşan muhafız içeriye girdi,atlarla uğraşan yine işine devam ediyordu,ikisi hararetli bir konuşmaya dalmış ,sonuncusu ise ayrı bir yerde oturmuş dereden aşağıya doğru bakıyordu.kara gün çam ağaçları arasından sessızce seyrediyordu,diğer atları gören yel esen aniden kişnedi,kara gün telaşla yel eseni susturmayı denedi,yelesen denileni anlamış gibi sustu.gün eve doğru baktı adamların hareketlerinde bir değişiklik yoktu belliki duymamışlardı,hemen yanlarında akan derenin sesiyelesenin sesini bastırmıştı.Aniden evin kapısı açıldı pırıltı,bağırarak yere yuvarlandı,arkasındanda evdeki muhafız sırıtarak dışarıya çıktı birbiriyle konuşan iki muhafız,konuşmayı kesip onlara doğru döndü,yere oturmuş olan kıpırdamadan onlara doğru boş gözlerle bakıyordu.Atlarla ilgilenen muhafızda evin arkasından ahırın bulunduğu yerden bir koyunu sürüyerek yanlarına geldi,pırıltı halen yerdeydi.Koyunu gören muhafızlar aralarında gülüştü ,beşinci muhafız halen tepkisiz onlara ifadesiz gözlerle bakıyordu
,kara gün bulunduğu yerden sinirleri gerilmiş bir halde olanları izliyordu
mecbur kalmadıkça ortaya çıkmayı düşünmüyordu.Pırıltı anıden ayağa kalkmayı denedi evden çıkan muhafız bir tekmeyle onu tekrar yere düşürdü,tekmenin acısı kara günün yüreğinde bütün şiddetiyle duyuldu.Pırıltı
bulunduğu yerden tepelere doğru bakıyordu telaşlı korku dolu gözleri kara günü arıyordu.onun korkusu kara günün ortaya çikmasıydı ona bir şey olmasını istemiyordu mümkün olsada ona haber verebilseydi.muhafızlar kendi aralarında bir şeyler konuşuyor,yüksek seslerle kahkahalar atıyordu,rütbesi daha yüksek olduğu belli olan evden çıkan muhafız kılıcını çikarmış havaya kaldırmıştı karagün yerinden fırlayana kadar kılç hedefine inmiş koyun başsız kalmıştı,kara gün kılıcın korktuğu yere ınmediğini görünce tekrar yere yatmış saklanmıştı.Koyunun kafası yerde pırıltının yanına yuvarlanmış pırıltının kara günü arayan gözleri yaşla süslenmişti ,muhafızlar hep bir ağızdan kahkaha atarken hiç bir şeye karışmayıp yerde oturan muhafız sanki insan değilmiş gibi ifadesiz oturuşunu sürdürüyordu.Kara gün ise çoktan öfkesine yenilmiş,gizlice evin arkasından dolanıyordu.Evin ön tarafına bakan köşeye gelince kılıcını kınından çıkardı,uzun zamandır kana hasret kılıç şehvetle titredi,kara gün köşeyi döndüğünde kılıç çoktan bir muhafızın kanını içmişti bile,ikinci muhafız şaşkın kılıcını çekmeye çalışırken kara günün kılıcı çiğlıklar atarak muhafızın göğsünü karnına kadar yarmıştı ..Muhafızlardan rütbeli olanı küfürler savurarak kılıcını kara güne salladı kara gün kılıcı karşılarken bir adım geri çekildi muhafız kolay lokma değildi arka arkaya darbeler savuruyor kara gün karbeleri savuşturmaya çalışırken geriliyordu.
Sinsi bir kılıç kara güne arkadan yaklaştı,kılç sırıtarak havaya kalktı kara günün canını almak için inmeye hazırdı.
devam edecek

26 Şubat 2010 Cuma

KARA GÜN 7.bölüm


Kara gün ve pırıltı,uzun kış gecelerinde aynı evin içinde,ayrı iki odada aynı senaryo için uykusuz geceler geçirmekteydi.birbir lerine söyleyebileceklerı,binlerce kelime yüz yüze geldiklerinde kayboluyor onun yerini titrek ve ürkek bir kalp alıyordu .Kara gün iyileşmiş ev işlerinde pırıltıya yardım ediyordu.yazdan ormandan toplanıp getirilen odunları kırıyor ev ile ahır arasında birikmiş karları temizliyordu.Hİç bitmesini istemedikleri günler büyük bir hızla geçiyor,belkide onları ayıracak bahar yaklaşıyordu.Kılıcını sarayda bir muhafızın göğsunde bırakan gün silahsız dolaşıyordu.Bunu fark eden pırıltı onu kendi yattığı odaya götürmüş,duvarda eski bir kının içinde,asıldığı duvarda hayata küsmüş gibi duran babasının kılıcını göstermişti,bir şovalyenin kılıçsız  ürkek bir ceylandan farksız olamayacağını soyleyerek kılıcı almasını istemişti.Kara gün kılıcı elıne aldığında kendine güven gelmesi gerekirken ,derin bir korkuya kapılmıştı.Ozamana kadar unuttuğu her şey gözünde canlanmış,kaybedeceği bir pırıltı onun korkusu olmuştu.Kılıç ise kara gün ün ellerinde adeta hayata yeniden dönmüş gibiydi.duvardan kurtulmuş kara günün belinde can almaya hazır bir celladın anlamsız cakasıyla sallanıp duruyordu.İhtiyar kadın ne ölecekmiş gibi duruyor,nede ayağa kalkabilecek gibi.Sanki pırıltının güvenlı bir ele teslim oluncaya kadar yaşama inadı sürüyordu.Kara gün onun için beklediği ölüm meleği olabilirdi.sürekli oturduğu yerde ağıtlar mırıldanırken,bir yandanda pırıltı ile kara gün ün birbirlerinden hoşlanıp hoşlanmadığını göz ucuyla izliyordu.Baharın yaklaşması üçünüde tedirgin ediyordu ,zamanı durdurmak üçününde dileğiydi.Ahır evin arka tarafında elli koyun alacak büyüklükteydi,pırıltının babası yaşarken en az kırk kadar koyun ları olurdu ,ama şimdi sadece sekız koyun üçte yavru vardı.kara günün atı ahırda gayet rahattı,ahırın üzeri kardan korunmak için kapatılmıştı,yan tarfları ise yer yer açıktı.Kara günün kara bahtına tanrının bahşettiği nadir günlerden biriydı,gün ahırda atını tımar etmekteydi,pırıltı ise hiç işi olmamasına rağmen işi varmış gibi ahıra gıtmişti.kara günün yanına gitmiş eliyle atın sırtını sıvazlıyordu ,birbirlerine ne kadar yakın olduklarını ,birbirlerinin yerinden çıkacakmış gibi atan kalp atışlarını duyduklarında fark ettiler.pırıltının elleri atın üstünden uzaklaşmış günün göğsunde dolanıyordu,gün ise beynine vuran kan basıncından tam olarak ne yaptığını bilemiyordu,en son hatırladığı birleşen acemi dudaklardan ahırda bir yangın çıkabileceğiydi.Dudakları şişinceye kadar saatlerce öpüştüler,o gün onlar için cennetten alınmış gibiydi uçuyorlardı hem de kanatsız............
 Kara günün unuttuğu imparatorlukta kara gün her yerde aranıyordu ,halkın bir bölümü köyden köye onun kahramanlığını anlatıyor,bir bölümü de onu amcası gibi vatan haını olarak biliyordu ,bunda büyücünün etkisi çok fazlaydı,halkın dini inançlarını kullanarak onları etkiliyordu,kral ise her geçen gün artan zenginliği ile hiç bir şeyi görmüyör,görsede umursamıyordu,her şeyi büyücü ve tarıkatı yönlendiriyordu.ülke insanları her geçen gün biraz daha fakirleşiyor,onların bu fakirliğini ise dünyada baş gösteren kıtlığa bağlıyorlardı,cahil halk kıtlığın kendilerini vurduğu halde nasıl oluyorda kralın zenginliğinin artığını sorgulamıyordu bile.büyücünün arkasındaki güç ,dünyada küresel bir imparatorluk kurmak isteyen kara imparatorluktu.bu imparatorluk ülkenin güneyindeki küçük bir krallığı işgal etmiş şimdide doğusunda olan ülkeyi işgale hazırlanıyordu.kara imparatorluğun ajanı olan büyücü.imparatorluk ordusunu zayıflatmak için psıkolojik savaş başlatmıştı ordunun neredeyse bütün şövalyeleri tek tek tutuklanıyor ordunun başındaki lordlar anlamsız nedenlerle sorgulanıyordu.bunları yapan büyücüye bağlı tarıkat üyeleri tarıkata hizmet ettiklerini zannediyordu,aslında imparatorluk içten içe işgal ediliyordu.tarıkat üyeleri gerçekleri farkettiğinde iş işten geçmiş olacaktı ozaman ne imparatorluk nede onu koruyacak ordu kalacaktı,hatta tarikatları bile kalmayacaktı çünkü onlara ihtiyaç olmayacaktı.imparatorluktaki bu kaos ortamı her geçen gün derinleşiyordu.imparatorluğun engüçlü ordularından bir tanesinin lordu olan biteni görmüş olacakki onu  tutklamak isteyenlere teslim olmamıştı,ama ordunun bir numaralı komutanı olaylara seyirci kaldığı için o lordunda fazlaca direnebileceği meçhuldu,bunlar yapılırken halk sanki bu yapılanların kendisini etkilemiyeceğini zannediyor kayıtsız seyrediyordu.ama imparatorluk ordusu patlamaya hazır bir bomba gibiydi.İmparatorluk ordusunun her an müdahale etmesinden korkan büyücü saldırılarını arka arkaya yapıyordu,ordu komutanının bu pasif durumu onunda tarıkat üyesimi olduğu şüphesini getiriyordu insanların aklına.Ordunun genç şövalyeleri tutuklanırken bazılarıda kaçmayı tercih ediyordu .kralın oluşturduğu özel birlikte onları ülkenin her yerinde arıyordu ,şövalyeler daha çok gizlenip çatışmalardan uzak duruyordu çünkü savaşackları insanlar düşman değil büyücü tarafından büyülenmiş kendi halkının çocuklarıydı.Kaos,kargaşa,açlık ve belirsizlik imparatorluğu uçuruma itmekteydi 
                                                                                                                   devam edecek