BOŞLUK
29 Aralık 2011 Perşembe
25 Aralık 2011 Pazar
GECENİN BEYAZ YÜZÜ
Zaman gece yarısını çoktan geçmişti,adam sokak lambalarından uzak durmaya çalışarak yürüyordu.Kendini yüzeyde göstermek istemeyen bir fare gibi saklanarak yürüyordu.Gittiği istikamet belli değildi, karalık onun yönüydü.Sendeleyerek
attığı adımlar düşecekmiş izlemini versede,her nasılsa ayakta durmayı başarıyordu.Birkaç saattır yağan kar saçlarının ve üzerindeki paltonun omuzlarında bir apolet gibi duruyordu,yere yığılıp oturmamasının nedeni mühtemelen bır çamur deryası oluşturmuş kar yığınlarıydı.Sokağın köşesine geldiğinde,caddenin ışıkları,adamda sarhoşluktan daha ağır bir betliğin izlerini
ortaya çıkardı.Caddenin parlak ışıkları,adamı rahatsız etmiş olacakki,adımlarını hızlandırıp caddeyi bir solukta karşıya geçti.Karşı sokağın içinde gündüzleri açık olan bir çay ocağının,biraz korunaklı bankının üzerine oturdu.Cebinden bir sıgara çıkarıp yaktı,dumanı derin bir solukla içeri çektikten sonra bir müddet bırakmadı,ardından duman adamın bir reaksiyonu yokmuş gibi kendiliğinden dışarı çıkıp yağan karlara karıştı.Caddenin köşesinde yağan karla birlikte romantik bir atmosferde öpüşen iki gence bir müddet gözleri takılan adam,cebinden çıkardığı kanyak şişesini ağzına getirip uzun soluksuz bir yudum aldı.İçtiği bu kadar likit adamı rahatlatmışa benzemiyordu,gözlerini kendi içinde var olan kaosun aksine,sakin bir rutınle yağan kara doğru çevirdi.Adam karın huzurlu yağışını içine derin,derin soludu,lakin bir müddet sonra huzurun solunamayacak bir şey olduğunu fark etti.Soğuk bir müddet sonra uyuşmaya dönüştü,vucüdünü bankın üzerine çekip uzandı.Şimdi sevgilisi tamda karşısındaydı kolunda bir yabancı arkasını dönmüş uzaklaşıyordu. Kan vucüdunda donmaya başlayıp karanlık bir kuyuya düşme hissini uyandırdığında,elini uzatıp uzun siyah saçlarından tutunmak istedi,sımsıkı bir yumruk banktan aşağıya bir külçe gibi düştü.......
17 Aralık 2011 Cumartesi
NOVEMBER
.Sonbahar uzun sürdü..Dökülen yapraklarım bitmez bir hüzünle ayrılırken benden,nereden geldiğini anlamadığım taze bir yaprak dalımda beliriverdi.Oysa ben çoktan kış hazırlıklarına başlamıştım bile.Bir an hüznümün silindiğini zannettim,dökülen yapraklar benim değildi,benim baharım vardı tek yapraktan oluşan.!! Ona alışmak hiçte zor olmamıştı,hiçte garip gelmemişti,düşlerimin beklentisiydi.Bu yüzden sorgulamadım ne kadar gerçek olduğunu.! Ama bir korku vardı hep onu dalımda tutma adına,rüzgarlara bile direndim hiç kıpırdamadan, yaprağım uçmasın ,gövdemi sert sonbahar yağmurlarına siper ettim, baharım solmasın,gözlerimi bile hiç açmadım düşüm son bulmasın diye..!! Meğerse bir yolcuymuş dalımda konaklayan,gövdemi durak belleyen ve aslında gideceği yeri hiç bilmeyen.!!Şimdi ağır,ağır düşüşünü izliyorum ,bir kelebek gibi sonsuzluğa uçtuğunu zanneden ruhumun.!Bir yaprağın dalından ayrıldığında asla geriye dönmeyeceğini bilirim eski hikayelerimden.Baharı solmuş,gövdesi kurumaya yüz tutmuş bir ağacın,nasılda kendini çürütsün diye kar yağışını özlediğini de bilirim.Ama gel görki kar geceyi aydınlatır,karanlık beyaza bürünür,değişim coşkuya, yeni umutlara ve yeni bahar düşlerine...........
11 Aralık 2011 Pazar
PORTRE
Siyah ve uzun saçları anadolunun kıraç toprakları gibi engebelli ve sır doluydu.Saçını okşarken rastladığın kıvrımlar sarp kayalar gibi sert görünsede,
elini değdirdiğinde yumuşayan bir dokuydu.Kaşları,saçları ve yüzünün bir aksesuarı,kadınlığının bir patenti gibi muntazam çizilmiş bir ifadenin görüntüsüydü.Yüzü saçlarına inat beyazdı,kan gitmemiş yanakları,ona değen her nesneyi yutabilecek kadar çekiciydi.!Gözleri,gözlerinin aslında bir rengi yoktu,siyah saçlarının rengini alan bir su,bir nehir , insanın içine karanlığına akan,bazende gece gözlerine ay ışığı düşen bir yakamoz gibi. Dudakları,ruhumu emen dudakları,Tanrının dizayn ettiği bir nefes gibiydi.......http://www.youtube.com/watch?v=7rkgm1yGgbM
elini değdirdiğinde yumuşayan bir dokuydu.Kaşları,saçları ve yüzünün bir aksesuarı,kadınlığının bir patenti gibi muntazam çizilmiş bir ifadenin görüntüsüydü.Yüzü saçlarına inat beyazdı,kan gitmemiş yanakları,ona değen her nesneyi yutabilecek kadar çekiciydi.!Gözleri,gözlerinin aslında bir rengi yoktu,siyah saçlarının rengini alan bir su,bir nehir , insanın içine karanlığına akan,bazende gece gözlerine ay ışığı düşen bir yakamoz gibi. Dudakları,ruhumu emen dudakları,Tanrının dizayn ettiği bir nefes gibiydi.......http://www.youtube.com/watch?v=7rkgm1yGgbM
26 Kasım 2011 Cumartesi
MABED
Çaresiz çığlıklarımın kendini yuttuğu yerdeyim.!
.Rabbim in bile duymadığı.!
Lanetli beynimin karanlık mabedinde.!
Ne olur..
Ne olur,bana cemalini göster,saçlarına dokunayım.
Götürdüğün yere kadar kanatsız süzüleyim.!
Başını omuzuma yasla,çığlıklarımı tüketeyim.
Karanlık mabedimde göğsünde gebereyim.!!!
.Rabbim in bile duymadığı.!
Lanetli beynimin karanlık mabedinde.!
Ne olur..
Ne olur,bana cemalini göster,saçlarına dokunayım.
Götürdüğün yere kadar kanatsız süzüleyim.!
Başını omuzuma yasla,çığlıklarımı tüketeyim.
Karanlık mabedimde göğsünde gebereyim.!!!
MABED
Çaresiz çığlıklarımın kendini yuttuğu yerd
eyim,
Rabbimin bile duymadığı.,!!
Lanetli beynimin karanlık mabedindeyim.!
Gözlerim sana muhtaç.!.!
Ne olur cemalini göreyim Başını omuzuma yasla çığlıklarımı tüketeyim .Karanlık mabedimde göğsünde gebere,saçlarına dokunayım.
Beni götürdüğün yere kadar kanatsız süzüleyim!yim.............................................
14 Kasım 2011 Pazartesi
28 Ekim 2011 Cuma
S.S.K.D (LEŞ ÇEVRE ÖRGÜTÜ)
24 Ekim 2011 Pazartesi
DEPREM TEORİSİ.
İnsan hayatının en büyük tehdit unsurlarından biri.Bir deprem olduğunda deprem profösörlerinin televizyon konusu,bir gün beynimin beni zorlamasıyla benim de konum oluverdi.Beynimle çelişen bir çok soruyu sorguladığım ve sonunda depremle ilgili aslında bir çok şeyin bilinmediği gerçeğini farkettim .Farkettiklerimi sizin yorumlarınıza sunuyorum,bana inanmayabilirsiniz,ya da bu adam çok salakda diyebilirsiniz,ben sadece doğru olma ihtimali olduğunu düşünüyorum.,
Ansiklopediler depremden önce gökyüzünde görünen gaz bulutundan bahsediyor.!!Depremden önce hayvanların sezişinden. dikkat etmenizi istediğim bu depremden önce kelimesidir.!!Diğer sorulara geçelim sallanarak yıkılan yüksek binaların çoğu neden bisküvi kalıbı gibi üst üste çöküyor.?Neden izmit depreminde bir çok bina toprağa nerdeyse iki kat birden gömülüyor.?Neden fayın tam ortasında olan tek katlı ahşap ev ortadan ikiye ayrılmasına rağmen yıkılmıyor.?
Neden tv ekranında izmit depreminde enkaz altından çıkan genç kız "uyandığımda ayağımın üzerinde bir ağırlık hissettim"diyor.?izmit depremindeki sallantıdan uyanamayacak kadar uykusu ağırmıydı.?Neden avcılarda yıkılan binalar sert kayalık zemindeki binalardı.?NEDEN.?
Biz insanlar gökyüzünü görmeseydik dünyanın döndüğünü anlayamazdık ,tıpkı deprem esnasında belki yarım belki bir metre ,enerji açığa çıkarken iki yana hareket eden büyük kara parçalarının hızını anlayamadığımız gibi.Tahmini hızını zayıf matematiğimle hesap ettim izmitten avcılara bir buçuk dakkada ulaşmıştı yaklaşık bin km hız yanlışsa düzeltin.yani gerçek deprem anını algılayamadığımız sonucu depremden önce kelimesini kullanıyoruz.!peki ne oluyor? olan şu satte bin km hızla
hareket eden kara parçasının üzerindeki her şeyin ağırlığı özgül ağırlığa dönüşüyor(saatte 180 km hızla giden bir arabanın ağırlığının yanılmıyorsam 16 kiloya dönüşmesiyle kıyaslayın) eylem bittikten sonra özgül ağırlık normal ağırlığa dönüşürken
binanın katları üst üste düşşmeye başlıyor en son giriş katının kolonları binanın çarpma şiddetine dayanırsa bina ayakta kalıyor ,aksi takdirde depremde gördüğümüz gibi bsküvi kalıbı gibi üst üste çöküyor.yukardan aşağıya doğru eylem gerçekleştiği için kayalık zeminde olan binaların kolonları daha çabuk kırılıyor örnek avcılar,zemn yumuşaksa bina toprağa gömülüyor örnek izmit,dolayısıyla binalar sallanmadan önce yıkılıyor örnek izmitteki kızın açıklamaları.sallanarak yıkılma ihtimali düşük bir oran olmakla birlikte var oda toprağın hızlı hareketi esnasında birinci katın kolonları toprağa daha yakın tutunduğu için kesilme ihtimalinden doğuyor.Yani anlayacağınız deprem anı bizim fark ettiğimiz an değildir çok daha öncesidir.Bir ok ve yay düşünün yayı geresiniz sonra oku bırakırsınız yay asıl kendi eksenine hızla gelir işte o an gerçek deprem anı,yayın eylem bittikten sonra kendi ekseninde kısa titreşimler oluşturur işte o an da bizim depremi fark ettiğimiz andır.Japonlar bilmeyerekte olsa doğru uygulamayı yapmışlardır raylı sistem. Binaların sallantısını azaltmak için yaptıkları bu sistem deprem esnasında normal ağırlığın özgül ağırlığa dönüşmesinede engel olmaktadır..Bana inanırsanız bir korkuyu yenersiniz deprem korkusunu çünkü halen sallanan bir binadaysanız tehlike geçmiş demektir,hepinize geçmiş olsun teorimde bitti,ha şunuda belirteyim dünyanın dönüş istikametininde deprem üzerindeki etkisi büyüktür.
Ansiklopediler depremden önce gökyüzünde görünen gaz bulutundan bahsediyor.!!Depremden önce hayvanların sezişinden. dikkat etmenizi istediğim bu depremden önce kelimesidir.!!Diğer sorulara geçelim sallanarak yıkılan yüksek binaların çoğu neden bisküvi kalıbı gibi üst üste çöküyor.?Neden izmit depreminde bir çok bina toprağa nerdeyse iki kat birden gömülüyor.?Neden fayın tam ortasında olan tek katlı ahşap ev ortadan ikiye ayrılmasına rağmen yıkılmıyor.?
Neden tv ekranında izmit depreminde enkaz altından çıkan genç kız "uyandığımda ayağımın üzerinde bir ağırlık hissettim"diyor.?izmit depremindeki sallantıdan uyanamayacak kadar uykusu ağırmıydı.?Neden avcılarda yıkılan binalar sert kayalık zemindeki binalardı.?NEDEN.?
Biz insanlar gökyüzünü görmeseydik dünyanın döndüğünü anlayamazdık ,tıpkı deprem esnasında belki yarım belki bir metre ,enerji açığa çıkarken iki yana hareket eden büyük kara parçalarının hızını anlayamadığımız gibi.Tahmini hızını zayıf matematiğimle hesap ettim izmitten avcılara bir buçuk dakkada ulaşmıştı yaklaşık bin km hız yanlışsa düzeltin.yani gerçek deprem anını algılayamadığımız sonucu depremden önce kelimesini kullanıyoruz.!peki ne oluyor? olan şu satte bin km hızla
hareket eden kara parçasının üzerindeki her şeyin ağırlığı özgül ağırlığa dönüşüyor(saatte 180 km hızla giden bir arabanın ağırlığının yanılmıyorsam 16 kiloya dönüşmesiyle kıyaslayın) eylem bittikten sonra özgül ağırlık normal ağırlığa dönüşürken
binanın katları üst üste düşşmeye başlıyor en son giriş katının kolonları binanın çarpma şiddetine dayanırsa bina ayakta kalıyor ,aksi takdirde depremde gördüğümüz gibi bsküvi kalıbı gibi üst üste çöküyor.yukardan aşağıya doğru eylem gerçekleştiği için kayalık zeminde olan binaların kolonları daha çabuk kırılıyor örnek avcılar,zemn yumuşaksa bina toprağa gömülüyor örnek izmit,dolayısıyla binalar sallanmadan önce yıkılıyor örnek izmitteki kızın açıklamaları.sallanarak yıkılma ihtimali düşük bir oran olmakla birlikte var oda toprağın hızlı hareketi esnasında birinci katın kolonları toprağa daha yakın tutunduğu için kesilme ihtimalinden doğuyor.Yani anlayacağınız deprem anı bizim fark ettiğimiz an değildir çok daha öncesidir.Bir ok ve yay düşünün yayı geresiniz sonra oku bırakırsınız yay asıl kendi eksenine hızla gelir işte o an gerçek deprem anı,yayın eylem bittikten sonra kendi ekseninde kısa titreşimler oluşturur işte o an da bizim depremi fark ettiğimiz andır.Japonlar bilmeyerekte olsa doğru uygulamayı yapmışlardır raylı sistem. Binaların sallantısını azaltmak için yaptıkları bu sistem deprem esnasında normal ağırlığın özgül ağırlığa dönüşmesinede engel olmaktadır..Bana inanırsanız bir korkuyu yenersiniz deprem korkusunu çünkü halen sallanan bir binadaysanız tehlike geçmiş demektir,hepinize geçmiş olsun teorimde bitti,ha şunuda belirteyim dünyanın dönüş istikametininde deprem üzerindeki etkisi büyüktür.
10 Eylül 2011 Cumartesi
KIZIL MARMARA .!

Radikal islam hareketlerinin başlarında hep batının ajanları yer aldı.çünkü orta doğuda planladıkları geniş
kapsamlı bir nevi 3.dünya savaşına proveke edilmeleri kolay olacaktı..Bu provakasyon israil ile müslüman bir ülke arasında
başlayıp diğer müslüman ülkelerin katılımıyla büyüyecekti.Bunun aardındanda bütün batı,bütün güçleriyle müslüman ülkelerin üzerinden silindir gibi geçecekti.peki amaçları ne.?
1.Sıkışan kapitalizm rahatlatmak.
2.Dünyanın artık kaldıramadığı nüfüs ,milyonlarca müslümanın öldürülmesiyle,bir nevi nufüs planlaması yapmak.
3.Küresel faşizmin inşaasında,tehdit oluşturabilecek güçlü devletler zayıflatılıf,küçültülecek,böylelikle kontrol mekanızması daha rahat çalışacak.
Bütün bu felaket teorilerini bir varsayım olarak yazıyorum ve bunun bir varsayım kalmasını temenni ediyorum.
Yazmamın bir diğer nedenide varsa bu senaryoda aktif olarak yer alan kişiler.onlara da şunu hatırlatmak istiyorum.
bu işin sonunda emperyalizm işini bitirince insanlara suçlu göstereceği kişi yada kişileri lanse edecektir.yani kullandıktan sonra tükürüp atacaktır tıpkı 2.Dünya savaşını aslında çikaran kapitalist şirketler olmasına rağmen bütün suç hitler ve mussoliniye kalmıştır.gerçek suçlular ise savaş sonrası açılan pazarları sayesinde oldukça mutlu olmuşlardır .bu günlerde yaşadıkları krızler içinde yapmayacakları şey yoktur.Savaş bir tv filmi değildir bu savaş dünyanın ve insanlığın sonunu getirebilir.İnsan olarakta böyle bir şey yoksa bile ,böyle bir şeyin olabileceğini yazıp bunun olmasına engel olmak insanlık görevimizdir diye düşünüyorum.Bütün dileğim kötülerin bu şansı bulamayarak hüsran olmaları ve insanlığın kazanmasıdır.
12 Ağustos 2011 Cuma
SEN HİÇ SÖRF YAPTINMI.?

HAYAT..YANI B AŞINDA AKAN ZAMAN ADLI BİR NEHİRDİR.! BURADA YAPILMASI GEREKEN ŞEY ,
BU NEHİRİ UZAKTAN SEYRETMEK DEĞİL ,İÇİNDE SÖRF YAPMAKTIR......................
2 Temmuz 2011 Cumartesi
17 Mayıs 2011 Salı
12 Mayıs 2011 Perşembe
23 Nisan 2011 Cumartesi
21 Nisan 2011 Perşembe
KAYBEDENLER KULÜBÜNÜN STANDART KAYBEDENLERİ
İnsanlık tarihinde insanı yaralayan en etkili silah nankörlüktür.!! Nankörlük en yakınında olanların sana karşı
kullandığı bir silahtır ve kendini koruma durumu söz konusu değildir.silahın etki alanı direkt kalptir,acıtır ve büyük bir sancıya dönüşür,sinir sistemi ve damarlar kullanılarak beyne ulaşır,beyinde kalıcı izler bırakarak var
olan yaşam biçiminizi sekteye uğratır.Uzun yıllar etkisi geçmez bazı nadir durumlarda ölümcülde olabilir.!!!
Ve ben bu günlerde böyle bir saldırıya maruz kalmış bulunuyorum,daha önceleride bu tür travmalar yaşadığım
için etkisi çok ağır olmamakla birlikte siz blog arkadaşlarımla acımı hafifletmek için paylaşımda bulunuyorum.
Sevgili blog arkadaşlarım bu günlerde sinemalarda oynayan kaybedenler kulübünün benimle olan ilişkisinden
biraz bahsetmek istiyorum.Kaybedenler kulübü yaklaşık on yıl süren bir yadro pragramıydı.kent fm de yayınlanan.bu programı arayan gerçekten çok değerli insanlar vardı,bunlardan en önemlileri Aksak kılavuz adlı bir fanzin çikaran CEM BAK,bloğumda yayınladığım resimlerinizdende tanıdığınız POLİKİNİK DİLEMMA.blog aleminde sözün bittiği yer adlı blogda yazan DONUHAN. ve diğerleri SAMSA, KAFKA,
MARKİ,BRİT,ve hatta KARGA(hayko cepkin) birde ben,benmi kimim?Gecenin taa kendisi dedikleri kişi,programların yarısından daha fazlasının kapanırken adına adanan kişi,taksim dolmuş durağında özel olarak beklenen kişi,kent fm in reklam almasını sağlayan kişi,filmde yer verdikleri kuş beyinin sadece onun için üflüyorum dediği kişi,ve hatta inanın abartmıyorum (radyo kayıtlarında vardır) tanrı bile dedikleri kişi HÜSEYİN USTA bizler bu radyo programını bu kadar popüler yapan kişillerdik.Tüm dinleyiciler bizim gibi olma yarışına girmişti felsefe üretme yarışı. öyle bir etkiydiki biz aramasakta,ararız umuduyla bütün programlar sonuna kadar dinlenirdi ve şimdi filmi çekildi ön gösterime davet edildim filmden çıktığımda yarı ölü gibiydim!
Yukardaki arkadaşlarım ve ben tarihten silinmiştik,kaybedenler kulübü artık artislerle ve yönetmenle tarihe geçmişti,hiç beklentim ve çikar arayışım yoktu,ama filmin bir köşesinde adımızda yoktu,bütün bunları açıklama cesaretini gösterecek dürüst birileri de yoktu,Kaybedenlerin filminde kaybedenler yoktu!!!!!
kullandığı bir silahtır ve kendini koruma durumu söz konusu değildir.silahın etki alanı direkt kalptir,acıtır ve büyük bir sancıya dönüşür,sinir sistemi ve damarlar kullanılarak beyne ulaşır,beyinde kalıcı izler bırakarak var
olan yaşam biçiminizi sekteye uğratır.Uzun yıllar etkisi geçmez bazı nadir durumlarda ölümcülde olabilir.!!!
Ve ben bu günlerde böyle bir saldırıya maruz kalmış bulunuyorum,daha önceleride bu tür travmalar yaşadığım
için etkisi çok ağır olmamakla birlikte siz blog arkadaşlarımla acımı hafifletmek için paylaşımda bulunuyorum.
Sevgili blog arkadaşlarım bu günlerde sinemalarda oynayan kaybedenler kulübünün benimle olan ilişkisinden
biraz bahsetmek istiyorum.Kaybedenler kulübü yaklaşık on yıl süren bir yadro pragramıydı.kent fm de yayınlanan.bu programı arayan gerçekten çok değerli insanlar vardı,bunlardan en önemlileri Aksak kılavuz adlı bir fanzin çikaran CEM BAK,bloğumda yayınladığım resimlerinizdende tanıdığınız POLİKİNİK DİLEMMA.blog aleminde sözün bittiği yer adlı blogda yazan DONUHAN. ve diğerleri SAMSA, KAFKA,
MARKİ,BRİT,ve hatta KARGA(hayko cepkin) birde ben,benmi kimim?Gecenin taa kendisi dedikleri kişi,programların yarısından daha fazlasının kapanırken adına adanan kişi,taksim dolmuş durağında özel olarak beklenen kişi,kent fm in reklam almasını sağlayan kişi,filmde yer verdikleri kuş beyinin sadece onun için üflüyorum dediği kişi,ve hatta inanın abartmıyorum (radyo kayıtlarında vardır) tanrı bile dedikleri kişi HÜSEYİN USTA bizler bu radyo programını bu kadar popüler yapan kişillerdik.Tüm dinleyiciler bizim gibi olma yarışına girmişti felsefe üretme yarışı. öyle bir etkiydiki biz aramasakta,ararız umuduyla bütün programlar sonuna kadar dinlenirdi ve şimdi filmi çekildi ön gösterime davet edildim filmden çıktığımda yarı ölü gibiydim!
Yukardaki arkadaşlarım ve ben tarihten silinmiştik,kaybedenler kulübü artık artislerle ve yönetmenle tarihe geçmişti,hiç beklentim ve çikar arayışım yoktu,ama filmin bir köşesinde adımızda yoktu,bütün bunları açıklama cesaretini gösterecek dürüst birileri de yoktu,Kaybedenlerin filminde kaybedenler yoktu!!!!!
20 Nisan 2011 Çarşamba
21 Şubat 2011 Pazartesi
KOLONİ !
Kapitalizm sistemini sağlam temeller üzerinde inşa etmek için her şeyi çok ince detaylarına kadar hesaplayarak hayata geçirmiştir.Eğitimden medyaya,istihbarattan ekonomiye ve tabiki güvenliğine
kadar.Bu anlamda yüzlerce gazeteci öldürülmüş ,binlerce aydın ya öldürülmüş ya da tutuklanmıştır.
Medya ve eğitimlede yeni aydınların oluşması büyük ölçüde azaltılmıştır.Her halukarda bu işler sistemin
sahiplerine ekonomik külfetler getirmiştir,baş ağrısıda cabası.Şimdi S.S.K.D yeni bir öneriyle ortaya çıkmıştır.
Sayıları yok denecek kadar azalan aydın insanlar artık bulundukları toplumlara adapte olamamaktadırlar,aydınların dünya ve insanlık için duyduğu kaygılar umutsuz bir vakaya dönüşmüştür
Bu yüzden sayıları azalan aydınları dünyanın muhtelif bir yerinde bir arada yaşayabilecekleri bir kolonide toplanmasını öneriyoruz .Bu durum sistemin sahiplerini rahatlatacağı gibi ,aydınlara kendi özgür dünyalarında yaşayabilme olanağı sağlayacaktır ,kuralların olmadığı bir dünya.Sadece tek bir antlaşma mevcut olacaktır o da koloninin sınırlarının sistem tarafından ihlal edilmemesi .Belkide hepimiz için böylesi daha iyi olur.
Sivri sinek kolonisi.
kadar.Bu anlamda yüzlerce gazeteci öldürülmüş ,binlerce aydın ya öldürülmüş ya da tutuklanmıştır.
Medya ve eğitimlede yeni aydınların oluşması büyük ölçüde azaltılmıştır.Her halukarda bu işler sistemin
sahiplerine ekonomik külfetler getirmiştir,baş ağrısıda cabası.Şimdi S.S.K.D yeni bir öneriyle ortaya çıkmıştır.
Sayıları yok denecek kadar azalan aydın insanlar artık bulundukları toplumlara adapte olamamaktadırlar,aydınların dünya ve insanlık için duyduğu kaygılar umutsuz bir vakaya dönüşmüştür
Bu yüzden sayıları azalan aydınları dünyanın muhtelif bir yerinde bir arada yaşayabilecekleri bir kolonide toplanmasını öneriyoruz .Bu durum sistemin sahiplerini rahatlatacağı gibi ,aydınlara kendi özgür dünyalarında yaşayabilme olanağı sağlayacaktır ,kuralların olmadığı bir dünya.Sadece tek bir antlaşma mevcut olacaktır o da koloninin sınırlarının sistem tarafından ihlal edilmemesi .Belkide hepimiz için böylesi daha iyi olur.
Sivri sinek kolonisi.
21 Ocak 2011 Cuma
NE OLDU BİZE,GÜNEŞE NEDEN DOĞMUYOR?
Sevgili blog arkadaşlarım,sorunun ana kaynağı olmaktan utanıyorum,ama bana ve diğer insanlara bir şeyler olduğu gerçek,bende bu yüzden ahmet kayanın sevdiğim bir şarkısının sözünü başlık ederek yazıma başlıyorum.Bu yazı hem yorumlarınıza bir cevap olur hemde sorunu analız etmiş oluruz diye yazılmış bir yazıdır.Henüz on yedi yaşındayken bir humanist idim insanları çok seviyordum,çünkü bende bir insandım,
sırf bu yüzden henüz hayatımın baharındayken kendimi halkıma ve insanlığa hiç düşünmeden adamıştım.İnsanların daha özgür bir dünyada yaşaması için emekçilerin kanının asalaklar tarafından emilmemesi için ve tabiki bağımsız bir türkiye için.O yıllarda insanların çok zeki olduğunu düşünüyordum ,öyle ya ben çocuk olmama rağmen bu kadar düşünebiliyorsam büyükler neler düşünürdu allah bilir.Henüz o yıllarda öyle olmadığını anlamaya başladım meğerse gerçekte düşünebilen insan sayısı çok azdı ama umutlarım vardı görmeyenlere gösterirsem,bilmeyenlere anlatırsam her şey düzelir diye de düşünüyordum tıpkı gencecık
yaşında benim kadar şanslı olamayıp ölen bir çok arkadaşım gibi.Ama hiç bir şey benim düşündüğüm gibi olmadı ,dünyada ki sınıflar ortadan kalktı burjuvalar işçileri hatta köylüleri bile burjuvalaştırdı artık proleterya
yoktu grevler daha fazla burjuva olmak içindi !kapitalizm görevini kusursuz yapmıştı gerçek burjuvalar sahtelerini bir köleye dönüştürmüştü artık insanlar daha fazla burjuva olabilmek için çalıştıklarını zannediyordu
aslında sadece faturaları ödeyebilmek için çalıştıklarını farkedemiyordu.Küçük burjuva aydınları artık yoktu kültürlü avrupa bile kayıtsız bir topluma dönüşmüştü küresel faşizm dünyaya tamamen hakim olmuştu.Benim gençliğimde bile az olan düşünebilen insan sayısı neredeyse bitirilmişti kapitalizmin dünyayı fiziksel olarak bitirmeside cabası.Evet sevgili arkadaşlarım benim iyi olma ihtimalim sizce varmıdır?belki sizler durumunuz itibariyle dünyanın iyi tarafında yaşayabiliyorsunuz,dünyanın iyi tarafında yaşamak umutlarınızıda canlı tutabilir,
yanlış anlamayın lütfen belki bende sizin yerinizde olsam aynısı olabilirdim.İnsan umut ettikçe yaşar umutları tükenmiş bir insanın yaşama ihtimali varmıdır?Blogda kendi egomuzu tatmin ederek yada çok az sayıda olan bizlerin birbirine umut aşılayarak yaşaması ne kadar uzun olabilirki işte sorun bu.Bir yandanda halen yazıyor olmam var o da tamamen acabadan kaynaklanan bir şey ,acaba bazı şeyleri görüyor olmam o şeylerin sorumluluğunu taşımam gerektiği anlamınamı geliyor ?!.
sırf bu yüzden henüz hayatımın baharındayken kendimi halkıma ve insanlığa hiç düşünmeden adamıştım.İnsanların daha özgür bir dünyada yaşaması için emekçilerin kanının asalaklar tarafından emilmemesi için ve tabiki bağımsız bir türkiye için.O yıllarda insanların çok zeki olduğunu düşünüyordum ,öyle ya ben çocuk olmama rağmen bu kadar düşünebiliyorsam büyükler neler düşünürdu allah bilir.Henüz o yıllarda öyle olmadığını anlamaya başladım meğerse gerçekte düşünebilen insan sayısı çok azdı ama umutlarım vardı görmeyenlere gösterirsem,bilmeyenlere anlatırsam her şey düzelir diye de düşünüyordum tıpkı gencecık
yaşında benim kadar şanslı olamayıp ölen bir çok arkadaşım gibi.Ama hiç bir şey benim düşündüğüm gibi olmadı ,dünyada ki sınıflar ortadan kalktı burjuvalar işçileri hatta köylüleri bile burjuvalaştırdı artık proleterya
yoktu grevler daha fazla burjuva olmak içindi !kapitalizm görevini kusursuz yapmıştı gerçek burjuvalar sahtelerini bir köleye dönüştürmüştü artık insanlar daha fazla burjuva olabilmek için çalıştıklarını zannediyordu
aslında sadece faturaları ödeyebilmek için çalıştıklarını farkedemiyordu.Küçük burjuva aydınları artık yoktu kültürlü avrupa bile kayıtsız bir topluma dönüşmüştü küresel faşizm dünyaya tamamen hakim olmuştu.Benim gençliğimde bile az olan düşünebilen insan sayısı neredeyse bitirilmişti kapitalizmin dünyayı fiziksel olarak bitirmeside cabası.Evet sevgili arkadaşlarım benim iyi olma ihtimalim sizce varmıdır?belki sizler durumunuz itibariyle dünyanın iyi tarafında yaşayabiliyorsunuz,dünyanın iyi tarafında yaşamak umutlarınızıda canlı tutabilir,
yanlış anlamayın lütfen belki bende sizin yerinizde olsam aynısı olabilirdim.İnsan umut ettikçe yaşar umutları tükenmiş bir insanın yaşama ihtimali varmıdır?Blogda kendi egomuzu tatmin ederek yada çok az sayıda olan bizlerin birbirine umut aşılayarak yaşaması ne kadar uzun olabilirki işte sorun bu.Bir yandanda halen yazıyor olmam var o da tamamen acabadan kaynaklanan bir şey ,acaba bazı şeyleri görüyor olmam o şeylerin sorumluluğunu taşımam gerektiği anlamınamı geliyor ?!.
Etiketler:
GÜNEŞE NEDEN DOĞMUYOR,
NE OLDU BİZE
19 Ocak 2011 Çarşamba
MEKTUP

üzüldüğüm bir durum bu dünya kendimi soyutlamama bile izin vermezken burda ne işim var diye düşündüğüm
bir durum.Belki ekonomik durumumun ve uzun süre işsiz olmamın bu durum üzerinde etkisi de vardır son aldığım ve ilaç niyetine kullandığım kitap bile on yedi tl,yani ilaçlarımı bile alamadığım bir durum .Yıldızlar erirken gökyüzünde,kuşlar dökülürken üstümüze ve pilotlarımız kanlı kanatlarıyla düşerken yer yüzüne vs,vs.
gibi şeylerden bahsedip sizide kendi karanlığıma ortak etmek istemiyorum belki bu durum sadece bana ait bir hastalıktır,ve salgın olma riskini ortadan kaldırmak istediğim için bloglardan uzak durmayı tercih ediyorum lütfen beni anlayışla karşılayın,umarım bu durumum geçici olur ve aranıza dönerim,inanın aranıza dönebilmek,
beni saran duvarlardan bir tanesinin parçalanması olacaktırki bu da iyi bir şey.Beni merak edip soran çok az sayıda blog arkadaşlarıma,özelliklede sevgili dalgaları aşmak'a,gülsen hocama ,hatsumomoya ve beni düşündüklerini bildiğim blog yazarlaına sevgilerimi sunarım umarım dünya ve hayat istediğiniz gibi olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)